ABD’nin Irak’tan defolması Afganistan’dan kovulması gibi midir?
ABD Başkanı Donald Trump, “Irak’tan defolup gidiyoruz!” diye bir laf ettikten sonra, kendinden önceki ABD başkanlarının Irak konusundaki yanlış politikalarına temas eden bir açıklama yapmıştı. Malum olduğu üzere Trump, her ne kadar sarayda oturuyor olsa da kahve dili kullanmasıyla şöhret bulan biri. Bu da onun karakteristik bir kişiliği. Onun için artık kimse yadırgamıyor.
Trump aynı zamanda kendisinin politikalarını haklı çıkarmak ve attığı yeni adımları isabetli göstermek için ülkenin kendinden önceki yöneticilerinin yanlışlarından istifade ediyor. Bu, siyasilerin sıkça başvurduğu bir strateji ve taktiktir. Ama çoğu zaman fazla taşlamadan ve dolaylı bir üslup kullanarak itirazlarını belli etmeye çalışırlar. Trump ise bu konuda da çok açık ve iğneleyici bir dil kullanmayı tercih ediyor.
Evet, ABD aynen Trump’ın dediği şekilde Irak’tan defolup gidiyor. Ama ne yazık ki Afganistan’da olduğu gibi kovularak gitmiyor. Askerlerini tamamen çekmiş olsa da politik tercihlerinin ve Irak üzerindeki çıkarlarının korunacağı bir siyasi altyapı oluşturduktan sonra, artık bu ülkede askerlerini tutmanın fazla bir anlamının olmadığına kesin kanaat ettiği için gidiyor.
Evet, defolup gitmesine de seviniyoruz. Ama Afganistan’da olduğu gibi kovulup gitseydi daha çok sevinecektik. Ne var ki bu konuda hâlâ birtakım tereddütlerimiz ve ciddi endişelerimiz var.
ABD her ne kadar Irak işgaliyle ilgili hesaplarını ve planlarını tam olarak gerçekleştiremediyse de bölgeyi bir fitne kazanına çevirme konusunda başarılı oldu. Sonra bizzat kendisinin fitilini çektiği kargaşalardan ülke üzerinde siyasi ve stratejik baskı araçları oluşturmak için yararlanabildi. Boynuna bir ip takmayı ayağına da pranga vurmayı büyük ölçüde başardı. O yüzden ABD’nin Irak’taki son askerini de çekmesi bu ülkenin gerçek anlamda siyasi özgürlüğüne kavuştuğunu ve ülkeye hükmedecek siyasi otoritenin artık bağımsız iradesiyle karar verebileceğini göstermez.
Bazı yorumlarda Irak’taki mevcut yönetimin ABD ile İran arasında bir denge politikası izleyeceğine dikkat çekiliyor. Tabii bu, Irak’ın şu an karşı karşıya olduğu durum açısından bir “maharet” olarak lanse ediliyor. Bizim kanaatimize göre ise bu, kuyruğu bir tarafa yuları diğer tarafa teslim etmek anlamına gelir. Dolayısıyla denge senin kararlarınla değil bir taraftan kuyruğunu diğer taraftan yularını çekiştiren güçler arasında uyum sağlanmasını mümkün kılabilecek kararlarla gerçekleşebilecektir.
Bu konuda daha şimdiden bazı sorunlar kendini belli etmeye başladı. Normalde ABD askerlerinin tamamen çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleştirilecek, İran’a yakın duran Şii milis grupların resmi silahlı güçlere entegre edilmesi planı uygulamaya konamadı. Şimdilik belki ABD, Körfez Savaşı’nda içine düştüğü sıkıntı yüzünden ve Irak’ta yeniden kaosun hakim olması suretiyle bölgede hesapların daha da bozulmasına neden olmamak için söz konusu milis güçlerin entegre edilmesi takviminin uzatılmasını kabullenmek zorunda kaldı.
Bununla birlikte ABD, Irak üzerinde yaptırım gücünü sağlamlaştırmak amacıyla gerek gördüğünde baskı aracı olarak kullanabileceği birtakım ekonomik bağlantılar oluşturdu. Öyle ki Irak’ın sattığı petrolün parasının ödenmesi bile ABD bankaları kanalıyla gerçekleştirilecek ve Vaşington ihtiyac duyduğunda bunu siyasi baskı aracı olarak kullanabilecek. Hepsi bu kadar değil tabii, bu sadece bir örnek. Dolayısıyla Bağdat’ın denge politikası kendi çıkarlarını gözetme prensibine göre değil başkalarını kızdırmama, onların çıkarlarına ve hesaplarına zarar vermeme prensibine göre şekil almak zorunda olacaktır.
Bu durum ABD ile İran arasındaki gerginliğin Irak’ı da bir şekilde etkilemeye devam edeceği anlamına gelir. Böyle bir konumda olmak bir “denge politikası” izlemeyi zaten zorunlu kılmaktadır. Ama bu politikanın çerçevesini ve sınırlarını sizin kendi çıkarlarınız değil size hükmedenlerin, hareket alanınızın sınırlarını çizenlerin çıkarları belirleyecektir.







