Aksa İntifadası, Aksa Tufanı ve Mescidi Aksa!
Üç gün önce yani 29 Eylül tarihi Filistin’de Aksa İntifadası olarak isimlendirilen halk ayaklanmasının başlamasının 26. yıldönümüydü. 29 Eylül 2000 tarihinde aşırı siyonist, Sabra ve Şatilla katliamlarından sorumlu olması sebebiyle Beyrut kasabı olarak tarihe geçen Ariel Şaron’un kendisi gibi ırkçı siyonistleri toplayarak Mescidi Aksa’ya baskın düzenlemeye kalkışması üzerine Aksa İntifadası patlak vermişti. Binlerce Filistinli, onun Mescidi Aksa’yı kirletmesine fırsat vermemek için önceden burayı doldurmuş ve direnmişti.
Beş gün sonra yani 7 Ekim tarihinde de Aksa Tufanı’nın başlamasının yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bu eyleme Aksa Tufanı adı verilmesi, işgalci siyonist rejimin, Mescidi Aksa’nın kimliğini değiştirme ve burayı paylaştırma planlarının hayata geçirilmesine engel olunmasının öncelikli olarak amaçlanması sebebiyleydi.
Bu eylem işgalci siyonist rejimi ciddi şekilde sarstı. Ne var ki Mescidi Aksa’ya sahip çıkmak için büyük zorlukları göze alarak direnen ve mücadele eden Filistin halkını özelde Arap ülkeleri genelde İslam âlemi büyük ölçüde yalnız bırakırken, siyonist işgali İslam coğrafyasının kalbine bir hançer gibi saplayan Batı emperyalizmi, ABD ve Avrupa kendi gayri meşru çocuklarına sahip çıkmayı ihmal etmedi. Onun Aksa Tufanı karşısında ciddi şekilde sarsıldığını görünce bütün araçlarıyla seferber oldu, ekonomik, siyasi ve askeri güçleriyle destek verdiler.
Küresel güçlerin, ABD ve Avrupa’nın verdiği destekten cüret alan siyonist işgal rejimi, yine onların sağladığı imkân ve yardımlarla Gazze’de büyük bir soykırım gerçekleştirdi.
Böyle bir vahşet karşısında İslam âleminin büyük ölçüde etkisiz kaldığını gören siyonist katiller bugün Mescidi Aksa’yla ilgili kirli planlarına geri dönmüş görünüyorlar. Yahudilerin Sukot (Çardak) bayramını bahane ederek günlerden beri bu kutsal mabedi ciddi şekilde huzursuz ediyorlar. “Yahudi yerleşimciler” olarak nitelendirilen terör çetelerini toplayıp Mescidi Aksa’ya her gün, kalabalık gruplar halinde baskınlar düzenliyorlar. Diğer taraftan Müslümanların girmesini engellemek için Mescidi Aksa’yı bütün kapılar ve caddeler üzerinden sıkı bir polis ablukasına almış durumdalar.
Aksa külliyesi içinde bazı alanlara Müslümanların girmesini tamamen engelleyerek oralarda sadece yahudilerin dini ritüellerini ve ayinlerini yapmalarına imkân tanıyorlar. Bu yönüyle Mescidi Aksa resmi olarak bölünmüş olmasa da fiili olarak paylaştırılmış sayılır. Zaten siyonistlerin amacı da, burayı paylaştırma planlarını bir fiili durum oluşturmak suretiyle gerçekleştirmek.
İşgal rejimi burayı paylaştırmak için bir yasa tasarısı hazırladı. Gelen tepkiler üzerine rafa kaldırmak zorunda kaldıysa da gündeminden çıkarmadı. Şimdi önce fiili durum oluşturmak, böylece bazı kısımları tamamen yahudilere tahsis etmek, oralara Müslümanların girmesini engellemek sonra da oluşturulan durumla ilgili bir yasa çıkarmak suretiyle oluşturulan fiili durumu “yasal” bir çerçeveye oturtmak istiyor.
Yahudilerin Sukot yani Çardak bayramını da böyle bir fiili durum oluşturmak için çok iyi bir fırsat olarak görüyor ve değerlendirmeye çalışıyor. O yüzden bu yılın Sukot bayramında Mescidi Aksa’ya baskın düzenleyen yerleşimci çete mensuplarının sayısı zirveye tırmandırıldı. 2000 yılında Mescidi Aksa’ya sokulmayan Ariel Şaron’un yerini şimdi Itamar Ben-Gvir isimli sözde Ulusal Güvenlik Bakanı ırkçı siyonist dolduruyor. Bu adam geçtiğimiz pazar ve pazartesi günleri üst üste iki gün yerleşimci terör çeteleriyle birlikte Mescidi Aksa’ya baskın düzenledi ve içinde muhtelif dini ayinlere katıldı.
Mescidi Aksa’ya sahip çıkma ve onu himaye etme görevi sadece Filistinlilerin görevi değildir. Tüm Müslümanların ve İslam âleminin ortak görevidir. Benim de üyesi olduğum Uluslararası Kudüs Müessesesi bugünü yani 2 Ekim Cuma’yı Mescidi Aksa İçin Öfke Günü ilan etti. Ama bir günlük öfke yetmez. Siyonist katilleri Mescidi Aksa’dan ellerini çekmeye mecbur edinceye kadar öfkelenmeye devam etmeliyiz.







