Azerbaycan vefakârlığı!
Halkların ve toplumların sahip olduğu değerleri, tarihi ve kültürel bağları, kısacası kardeşliğin temelini oluşturan unsurları siyasi iradelerle aynı yere koyamayız. Birincileri siyasi otoritelerin tercihleriyle ilgili yanlışların haklı gösterilmesi ve savunulması için gerekçe olarak kullanmak bir yanıltma ve aldatmadır. Siyasi otoritelerin yanlışlarını, halkları özde buluşturan ve kardeş kılan değerlerin üstünü çizmek ve bunları yok saymak için kullanmaya kalkışanlar ise aslında ya ne yaptıklarının farkında olmayan cahil ya da birilerinin yanlışlarından başka bir alanda zihinleri bulandırmak için yararlanmaya çalışan art niyetli provokatörlerdir.
Bizim Azerbaycan’la kardeşlik bağlarımız tarihten gelen köklü ve güçlü bağlardır. İki ülkenin halklarını ortak zeminde buluşturan değerler de siyasi otoritelerin yanlışlarıyla sökülüp atılamayacak kadar güçlüdür. Ama bunlar, bugün Azerbaycan’a hükmeden zihniyetin kesinlikle görmezden gelinemeyecek kadar ciddi ve sorgulanması gereken yanlışlarını savunmanın ya da bu yanlışlar karşısında suskun kalmanın, “Azerbaycan dost ve kardeş ülke” gerekçesine dayanılarak görmezden gelmenin mazereti olamaz. Bilakis söz konusu zihniyetin bu derece haddi aşan kararlarının ve uygulamalarının esasta Türkiye ve Azerbaycan halkını kardeş kılan temel değerlerden tamamen uzaklaşma anlamına geldiğinin hatırlatılması ve yanlışlardan dönülmesi için gerekli uyarıların yapılması zorunludur.
Haklar ve özgürlükler konusunda, vicdanlar ileriyi gösterirken bugün Azerbaycan’a hükmeden zihniyet geriye gitmeyi tercih ediyor ve okullarda “hicab”ı yani tesettürü yasaklıyor. Bu totaliter ve baskıcı zihniyetin “hicab” yasağından sadece Azerbaycan ve Türkiye halklarını ortak zeminde buluşturan değerlere saygı duyanların değil insanî değerlere ve ahlâkî ölçülere saygılı olan herkesin “hicab” etmesi gerekir.
Azerbaycan, sadece teknolojide, muhtelif sektörlerin geliştirilmesinde değil hangi yolların ucunun karanlık, hangi sokakların çıkmaz sokak olduğunu önceden tahmin etme konusunda da Türkiye’nin tecrübelerinden yararlansa lehine olacaktır. Bu tür utanç verici yasaklar yeterince tecrübe edilmiş ve ucunun uçurum olduğu açık bir şekilde görülmüştür.
Bu tür yasakların yasakçıların amaçlarına da hizmet etmediği ve kullanıcısını yoran kör testereden başka bir şey olmadığı da yeterince tecrübe edilmiştir. Azerbaycan’a hükmeden zihniyet her ne kadar ülkesinde İslamî duyarlılığın yayılmasından rahatsız oluyor olsa bile, bu tür dayatmaların ve zorbalıkların bu konuda işe yaramadığı konusunda Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanması faydalı olacaktır. Böyle bir zorbalık ve yasakçılık, kendilerine itibar kazandıran değerlerini bütün dünyevi çıkarların üstünde gören kararlılık sahiplerini teslim olmaya zorlayamaz; bilakis onların kararlılıkları başkalarını da cesaretlendirir ve hassasiyet sahiplerinin sayısı her geçen gün artabilir.
Azerbaycan’a hükmeden totaliter anlayış sahiplerinin itibarını zedeleyen en önemli yanlışlardan biri de siyonist işgalci katillerle işbirliğini sürdürmekte ısrarlı olmalarıdır. Ne yazık ki bu konuda, dara girdikleri her yerde kendilerine destek veren Türkiye’ye vefakârlık etmemiş, onunla aynı yerde durmamış, tüm İslam âlemi için ciddi tehdit oluşturan siyonist katillerle birlikte olmayı tercih etmişlerdir.
BM 81. Genel Kurulu’nda siyonist katil Netanyahu’nun konuşması esnasında pek çok ülkenin temsilcisi salonu terk ederek vahşi canavarı protesto ederken Azerbaycan temsilcisi salonda kalarak tam bir itinayla onu dinlemeyi tercih etmiştir. Oysa işgalci siyonist katilin Türkiye’yi birçok yerde tehdit ettiği biliniyor. Azerbaycan yönetiminin, Türkiye’ye gelebilecek bir tehlikenin kendi ülkesi için de tehlike olacağını bilmesi gerekir.
Bu günlerde de Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen ADEX 2026 fuarında siyonist işgalcilerin silah firmalarına, Gazze’deki soykırımda kullanılan silahlarını teşhir etmeleri ve dünya piyasalarına arz etmeleri fırsatı veriliyor.







