Askeri terörle alamadığını ekonomik terörle alma planı
Askeri terörle alamadığını ekonomik terörle alma planı
AHMET VAROL
Terör filolojik olarak Batı kültürüne ait bir kavramdır. Korkutma, tehdit ve şiddet gibi anlamlara gelir. Ama zaman içinde bazen haklı tanımlamaların bazen de kendini haklı çıkarma amaçlı propagandanın aracı olarak kullanılmak üzere kavramlaştırılmıştır
Şiddet ve terörün iki yönü var: Bir yönünü saltanat ve gücü ellerinde bulunduranların bu konumlarını devam ettirmek için başvurdukları hukuksuz şiddet oluşturmaktadır ki buna resmi şiddet denebilir. Diğer yönünü de saltanat ve gücü ele almak isteyenlerin başvurdukları gayri meşru şiddet oluşturur.
ABD terörden, hem kendisinin uluslararası çaptaki zulüm uygulamalarını haklı çıkarmak amacıyla suçlama aracı olarak hem de, uluslararası alanda karşısına aldığı ülkeleri ya da oluşumları zayıf düşürmek amacıyla bu kategoriye sokulabilecek nitelikteki uygulamalara başvurmak suretiyle yöntem ve araç olarak yararlanmaktadır.
Bu yüzdendir ki teröre en sık ve en çok başvuran bu ülke aynı zamanda kimlerin teröre başvurduğu konusunda kendini bir karar mercii olarak gördüğü için her yıl “teröre başvuranlar listesi” yayınlamaktadır. Ama şimdiye kadar hazırlamış olduğu terör listelerinin hiçbirine kendini dahil etmedi. Bu da onun söz konusu listeleri hazırlarken adil ve tarafsız davranmadığının en açık göstergesidir.
Malum olduğu üzere katil siyonist işgal rejimiyle birlikte Gazze’de korkunç bir soykırım savaşı gerçekleştirdikten sonra, burada sahada pek karşılık bulmasa da bir ateşkes imzalanmasından birkaç ay sonra yine işgalci siyonist rejimle ittifak halinde İran’a saldırı düzenledi. Bu saldırısında savaş hukukunun hiçbir kuralına ve insanlığın binlerce yıllık tecrübelerle kazandığı “insani ve ahlaki değerler”in hiçbirine riayet etmeksizin korkunç bir yıkım ve katliam gerçekleştirdi.
Ama istediklerinin hiçbirini elde edemediği gibi bu savaş onun askeri tehdit gücünü yani askeri terörden yararlanarak muhaliflerini sıkıştırma konusunda etki gücünü bir diğer tanımlamayla psikolojik savaş gücünü büyük ölçüde kaybetmesine neden oldu.
Şimdi ABD Başkanı Trump, İran’ı şartsız teslim olmaya ve özellikle elindeki Hürmüz kartını kullanmaktan vazgeçemeye zorlamak amacıyla ekonomik yaptırımlarını daha da katılaştırmaya karar verdi.
Ancak ABD kendisi bu yaptırımlara zaten yıllardan beri başvuruyor. Trump, ekonomik baskının etkili olmasını sağlamak için tüm dünya ülkelerinin bu yaptırımlara iştirak etmesi için onları zorlamayı hedefliyor. Yani, askeri operasyonda yanında durmayan, fiili olarak savaşa iştirak etmeyen ve kendisini Netanyahu ile birlikte ortada bırakan ülkelerin ekonomik savaşta yanında yer almalarını sağlamak ve İran’dan, askeri terör yoluyla alamadığını ekonomik terör yoluyla almak istiyor.
Ama acaba Trump bunu başarabilecek mi? Bugün İran’a yönelik yaptırımlara tavizsiz destek vermelerini istediği ülkelerin birçoğunun bu ilişkilerle elde ettiği pek çok çıkar var. İran’ın köşeye sıkıştırılmasını belki önemsemeyebilirler ama Trump’ın hatırına kendi çıkarlarından vazgeçecekler mi? ABD’nin bu konudaki tehdit ve baskıları karşılık bulacak mı? Çünkü iştirak etmemeleri durumunda ABD’nin onlara da yaptırım uygulamaya kalkışmasının kendisine de bir geri dönüşü olacak. Sonuçtan ABD ekonomisi de ciddi şekilde etkilenebilir ve zarar görebilir. Bu da zaten gittikçe kötüye giden ABD ekonomisini daha da sarsabilir.
Eğer Trump’ın ekonomik şiddete başvurması sonuç vermezse o zaman ABD, askeri alanda psikolojik savaş gücünü kaybettikten sonra ekonomik savaş alanındaki psikolojik tesir ve baskı gücünü de kaybedebilir. ABD’nin bugün dünya üzerindeki otoritesi ve diktatoryası yüzde elli oranında askeri tehdit gücüne dayanıyorsa yüzde elli oranında da ekonomik tehdit gücüne dayanmaktadır.
Askeri tehdit gücünü şimdilik tümüyle olmasa da büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır. Ekonomik tehdit gücünü de kaybederse Sovyetler Birliği’nin çöküşü gibi Amerikan emperyalizminin küresel saltanatının çöküşüne de şahit olmamız ihtimal dışı olmayacaktır.