Dünya kabadayılığı buraya kadar!
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız sizin acı çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah ilim sahibidir, hakimdir.” (Nisa, 4/104)
Bu dünya hayatı bir imtihandır. Bu imtihanda acılar da zevkler de umuma dağıtılmıştır. Ama aynı zamanda bazılarının bitmeyeceğini zannettiği bu hayat herkes için sonludur. Bittiği zaman herkesin yeri belli olacak.
Ondan dolayı mealini verdiğimiz ayeti kerimede, Allah mü’minlere düşman topluluğunun da aslında acı çektiğini, ama kendilerinin onlardan önemli bir farkları olduğunu hatırlatıyor. Onların ölümden sonrasıyla ilgili bir beklentileri yok. Her şeyin bu dünya hayatından ibaret olduğunu zannediyorlar. Ama mü’minler ölümün bir yok oluş olmadığını bilmekte, bu yüzden de burada çektikleri acıların, yaptıkları işlerin karşılıksız kalmayacağını ummaktadırlar.
Birçok katliamdan ve cinayetten sorumlu olan, Suriye’deki katil Baas rejimine destek için silahlı milis güçlerini yöneten eli kanlı Mihraç Ural’ın Suriye’de, Lübnan’a kaçmaya hazırlandığı bir sırada sağ olarak ele geçirildiği haber verildi. Böylece onun için artık dünyadaki bütün kabadayılık tam anlamıyla zillete dönüştü.
Gerçi kabadayılığı, desteklediği Baas rejimi devrilince büyük bir yara almıştı. Ama muhtemelen yine toparlanmak veya yeni yönetime zarar vermek için elinde kalan imkânları değerlendirmeye çalışıyordu. Ne var ki 12 gün önce bir numaralı adamı Cemal Trablusi’nin yakalanması üzerine, muhtemelen onun kendisinin yerini ifşa edeceğinden korktuğu için Suriye’yi terk ederek Lübnan’a kaçmak istedi; ama bunu başaramadı ve sınırda yakalandı. Eli kanlı bir canavar olarak hesap vermek üzere kontrol altına alındı.
Elbette dünyada bir ceza çekecekler. Ama burada çekecekleri ceza onların işledikleri zulmün ve icra ettikleri vahşetin tam karşılığı değildir. O yüzden Yüce Allah şöyle buyurur:
“Bu onlar için dünyada bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.” (Maide, 5/33)
Fakat, Yüce Allah’ın bu dünyada insana bir mühlet vermesi Allah’ın lütfundan ve merhametindendir. Nitekim yukarıda mealini verdiğimiz ayetin devamında şöyle denmektedir:
“Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Maide, 5/34)
Tabii burada kastedilenler bozguncuların ve düşman güçlerin cephesinde durmaktan vazgeçenlerdir. Yoksa hukuki anlamda suç işleyenler değildir. Çünkü hukuki anlamda suç işleyenlerin cezaları yine icra edilir. Ahirette Allah dilerse affeder.
Bir kimse dünyanın cazibesine kapılarak, kendisine verilen mühleti hatalarından ve özellikle de küfürden dönmek için değerlendirmeyip, küfür ve zulümde ısrar ederek ahirete göç ederse artık pişmanlığın bir faydası olmayacaktır. O gibiler için de Yüce Allah şöyle buyurur:
“İnkar edenlere gelince, onlar için cehennem ateşi vardır. Orada canları alınmaz ki ölsünler. Kendilerinden onun azabı da hafifletilmez. İşte biz her bir nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada: “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmakta olduklarımızdan farklı olarak salih amel işleyelim” diye feryad ederler. Size öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir ömür vermemiş miydik? Size uyarıcı gelmişti. Artık tadın (azabı); zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fatır, 35/36-37)
Tabii, dünya hayatının cazibesine kapılanlar bu hayatın bitmeyeceğini zanneder ve yaptıklarından hesaba çekilecekleri günün ise asla gelmeyeceğine inanmak için kendilerini ikna etmişlerdir. Oysa sizden önce nicelerine verilen mühlet dolmuştur. Bu mühlet daha fazla zulmedesiniz diye değil, öğüt alacak olanın öğüt alması ve hatasından dönmesi için veriliyor.
Gelmeyeceğini zannettiğiniz hesap gününün geleceğinden ise biz zerre kadar şüphe etmiyoruz. Bu konuda da yine Kur’an-ı Kerim’in üslubuyla cevap verelim: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin! Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” (Yunus, 10/20)







