Sömürü düzenine ve faiz lobiye neşter vurulmalı! HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu'ndan tarihi çağrı!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin İstanbul 5. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı tarihi konuşmada, kapitalist düzenin ve faiz çarkının milleti sömürdüğünü belirterek "Faizsiz Türkiye" sürecinin derhal başlatılması gerektiğini vurguladı. Televizyon ekranlarının halkın gerçek sorunlarından kopuk olduğunu dile getiren Yapıcıoğlu, 33 trilyon liranın bankalarda faizde bekletilmesinin üretimi ve istihdamı felç ettiğini, bu sömürü sistemine son vermeden ekonomik krizlerin bitmeyeceğini söyledi.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin İstanbul 5. Olağan İl Kongresinde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin ekonomik sorunlarına değinerek milletin sırtında bir yük olan faiz belasından kurtulmak için faizsiz Türkiye sürecini başlatma çağrısında bulundu
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Olağan İl Kongresi’ne katıldı. Bağcılar Göztepe Spor Kompleksi'nde "Dürüst Siyaset, Gerçek Adalet" sloganıyla düzenlenen kongreye halk yoğun ilgi gösterdi.
Kongre, HÜDA PAR Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda davetlinin katılımıyla büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi.
Yoğun katılımla yapılan kongrede partililere ve halka hitap eden HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, her ne kadar ekranların gündeminde olmasa da sokağın gündeminde yüksek faizler, durgun piyasa, kepenk kapatan esnaf, işçi çıkaran fabrika, konkordato ilan eden tüccar olduğunu vurgulayarak bunların tümünün başında faiz belası olduğunu vurguladı.
“Ekranlarda halkın gündemi yoktur”
Siyasetin gündemi ile halkın gerçek gündeminin birbirinden tamamen kopuk olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Televizyonlarda, tartışma programlarında, haber bültenlerinde hemen her gün fon krizi, belediyeler, parti değiştirmeler, yolsuzluklar, operasyonlar var. Ama ekranlarda halkın gündemi yoktur. Siyasetin gündemiyle halkın gündemi birbirinden kopuktur. Siyasetin gündeminde kim hangi partiye geçti, falanca belediyeye yapılan operasyonun sebebi neydi soruları var.” dedi.
“Kapitalist sistem düzenli olarak kriz üretir”
Kapitalizmin sömürü düzeni olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Makinist değil makas değişmelidir. Kapitalist sistem olmayan şeyi sattığı için düzenli olarak kriz üretir. Sürekli balonlar oluşur, sonra o balonlar patlar. Kapitalizm özünde serveti yığıp para satmak vardır. Bizim inancımıza göre para satılacak bir meta değildir, alışverişi kolaylaştırmak için üretilmiş bir araçtır. Ama bu düzende en tatlı kârı para satanlar kazanıyor, kriz dönemlerinde ise kârlarını katlıyorlar. Sistemin kötülüğü anlaşılmadan sistemin uygulayıcılarına saldırmak hiçbir şeyi değiştirmez; biri gider, bir başkası gelir. Makinist değişse ne olur? Ray aynı, tren aynı. Makas değişikliği yapmak, şu sömürü düzeninden çıkmak lazım.” dedi.
“Bu millet bu yükün altında nasıl ayakta dursun?”
Faiz politikasının ekonomiyi tükettiğini belirten Yapıcıoğlu, “Bu memlekette piyasada 1 trilyon liranın biraz üzerinde para dolaşıyor. 33 trilyon lira faizde ve bankalarda yatıyor. Bu para 2026 yılının ilk altı ayı Gayrisafi Yurt İçi Hasılaya yakındır. Türkiye'nin geçen yılki bütçesi 12 trilyondu. Yani üç yıllık bütçemiz bankalara teslim edilmiş durumda. Bu millet bu yükün altında nasıl ayakta dursun? Peki, bu kadar büyük bir mevduat orada niye duruyor? Tek bir sebebi var. Faiz oranı yüksek olduğu için duruyor. O para güya en kârlı iş olduğu için orada. Faiz yüksek olmasaydı o para bankada beklemez, üretime ve istihdama akardı. Şu parayı bir düşünün. Eğer 33 trilyon lira, tezgâha, tarlaya, fabrikaya gitseydi bu memlekette yoksulluk mu kalırdı, kriz mi kalırdı? Asıl sorulması gereken soru şudur: Faiz bu memlekette niye bu kadar kıymetli hâle geldi ki insanımız yatırımı, üretimi, istihdamı, sanayiyi bırakıp parasını faize gömüyor? Bir ülkede para kazanmanın en kolay ve en garantili yolu para satmaksa, o ülkede üretim de biter, istihdam da biter.” şeklinde konuştu.
“Türkiye’de yetişkin vatandaşların yüzde 81’i bankalara borçludur”
Faizin bütün iktisadi hastalıkların anası olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, “Her yıl bütçe meclise sunulduğunda gazeteler ‘en büyük pay eğitime, sonra sağlığa’ diye yazar. Oysa bunların hepsi faizden sonra gelen rakamlardır; en büyük payı her sene faiz alır. Dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika’nın 40 trilyon dolar borcu, 1,3 trilyon dolar yıllık faiz gideri vardır. Amerika, Çin, Japonya, Almanya ve Türkiye borçlu. Peki, kim alacaklı? Tefeciler bütün dünyadan alacaklıdır: Hükümetlerden, şirketlerden, belediyelerden ve şahıslardan. Türkiye’de yetişkin vatandaşların yüzde 81’i bankalara borçludur.” dedi.
“Gelin bir de ‘Faizsiz Türkiye’ süreci başlatalım”
Faizin sadece enflasyonun değil; işsizliğin, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve toplumsal çürümenin de sebebi olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Faizsiz Türkiye” süreci başlatılması çağrısını yineleyerek şöyle konuştu:
“Teröre kaç trilyon harcadığımızı konuşuyoruz; peki son 40 yılda faize ne kadar harcadık? Son 23 yılda ödenen faiz miktarı 743 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Gelin bu ekonomik terörü de bitirelim. Gelin bir de ‘Faizsiz Türkiye’ süreci başlatalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Faiz yükseltilerek enflasyon düşürülemedi, piyasa daraldı. Faizler yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye çıkarıldı. Bununla TL değerlenecek, piyasadan para çekilecek, sıkı para politikasıyla enflasyon düşürülecekti. Ama 2023 Haziran ayında yüzde 38 olan yüzde 70’lere fırladı. Üç yıl sonra enflasyon eski seviyesinin biraz altına düşünce de kimse bunu büyük bir başarı gibi pazarlamaya kalkmasın. Bugün faizden geçinenler hariç herkes şikâyetçi. Faiz sünger gibi parayı emdi, esnaf çekini ödeyemiyor, tüccar konkordato ilan ediyor, fabrika işçi çıkarıyor, milletin cebinde alışveriş yapacak para kalmadı. Bunu yapanlar enflasyonun sebebinin fazla talep olduğunu sandılar; asıl sebebin maliyetlerin yüksekliği olduğunu hesaba katmadılar.”
“Emekliler temel insani yaşam standardını sürdürecek imkâna sahip değil”
Emeklilerin ve dar gelirlilerin mevcut durumunun artık sürdürülebilir olmadığını belirten Yapıcıoğlu, “Bu ülkede 17,1 milyon emekli var ve bu insanlar temel insani yaşam standardını sürdürecek imkâna sahip değil. Bir ömür çalışmış, bu memlekete emek vermiş insanlardan söz ediyoruz.” dedi.
Emeklilerin ve dar gelirlilerin mevcut durumunun artık sürdürülebilir olmadığını belirten Yapıcıoğlu, 17,1 milyon emeklinin temel insani yaşam standartlarından yoksun olduğunu vurguladı.
Hayatını bu ülkeye çalışarak adamış insanların hak ettiği yaşamı süremediğini ifade eden Yapıcıoğlu, asgari ücretin tek bir kişinin dahi geçinmesine yetmediğini, dört kişilik bir aile için ise bu ücretin kabul edilemez bir seviyede olduğunu dile getirdi.
“Asgari ücret açlık sınırının altında olmamalı”
Bu ekonomik tablonun artık sürdürülemez bir aşamaya geldiğinin altını çizen Yapıcıoğlu, şunları dile getirdi:
“En düşük emekli maaşı asgari ücretin, asgari ücret açlık sınırının altında olamaz. Bir dönem asgari ücretin üzerinde maaş alan emekliler bugün asgari ücretin epey altına düştü. Bunun için kanun teklifi verdik: En düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olamaz. Ayrıca asgari ücretin tanımına itiraz ediyoruz; o tanımda sadece işçi var, işçinin ailesi yok. Gelin asgari ücretin tanımına işçinin bakmakla yükümlü olduğu ailesini de ekleyelim. Bugün tek bir kişinin geçinmesi için 50 bin lira gerekiyor, asgari ücret bunun yarısından biraz fazla. Asgari ücret açlık sınırının altında olmamalı; en azından dört kişilik bir ailenin gıda harcamasına yetmeli, en düşük emekli maaşı da buna eşitlenmeli.”
“Vergiyi asıl olarak asgari ücretli ödüyor”
Türkiye'de hazineye giren her 3 liralık verginin 2 lirasının dolaylı vergilerden oluştuğunu ve bu oranın zaman zaman yüzde 70'e kadar çıktığını, vergilerin kazanırken değil harcarken ödenmesi nedeniyle insanların vergi verdiğinin farkında bile olmadığını ifade eden Yapıcıoğlu, “Vergiyi asıl olarak asgari ücretli ödüyor. Asgari ücretten gelir vergisi alınmıyor, doğru. Ama asgari ücretlinin ödediği tek vergi gelir vergisi değil ki. Türkiye’de hazineye giren her 3 lira verginin 2 lirası dolaylı vergidir; bu oran zaman zaman yüzde 70’e kadar çıkıyor. Yani vergiyi kazanırken değil, harcarken ödüyoruz ve insanlar vergi verdiğinin farkında bile değil. Minibüse biniyorsun, vergi veriyorsun; çünkü o minibüs alınırken fiyatından daha fazla ÖTV’si var, yakıt doldurulurken pompaya yazılan ücretin yarısından fazlası vergi. Ne alırsanız alın, o fiyatın içinde ciddi bir vergi var.” dedi.
Mehmet Eşin güven tazeledi
Tek liste ile gidilen seçimde mevcut başkan Mehmet Eşin, tüm delegelerin oyunu alarak yeniden HÜDA PAR İstanbul İl Başkanlığı görevine seçildi.