“Özel (otizmli) çocuklarla çalışmanın ‘zahmetinden’ daha çok ‘rahmeti’ var”
Sercan Sezgin. YASEV Spor ve Hareket Eğitim Merkezi kurucusu. Sezgin hocamız ekibiyle birlikte özel (otizmli) çocuklarla on yılı aşkın süredir,kendi ifadesiyle enerji-güç kaynağının ‘Samimiyet, teslimiyet ve dua’nın oluşturduğu ‘Hareket Eğitimi ve Spor’ üzerine çalışıyor. Özel çocuklarla çalıştığı süre zarfında dünyasına girdiği çok sayıda çocuğun hayatına katkı sağlayarak, her birinin kaliteli yaşam sürmesinde pay sahibi oldu. Allah’ın cennetiyle müjdelediği özel (otizmli) çocuklarla çalışmanın ‘her kişinin değil, er kişinin işi’ diyerek, mesleğine olan sadakatinin yanında, başarılı olmanın önemli ‘sırlarını’ bizlerle paylaştı…
Öğrencisiyle ilk çalışmaya başladığı, acemiliğin beraberinde çalıştığı çocuğun üstesinden gelemeyeceğini anladığı anda, ne yapması gerektiği konusunda fikrini aldığı hocasının “Sadece sev. Sarıl, sırtını okşa, saçını sev” sözleri, hareket eğitiminin çocuklar üzerinde etkili olduğu değişim ve unutamadığı birçok hatıra. Bir neslin ihyası için “Dertsiz insanın bir başarı gayesi yoktur zaten. Çile çekersen, uğrunda feda edecek bir şeylerin varsa mutlaka Allah sana bunun en güzelini nasip ediyor” diyor, Sercan Sezgin hocamız. Ve ekliyor, “Sende olan ilmi birikimi bir yere verirsen, faydalı olabiliyorsun demek.” Hareket Eğitimi sonrası raporu ‘silinecek’ kadar olumlu gelişim gösteren öğrenci örneği eğitimin kalitesi, gayret ve çabanın özünü o kadar net özetliyor ki aslında. İşte o hoş, bir o kadar açıdan derslerle dolu sohbetten ayrıntılar…
YASEV; YENİLİK, AHLAK, SEVGİ, EĞİTİM, VEFA
“YASEV Spor ve Hareket Eğitim Merkezi olarak bizler, yaklaşık 10 yılı aşkın süredir otizmli bireylerle çalışıyoruz. Tabii ki bu hizmeti verirken, en büyük temennilerimizden birisi de öğretmen yetiştirebilmek. 2015 yılında Trakya Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde bu yavrularımızla tanıştık. Sonra Cenabı Allah bize bu işi vesile kıldı. Şu an, 10 yılı aşkındır bir zamandır biz sadece bu işi yapıyoruz. Herhangi bir farklı bir ticari faaliyetimiz de yok. Sadece yavrularımızda spor hareket eğitimi, davranış eğitimi, akranlarıyla bir arada spor yapmasını sağlama, ailelerin bir ihtiyacı olduğunda, evet ya şurası varmış, şu insanlar da varmış, Allah razı olsun bu insanlardan, dedirtebilmek için çalışıyoruz. Yani genel olarak şu inanışta birisiyim. Bir insanın ideali olmalı. Vizyonu olmalı. Ne için yaşıyor ve neye hizmet ediyor? Bizler hizmet sektöründeyiz. Yani bu hizmeti nasıl veriyoruz? Yani en iyisi olmak için ne kadar çabalıyoruz? Şimdi bu işi yapan spor merkezlerine, rehabilitasyon merkezlerine, devlet okullarına genel kapsamda Türkiye'nin her yerindeki tüm öğretmenlere buradan biraz seslenelim. Bizler eğitimciyiz, öğretmeniz. Cenabı Allah bize bu mesleği nasip etmiş ama bu demek oluyor ki, sendeki olan ilmi birikimi bir yere verirsen, bir yere sağlarsan faydalı olabiliyorsun demek. Yoksa kendinde tutaraktan faydalı olamıyorsun. Şimdi her öğretmen, her anne baba, her veli üzerine düşen sorumluluğu yapsa, şu an Türkiye'deki bir çok şey değişir. Sadece bizde sözde var, özde yok. Ne zaman öze dönersek o zaman başarılı olacağımızı düşünüyorum….
“Üniversite zamanlarından beri bir sempatim oluşmuştu. Hatta üniversite 3.
sınıftayken biz ne olacağız, ne iş yapacağız diye arkadaşlar konuşurken ya bir spor merkezi açarız dedim. Cenabı Allah bize bu işi nasip etti. Şimdi biz bu işin bir parçasıyız haliyle. Ama eee şunu da çok iyi biliyorum. Ne kadar işinizi düzgün yaparsanız o kadar size yani çevreniz gelişir, dostunuz, arkadaşlarınız gelişir, öğrencileriniz yetişir, gelişir ve çevrede gerçekte aranan bir model olabilirsiniz…
YASEV’İN KURULUŞU VE
ÖĞRETMENDE OLMASI GEREKENLER
“Özel Çocuklar Spor Merkezi YASEV’i 2017 yılında, bir öğretmende olması gereken özellikler üzerine kurduk. Yani bir öğretmende ne olmalı hocam? Birincisi ahlak. En
önemlisi ahlaklı olmalı. Öğretmenimiz sevgili olmalı, sabırlı olmalı, eğitimci olmalı, vefalı ve vicdanlı olmalı. Sonra YASEV; Ahlak, sevgi, eğitim, vicdan, vefa, azim oldu. Bu işi ilk kurduğum ortağım dedi ki hocam dedi yaratıcılık. Dedim ki hocam güzel söylüyorsun da yaratmak Allah'a mahsustur. Bizler bir şey yaratamayız. Bizler bir şeyi üretiriz. Allah'ın verdiği bu imkanlarla. Biz dedim buna yenilik ekleyelim. Yani bir öğretmen sürekli kendini yenilesin. Yenilemeyen insan, yenilemeyen öğretmen veya yenilemeyen bir anne baba, hiçbir zaman faydalı olmuyor topluma da. Kendimizi sürekli yenilememiz ve geliştirmemiz gerekiyor. Ne oldu hocam? YASEV oldu.
“ÇALIŞMAYLA BİRLİKTE DUA ALIYORUZ”
“Yani YASEV'in kuruluş hikayesi böyle başladı. Sonrasında birlikte yürüdüğümüz arkadaşlarımıza yol ayrılığı oldu. Başka bir arkadaşımız geldi. Biz kişilere takılmıyoruz. Çünkü bir imtihan oluyoruz. ‘Biz burada işimizi ne kadar düzgün yapabiliyoruz? Önemli olan bu. Ya benim bir çocuğum vardı. Allah razı olsun şuraya gidiyor. 2-3 aydır da güzel gelişmeler var. Ya biz size dua ediyoruz demesi, bende çok önemli bir iz bırakıyor. Bir ders boyunca öğretmenimiz gözlem yapıyor, değerlendiriyor. Ekrana maruz kalmış mı? Ne zaman konuşamamış? İşte kaç yaşından beri problemleri yaşıyor. Sonrasında biz ailemizi en doğru şekilde yönlendiriyoruz. Kayıt olsun veya olmasın. Bizden eğitim alsın veya almasın. bizi her zaman arayabilirsiniz. Çünkü bizler bu işi yapıyorsak sizleri doğru yönlendirmemiz gerekiyor. Bir nevi hocam bu yolculuk birazcık Allah'ın nasip etmesiyle başladı. İşte soruyorlar;
‘Hocam, ailenizde bir otizmli birisi var mı? Veya akrabanız da?’
Hiç yok. Olması gerekmiyor ki. Yani insan işini güzel yaparsa, Cenab-ı Allah her şeyi nasip ediyor. Burada önemli olan niyet hocam. Niyetimiz güzelse Cenab-ı Allah bize o niyette doğru kalıyor. Yani bu şekilde bir başlangıç yaptık. Hocam 10 seneyi devirdik. 2017'den bu zamana kadar yaklaşık bir ekibimiz var. İstanbul Pendik'teyiz. Biz aynı zamanda öğretmen de yetiştiriyoruz
Yetiştirdiğimiz öğretmenler de çevrede şu an çalışıyorlar. Kimisi farklı illerde, ilçelerde hizmet veriyorlar. Burada önemli olan bir öğretmen adayının veya üniversite öğrencisinin bir hedefi ve vizyonu olması. Bizler sadece destek oluyoruz. Bu işi öğretiyoruz. Bu iş kolay bir iş değil. Dışarıdan herkesin söylediği şekilde kolay değil hocam. Evet kolay değil ama birileri de bu işi yapacak hocam…
KURUM AÇMAK VE SONRASI….
“Şimdi günümüz şartlarında, şu an için ülkenin ekonomik sıkıntıları baz aldığımızda, milletimiz şu an bir şey yapmaya korkuyor. Ama şöyle bir gerçek de var tabii, bizler kurum açma isteyen arkadaşlarımıza, kardeşlerimize her zaman destek ve referans oluruz. Ama şöyle bir şeye değinmek gerekiyor. Hocam hepsi kolay. Açmak kolay. Koşturmak kolay. Yani bunların hepsi yapılabilir ama açtıktan sonra ne yapacağız? Ne vereceğiz? İnsanlığa, çocuklara, ailelere, eee, öğretmenlere, topluma nasıl faydalı olacağız? Yani özellikle bu soruyu sormak gerekiyor. Bunların sadece, üniversiteden mezun olduktan sonra değil de bir çocuğun ideali hedefi 4. sınıfta, 8. sınıfta artık lise çağında başlaması gerekiyor. Buraya birazcık da eğitim sistemimiz giriyor aslında. Yoksa herkes yer açabilir. Yani bölümü bitirmiş bir lisans mezunu, engelliler sporu bitirmiş, öğretmenliği bitirmiş, özel çocuklarla bir tecrübe kazanmış bir öğretmen açabilir. Ama velakin nasıl bir hizmet vereceği, idealleri, hedefleri yani ben 5 sene sonra kendimi nerede görüyorum? 10 seneden sonra ben bu işi ne kadar daha yapabilirim? İnsanın önemli olan vizyonudur. Yani düşünce yapısıdır ve karar mekanizmasıdır. Maalesef günümüz çağında, özellikle şu jenerasyonlarda, dediğinize katılıyorum. Tez canlılık var ama, içini doldurmak gerekiyor. Şimdi ceviz yiyoruz. Cevizin içi bazen boş çıkıyor. Hani, haliyle yiyemiyoruz. Cevizin içi dolu olması lazım. Yani açtığımızda dolu olursa hem çocuklara hem ailelere hem de öğretmenlere güzel bir hizmet vermiş oluruz. Gerçekten, şu zamanda bir yer açmak bu işleri yapmak, koşturmak hiç kolay görünmüyor. Ekonomik şartlar. Haliyle tabii ki de açılabiliyor. Her yere görüyoruz, duyuyoruz. Bizimkisi çok farklı bir iş. Yani bir hizmet sektörü. Bir şey alıp satmıyoruz. Bir ürünü alıp işte şu kadar şu kadar demiyoruz. Biz çocuk yetiştiriyoruz. Eğer çocuk sağlıklı, güvenli bir şekilde yetiştirilip eğitilebiliyorsa eyvallah. Ama sağlıklı, sıhhatli, güvenli bir şekilde, kaliteli bir şekilde. Aileler artık hocam eskisi gibi de değil. Gözüyle görülür bir şey istiyor. Faydasını görmek istiyor.
“ELLE TUTULUR, GÖZLE GÖRÜLÜR ÇALIŞMA YAPMAK GEREKİYOR”
“Eski zamanlarda bundan 10 sene önce çok dikkat edilmiyordu ama, şimdi her şey elimizin altında. Sosyal medyası olsun internet ortamları olsun, her yer insanın iki parmağının ucunda olduğu için, elle tutulur gözle görülebilir çalışma yapmak gerekiyor. Aksi takdirde hem zamanın boşa gider hem emeklerin boşa gider. O yüzden tecrübeli insanlardan faydalanmak lazım. Tecrübeli insanlarla oturmak lazım. Görmüş, geçirmiş, bu işleri yapmış veya farklı bir iş yapmış ama hayatta bir tecrübesi olan insan her zaman artı bir değerdir. Tecrübeli insanlarla birlikte olmak, deneyimli insanlarla birlikte olmak, onların fikir ve düşüncelerinden faydalanmak. Bu yapılmadığında değer taşıyan vakit boşa gidebilir. Sadece kendine değil, çocuğa da, aileye de zarar versin. En büyük zarar da herhalde, boşa geçirilen vakit olur…
2-14 YAŞ ARALIĞINDAKİ ÇOCUKLARA HİZMET
“Kurum olarak hizmet verdiğimiz yaş kategorimiz genelde 2-14. Bizim sistemimiz çok farklı olduğu için, büyük yaş grubu çocuğu olan aileleri de geri çevirmemeye çalışıyoruz. İşte senin çocuğun yaşı büyük, işte senin çocuğunun davranış problemin var, buraya uygun değil. Şöyle böyle, hiç o muhabbetlere girmedik. Bize gelen her ailemizin başımızın üstünde yeri var. Şimdi 2-3 yaş grubu geliyor, 4-5 yaş grubu geliyor. Sizin çocuk 14 yaşında, siz de şu saatlerde gelin, şeklinde yaklaşıyoruz ailelerimize. Onları da incitmeden, kırmadan hani sanki bizim çocuğumuz büyük, evet davranış problemi olur ama, spor yapamaz niye alınmıyor, gibisinden bir izlenim oluşturmuyoruz. Onların da gönül rızasını almak için, büyük yaş gruplarını geri çevirmemeye çalışıyoruz. Onlara uygun saatler belirlemeye çalışıyoruz.
OTİZM VE HİPERAKTİF OLMAYI NE TETİKLİYOR?
“Kimisi diyor yediğimiz gıda, alınan takviye vitaminler. Kimisi diyor ekran, kimisi diyor şunlar, bunlar. Ben 91 doğumlu, 35 yaşındayım. 2000 yılından sonra ne oldu da bu çocuklar artmaya başladı. Rehabilitasyon merkezleri de yoktu, 2000 yıllarından sonra pilot bölgelerde açılmaya başladı. Yıllara göre 68 çocuktan biri, sonrasında 54'e falan, 30 küsürlere düştü. Şimdi 28 yanılmıyorsam. 28 çocuktan birisine otizm teşhisi konuluyor haliyle. Şimdi bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi de çocuklarımızın yani bebek yaşta maruz kaldığı durumlardan
kaynaklanıyor. Yani buna yetersiz beslenme diyenler var. Bunu sağlıksız
gıda alımlarına bağlayanlar var. Bu beyinle alakalı bir durum. Yani nöro gelişimsel bir bozukluktur diyoruz ya otizmli çocuk için. Aslında beyin bir şeyden etkileniyor hocam. Her 10 çocuktan bir tanesi etkileniyor ama hepsi aynı çocukları bir çocuk etkileniyor. Hocam amaç şu zaten. Her doğan çocuktan bir tanesinin otizmli olması, 2050'ye kadar. Dünyada bir hocam bir proje var. Bu proje devam ediyor. Tamamen bizim nüfusumuzla ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum ben. Yani sana böyle derme çatma cevap vermek istemiyorum. Şundan kaynaklanıyor, bundan kaynak, şöyle böyle. Mesela benim çocuğum 10 yaşında. bir tane de 5,5 yaşında çocuğum var. Benim çocuklarımda mesela çocukluk aşıları yok. Ben vurdurmadım. Ben Covid aşısı olmadım mesela. Hocam sen aşılara bağlıyorsun, diye düşünülebilir. Ben bağlamıyorum, durum bağlıyor. Yaşadığımız durum bağlıyor. Şimdi haliyle olaylara geniş pencereden bakmak gerekiyor. Bu çocuklar niye artıyor? Nüfusumuz oynanıyor. Bu çocuklar niye böyle? Neslimiz tükeniyor?.. “Bu çocuklar niye işte hiperaktif, hareketli?” Şu an en büyük problemlerinden bir tanesi de çocukların hiperaktif, hareketli oluşu. Bakın otizmi ayrı bir yere koyuyorum. Bu daha farklı bir şey. Hiperaktif çocuklar okula sığmıyor, sınıfa sığmıyor. Bize gelen vakalar hiperaktif. Ne oluyor? Bir kıyısından etkileniyor bu çocuk. On yıldır makaleler okuyarak araştırmasını yaptım. Bu aşıların nereden geldiği ülkemize işte sağlık sektöründe nasıl uygulandığı falan hepsinin hakkında biraz tecrübemiz var…
EĞİTİM SAATLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ…
“En büyük şikayetlerden bir tanesi, bu çocukların eğitim hayatlarının gerçekten
hiç iç açıcı olmaması. Yani ne demek istiyorum? Şimdi öyle bir zamanda yaşıyoruz ki , yani bu çocuklarımız açık söyleyeyim devlet okullarında maalesef iyi eğitim almıyorlar. Rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alıyorlar ama maalesef yeteri kadar iyi eğitim alamıyorlar. Devletimiz 8 saatini karşılıyor. Yani imkanların genişletilmesi lazım. Normal okula giden bir çocuk günde hocam 8 saat gidiyor, haftada ortalama 40 saat
gidiyorsa, bu çocuk yavrularımız ayda 8 ders alıyor rehabilitasyon merkezlerinden. Bunların düzenlenmesi lazım. Devlet okullarında nitelikli, kalitenin artırılması lazım. Pilot okulların açılması lazım. Yani sabahleyin 9'dan akşam 4'e kadar bu çocukların tüm eğitimlerinin karşılanması lazım. Öyle sabah 9'da gideyim 12.30'ta alayım çocuğu. Çocuk bir şey öğrenmiyor. Yani gerçekten akıp giden zaman boşa gidiyor. “Vakit’ çok kıymetli. Yani şimdi velev ki bu yavrularımız çok kıymetli. Aileden bağımsız kalmaya ve hayatını idame etme, bağımsızlık kazanma noktasında ilerlemesi gerekiyorken bu çocuklarımızın hep aile peşinde, bu çocukların hep anne peşinde. Baba bazen oluyor işte oraya çekiyor çocuğu buraya çekiyor rehabilitasyon, devlet okulu, şu özel dil dersi, spor dersi, şu veya bu, yazık günah ya. Kaç sene oldu, 2026 yılında yaşıyoruz. Teknoloji çağında yaşıyoruz. Yani bizim ülkemiz öyle basit bir ülke mi ya? Koyacaksın pilot okulları. adam akıllı öğretmenler yetiştireceksin. Bir sürü işsiz öğretmen var hocam. Hepsini yetiştireceksin. A'dan Z'ye. Gel kardeşim. Ben bir alan açtım. Şurada alan açılıyor. Burada alan açılıyor. Bu alanda da öğretmen yetişmesi lazım. Yazık günah değil mi? Devlet okulunda çalışan özel eğitim öğretmenleri. O öğretmenlere de yazık günah değil mi? Sabah 09.30'tan öğlen 12.30'a kadar belki de hiç yoğun bir çalışma.3-4 çocukla böyle çalışmaya çalışıyor. Çok zor bir iş. Hani baktığımızda 4 saat çalışıyor diyorlar genelde konuşulan klişe laflar ama çocuklar ağır hocam bazen bağırıyor çağırıyor yanındakini etkiliyor…
EĞİTİM SONRASI ‘RAPORU SİLİNEN’ ÖĞRENCİ
“Bugüne kadar binlerce öğrenci gördük. Yaklaşık 3-4 sene önce bir öğrencide yaşadık bunu. Bizim o zamanlar kurumumuz Maltepe'deydi. Bir öğrenci geldi bize. Konuşamıyor hocam. Çok hareketli. Sonra aile dedi ki biz okula başlayacağız seneye ama benim çocuk konuşamıyor. Çok hareketli yerinde durmuyor ve sürekli ağlıyor. En büyük değişimi ben bu çocukta gördüm hocam. Biz dedik ki aileye bakın saatlikiniz çocuğu bir ders şeklinde.
Biz, karınca misali belli şeyler aşarız ama 3-4 saat gelirse. Çocuğa yükleme yaparsak, eğitim
konusunda, spor konusunda, davranış konusunda, beceri konusunda birkaç ay içerisinde açılacağını düşünüyoruz dedik. Hocam bu yavrumuz şu an raporu falan silindi. Okula gidiyor.
Maşallah hani 4 sene önce yaşadığım bir olay. Hatta annesi bana Instagram'dan yazmış.
Hocam Allah razı olsun. İşte şöyle okula başladı. Ama dedi hocam, arkadaşlarından geri kalıyor. Dedim ki, ne güzel ki geriden de olsa bir yol almış. Herkes okuma yazmayı sökmüş, o daha okuma yazmayı tam sökememiş. Bu kötü bir şey değil. Her çocuk bir değil zaten hocam.
Buna da şükretmek lazım. Niye? Önceden bunlar yoktu. Yerinde duramıyordu, bağırıyordu, iletişim kuramıyordu, konuşma olmadığı için kendini ifade edemiyordu. Bunlar çok önemli. Şimdi okula başlamış. En büyük hocam mucizeyi böyle gördük. Cenabı Allah nasip etti.
HAREKET EĞİTİMİYLE,
VÜCUTLA BİRLİKTE DAVRANIŞLAR DEĞİŞİYOR
“Şimdi çocuk sürekli evde annesi babasıyla her isteği yapılan bir çocuk
olabilir. İşte isteklerini yerine getirebilen bir çocuk veya getiremeyen, sürekli ağlayan bir çocuk. Çocuk, yabancı bir öğretmenle karşılaştığı zaman öncelikle bu öğretmenden bir etkileşim başlıyor. Öğretmenle bir gönül bağı oluşuyor. Sonrasında bu öğretmenin yaptırdığı çalışmalar dikkatini çekiyor. Dikkatini çektikten sonra bunu vücutla harmanlıyor öğretmen. Hareket eğitimi dediğimiz şey zaten ayakta bir eğitimdir. Oturarak değil, ayakta. Yani aslında bizler çocuğa ayakta uygulayarak öğretiyoruz her şeyi. Şimdi özel eğitim
nedir? Masa başında çocuğa masa başında akademik çalışma yaparsın. Bir de ayakta uygulayarak çalışma yaptırırsın çocuğa. Hele bir de o çocuk bu çalışmayı öğrendiyse
zihin daha hızlı gelişiyor. Yani ikili üçlü becerileri yapmaya başlıyor çocuk. Hareket eğitimi genelde, çocukların vücudunun gelişmesiyle ve davranışlarının değişmesiyle başlıyor.Aslında burada asıl olan çocuğun hareket eğitim davranışlarının gelişmesi. İkisi de bağlantılı yürüdüğünden çocuk hızlı bir şekilde gelişiyor.
KURUMDAKİ EĞİTİMİN EVE TAŞINMASI
“Biz aslında sadece çocukla çalışmıyoruz hocam. Biz bir anne babayla da çalışıyoruz. Yeri geliyor gerçekten çocuk bizi çok iyi anlıyor, dinliyor. Anne veya baba dinlemiyor veya ne derle, kavrayamıyor. Şimdi tabii ki de kolay bir şey değil. Psikolojikmen uzaktan davulun sesi hoş gelir. Psikolojikmen o çocuğun hareketli olması davranış problem sergilemesi. İşte eğitimciler konuşuyorlar, şöyle olacak böyle olacak, diye Kardeş hiç yaşadın mı de? Yaşamadım. Yaşamayan nereden bilecek? Hani, uzaktan şunu söylüyorsun bunu söylüyorsun. Birazcık empati yapmak gerekiyor. Hani aileye bir şey söylerken empati kurarak, onun yolundan da
gitmek gerekiyor. Evet. Çocukla birlikte diyorsunuz ailelerde eğitim bir parçası olmak zorunda. %99 hocam. Olmazsa olmaz. O saatlik eğitim süreci, ev ortamına da taşınması gerekir ki istenilen neticeye ulaşılabilirsin…
HAREKET EĞİTİMCİSİ, ÖZEL EĞİTİMCİSİ
DİL TERAPİSTİ VS. BİRLİKTE EKİP OLABİLMEK
“Bunların hepsi bağlantılı olması gerekiyor. Şöyle düşünün bir cihazdan bir başka cihaza Bluetooth bağlantısı yapıyoruz. Ben size bir dosya göndereceğim. Bluetooth'u açın hocam, diyorum. Açıyorsunuz. Bir etkileşim oluyor. Şimdi bu özel gereksinim otizm çocuklarda da böyle. Özel eğitim, dil, hareket eğitimi vb. Onun dışında ergoterapi ihtiyacı varsa, işte yemek yeme bozukluğu olan çocuklar oluyor, o hassasiyetler, hassasiyetleri üçlü, dörtlü kreasyon şeklinde olması gerekiyor. Şimdi bazı aileler sadece özel eğitime yoğunlaşıyor. Bu üç, üç gelişim eksik kalıyor. Bazı aileler sadece ergoya gidiyor, benzer durum yaşanıyor. Bazı ailelerde sadece hareket eğitimini tercih ediyor, diğerleri eksik kalıyor. Hocam bağlantı yani bu çocukların tüm alanlarının bağlantılı çalışması gerekiyor. Eğer bağlantılı çalışırsa %70 %80 gelişim olur. Bağlantılı çalışmazsa %5 %10 %15'lerde çocuk döner o şekilde.
ŞATAFAT YERİNE DOĞRU EĞİTİM
“Şimdi ben ailelere şunu söylüyorum, her gittiğiniz kurumda devlet okulu olsun, hareket eğitimi olsun, dil olsun, ergo olsun sadece şuna bakacaksınız. Kurumun şatafat da çok güzel olması değil. İçerideki benim çocuğumla derse giden öğretmen ne kadar iyi ve kaliteli? Bu size cevabı verir. Zaten aynısı bizim kurumumuz için de geçerli. Sercan hoca ve Ahmet hoca Mehmet hoca için bu derse giren hoca bu işi severek mi yapıyor isteyerek mi yapıyor mesleki olarak kariyer olarak mı yapıyor yoksa laylaylom olarak mı. Derse gireyim, maaşımı alayım havasımı var. Zaten aileler çözmüş işi. Yani bir ik ay içerisinde hocam ben çözdüm, şöyle böyle deyip, gelip tamam hocam bu şekilde ilerleyeceğiz, diyor…
AİLENİN EĞİTİMİN BİR PARÇASI OLMASI ÖNEMLİ Mİ?
“Bu soru çok kıymetli. Yani ne derler? Hani bu sorunun cevabı o kadar dolu olmalı ki faydalı olsun. Bu, yani yansıtma ‘ayna’ dediğimiz şey yansıtma işi çok zor hocam. Şimdi öğretmenle, Evet hocam kurumda çok iyi, çok güzel dinliyor, disiplin ilerliyor. Hocam evde maalesef yani biz evde onu göremiyoruz. Hocam ben ailelerden bunu da duyuyorum genelde. Bu çocuklarımızın da bazı olumsuz alışkanlıkları var. Örneklerden bir tanesi anne babayı çok iyi kullanması. Yani dur denilememesi. İşte anne, dur oğlum, baba, ya karışma çocuğa, karşılığı. Genel örnek veriyorum. Çocuk yememesi gereken bir şeyi, ağlayarak elde ediyor. Sonra çocuk bunu ne anlıyor. Düşünüyor, ben her ağladığımda onu alabilirim. Yani burada ciddi bir şekilde tutarlı olmak gerekiyor. Karşımızda bir de zeki bir çocuklar var. Yani sizden önce düşünüp hareket edebilen siz ona yetişemiyorsunuz zaten. Ne yapıyor? Ağlayarak onu bastırıyor. Yere atıyor kendini ağlıyor. Bir şey fırlatıyor. Hani göz dağı veriyor. Yani ailelerin işin içerisinde olması ve tamamen öğretmen kontak gitmesi gerekiyor. Yani öğretmeni bir nevi rehber olarak görüp çocuğunun üzerinde çalışmaya destek vermesi gerekiyor…
“ÇOCUĞA SARIL. SIRTINI, SAÇINI OKŞA”
“Bir işe başlandığında çok tecrübeli olmuyor, haliyle. Çocuk ağlayınca, kendini yerlere atınca, sizinle iletişim kurmayınca otomatikman psikolojiniz bozulabiliyor veya kendinizi kötü hissedebiliyorsunuz. Ben ilk işe başladığımda hemen öğretim görevlisi hocamı aramıştım. Böyle bir çocuk var. Ben bununla iletişim kuramıyorum. Ne yapayım? Sadece sev dedi. Sarıl, sırtını okşa, saçını sev. Bir zaman sonra zaten onun ihtiyaçlarını anlayacaksın dedi. Bu zaten benim orada daha işi kurmadan önceki çalıştığım bir yerdeki bir küçük bir anı oldu. Hatıra oldu. İnsan kendini verimsiz ve veya faydasız hissettiği anlar olur. Her insanın bu yaşanır. Yeri gelir 20 yıllık deneyime sahip olur. Ama bir zaman gelir hocam bir hafta olur veya bir gün olur. O insan dünyada kendini çok değersiz hissedebilir. Hiçbir şeye yaramadığını düşünebilir. İşte bu da insana gelen bir hal üzerine oluyor. Haliyle, biz de bu mesleğin başında bunları yaşadık. Nasıl yaparız, nasıl ederiz? Ama işte Cenabı Allah size bir kuvvet veriyor. İşi ne kadar benimsediğiniz, ne kadar iyi niyet ettiğiniz, ne kadar bu işin üstesinden gelebiliriz? Şimdi ben şöyle niyet ediyorum. Her zaman arkadaşlara da hep tavsiyede bulunuyorum. Şimdi Cenabı Allah bize bu işe nasip etti. Bizi buraya koydu. Bu işin en iyisini yapacağız. Sen bu işin en iyisini yapabilirsin niyetiyle, biz varsak bu işi çözeriz, yaparız inşallah. Oradan bu düsturla gidiyoruz. Tabii ki de, Allah onun kolaylığını veriyor. Dünyadaki en kolay iş, özel çocukla çalışmak bana göre…
“ÇOCUĞUN SU İSTEDİĞİNİ ANLADIĞIM AN!”
“Bir çocuk-öğrencim su istediğini belirtemediğinde ve ben onu birazcık geç anladığımda, burada zaten şunu sorguladım. Çok kutsal ve hassas bir iş yaptığımızı anladım. Yaklaşık kaç, geçen sene mi olmuştu bu olay? Evet. 7-8 sene önce. Bu olayın üzerinden 7-8 sene geçti. Kurum hocamız bana şöyle bir soru sordu Tabii soru sorarken de bu insanların öğretmenlerin niyeti çok önemli bakış açısı. İlk defa bana böyle bir soru geldi 8 senede. Hocam bir şey soracağım, dedi. Şu an başka bir kurumda kendine bir yer açtı çalışıyor. Kıymetli bir öğretmenimiz, efendidir. Buyur kardeşim dedim. Hocam dedi, ya biz dedi, bu çocuklara yeri geliyor su içiriyoruz. Ailesi, işi çıkıyor veya geç geliyor. Yeri geliyor çocuğu lovaboya çıkarıyoruz, yeri geliyor yemeğini yediriyoruz. Ama biz hocam dedi maaş alıyoruz. Bunun bir sevabı olur mu? Ben çok merak ediyorum, dedi. Şimdi sonuçta ben bu iş para için yapıyorum dedi. Burada çalışıyorum maaşımı alıyorum, dedi. Çok güzel bir soru sordu. Peki dedi. Hani ben sadece bunu maaşım için yaptığımdan sevap kazanamıyor muyum acaba? dedi. Sonuçta dedim, hocam çok güzel bir soru sordun. Şimdi burada niyet çok önemli. Sen o çocuğa susadığı için su verdiysen Cenabı Allah ondan dolayı sana sevap yazar zaten. Ama sen, ben zaten paramı alıyorum, deyip duyarsız kalırsan bundan hiçbir şey alamazsın dedim. Yani niyet çok önemli dedim…
ÖZEL ÇOCUKLARLA
ÜNİVERSİTENİN İLK YILLARINDA ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK
“Üniversite 2. Sınıf bile geç, bu ile birinci sınıfta başlanması lazım. Dört sene içerisinde hem mezun olur hem mesleği, bileziği elinde olur hem de ayakları yere sağlam basar. Tabii kurumsal yerlerde çalışmakta önemli. Ben üniversitede, 3. sınıfta fark ettim Arkadaşlara buradan örnek olsun. birinci sınıfta fark etmeleri, işe başlamalarını tavsiye ediyorum. Çünkü üniversite sadece bir araç. Bir hayat var, bir sınav var, bir zaman var. Nasıl vaktimi iyi değerlendirebilirim? Nasıl insanlara faydalı olabilirim? Nasıl kendimi daha çok geliştirebilirim? Yani mesleki kariyer dediğimiz şey, meslek dediğimiz şey sadece bir şeyden ibaret değil. O yüzden üniversitede okuyan her yetişkin, her gencimizin mutlaka, bizler gibi bu işi yapan, kurumlarla bağlantılı olması gerekiyor. Üniversitelerin de geliştirilmesi gerekiyor. Yani mesela üniversite bana 10 tane hoca yollasın. 3-4 ay içerisinde bunların hepsi hazır olur. Altı ay içerisinde piyasada çok sağlam hoca olurlar yani. Ama üniversitelerimiz maalesef sadece staj gönderiyorlar. İşte şurada yap, burada yap fark etmiyor. Nereye her bir yerde staj yaptırıyorlar ya buralara gelsin çocuklar. Beden eğitimi okuyorlar zaten. Bir sürü açık var, işsiz var bu bölümlerde. Bu alanlarda geliştirilmesi gerekiyor kendini.
“ÖZEL ÇOCUKLARLA ÇALIŞMAK,
BİZE BİR LÜTUF OLDU”
Özel çocuklarla çalışmak, şu zamana kadar sosyal hayatımıza şu zamana kadar herhangi bir olumsuz etki yapmadı. Tam tersi sosyal hayatımızı güzelleştirdi, çevremizi geliştirdi. Tanınırlığımızı arttırdı. Tecrübemize tecrübe ekledi. Öğrencilerimize öğrenciekledi. Ailelere aile ekledi. Sabrı öğretti. Zahmetsiz rahmet olmayacağını gösterdi. Bu hayatta böyle çocuklar da
varmış. Böyle ailelerde, böyle insanlarda uğraşıyormuş. Bunları bize öğretti. Yani bize hepsi bir lütuf oldu hocam bu hizmette, bu işte. Yani, Cenabı Allah'a sonsuz şükürler olsun. Bizi bu işte muvaffak kıldı. Hep hanemize artı olarak yazıldı. Bu çocuklara hizmet etmemiz yüzü, suyu hürmetine yani...
MEŞAKKATLİ BİR GÖREV YAPIYOR,
BİR O KADAR DA MUTLUSUNUZ…
“Buradaki güç kaynağı şöyle özetleyeyim. Birincisi bir işe samimiyet lazım. İkincisi hocam teslimiyet teslim olmak lazım. Üçüncüsü de duayı elden bırakmamak lazım. Sen karşında ihtiyacı olan bir çocuğun ihtiyacını giderince, sıkıntısı olan bir ailenin
sıkıntısını giderince haliyle burada Cenabı Allah'ın yardımı da devreye giriyor. Yani ne diyor? ‘Kim bir insanın sıkıntısını giderirse, Allah da onun sıkıntısını giderir’. Ne oluyor bu sefer? Senin olmayacak dediğin işler çözülüyor. Senin ya ben bu işi nasıl hallederim, nasıl çıkacağım bu işin içine dediğin işler çorap söküyor gibi geliyor. Çünkü burada artık Allah'ın yardımı da devreye giriyor. Çünkü sen günahsız sabi bir çocuğa hizmet ediyorsun. Ağzı dualı ailelere hizmet ediyorsun. Ve oailelerin hepsi de özel aileler. Çünkü çok kıymetli evlatlarıyla mücadele veriyorlar. Sabır gösteriyorlar. Bizim gösterdiğimiz sabır, onların yanında hiçbir şey. Asıl sabrı onlar gösteriyor.
“BU ÇOCUKLARA HİZMET ETMEK
BENİM BOYNUMUN BORCU”
“Yaptığımız işin sanatkarı, hizmetkârı olmak lazım. Nasıl bir usta bozulan bir yeri yapıyor? Nasıl bir mühendis bir şey inşa ediyor? Hepsi bunların sanatkarlıkla ilgisi var. Yani ilimle ilgisi var. Yani ilimi de paylaşmak gerekiyor. Maalesef biz bu konularda da biraz sınıfta kalıyoruz. Ya diyorum ya bizim mesuliyetimiz çok ağır. Özellikle ben kendi ve şahsım adına konuşuyorum. Kurumum adına konuşuyorum. Çalıştırdığım öğretmenler adına konuşuyorum. Çevrem adına konuşuyorum. Benim mesuliyetimin çok ağır olduğunu düşünüyorum. 35 yaşındayım.
40'a kadar bir hedef koydum. Yani bu çocuklara hayırlı, sağlıklı, güzel, kaliteli hizmet vermek benim boynumun borcu diye bir yola çıktım. Eee, 40'a kadar bir hedef koyduk. 5 senemiz var. Şöyle bir hedefi oturtmak için yani. Çünkü Cenabı Allah bunları bize soracak. Yani sana bu imkanlar verildi, bu ilim verildi, zaman verildi, şunlar verildi. Hani neredesin? Ne yaptın? Nasıl bir aile geldi? Niye çözmedin sorunlarını? Yani biz bu mesuliyeti taşımamız gerekiyor. Her yere yaymamamız gerekiyor. Yaptığımız iş basit bir iş değil. Geleceğin nesillerinin bir kısmını ihya etme üzerinden çalışıyoruz. Belki şu an 70-80 öğrencide
çalışıyoruz. Bu sayı belki 1000 olacak, 5 bin olacak, 100 bin olacak. Ama önemli olan sana
gelen insanın o sıkıntısını giderebiliyor musun? Yani çok çok büyük bir mesuliyet taşıyoruz. Evet. Sorumluluk o mesuliyeti de kolaylaştırır
“ÖZEL ÇOCUKLAR İÇİN
KOLEJ KURMA DÜŞÜNCEM VAR”
“Hayal olacak birazcık ama, Cenab-ı Allah nasip ederse bu çocuklara böyle en büyük hayalim bir kolej kurmak. Yani ilk olmak. Türkiye'de bu çocuklara açılan, yani şu kolej açılmış şöyle bir hizmetleri var, denilsin. Müthiş bir ivme yakalamak ve bu pilot okulu da Türkiye'nin her yerine yaymak, içerideki kaliteli sistemle. Allah'a şükürler olsun bizde bunda bu işi yapabilecek, yürütebilecek kapasite var. Sadece sıkı ve titizlik çalışmak gerekiyor. Bir kolej hayalim var, bu çocuklara üzerinden. Özellikle durumu olmayan ailelerin gelip durumu olan ailenin ona yardım etmesi ve birbirinden haberdar olmaması öyle bir sistem…
“YASTIĞA KAFAYI RAHAT KOYMAK HER KİŞİNİN DEĞİL, ER KİŞİNİN İŞİ”
“Ya diyorum, Allah sevdirdi bize bu işi. Yani, biz gerçekten bu çocukların ve ailelerin yüzü suyu, hürmetine, kendi şahsım adına birçok işlerimin kolaylaştığını, nasıl olacak dediğim işlerin çözüldüğünü, birçok şeyleri Allah bize nasip etti. Tabii ki de buradaki en büyük gaye bir insanın sorumluluk bilinci taşıyıp akşam eve gittiğinde kafasını yastığa, huzurlu bir şekilde koyması. Yani, kimsenin hakkına girmeden çok şükür bugünümüzü de güzel geçirdik. Allah'ın izniyle üzerine katarak geçirdik. Yani, kafaya yastığı rahat koymak her kişinin değil, er kişinin işi. Meselesi…
SERCAN SEZGİN HOCAMIZIN
BAŞARI REÇETESİNDE NE VAR?
“Niyetimiz var. Öncelikle bir güzel niyetimiz, duamız var; ‘Ya Rabbi bize gelen bu ailelere, çocuklara faydalı olmayı nasip et, bizleri muvaffak kıl.’ Sonrasında bu niyetimizi, samimiyetimizi çalışan personellerimize gösteriyoruz. Gel kardeşim nasılsın? İyi misin? Bir şeye ihtiyacın var mı? Bu işi yapıyorsun. Bak başın ağrır. Ailenle kavgalı, kocanla kavgalı olabilirsin. Ama sakın derslere bunu yansıtma. Çünkü bu çocuklar her şeyi hissedebiliyorlar. Kapımıza vur, biz derse girelim. Gerekirse sen o gün ‘of’ günün olsun. Dinlenme yap. Niyetimizi aldık, işimize başladık. Personellerimiz sizdeki o ciddiyeti, niyeti gördü ve hiçbir çocuğa zarar verilmemesi gerektiğini hal dilinizden, yaşayarak öğrendiği bir şekilde sonrasında ailelere samimiyet ve dürüstlük. Hocam biz bu çocuğumuza ne katabiliriz? Ne verebiliriz? Bu çocuğumuzun ihtiyaçları neler? Elhamdülillah hiçbir şey veremeyeceğimiz çocukla karşılaşmadık. Bu belki bir ayda, belki 2 ve 3 ayda oldu. Çocuk mutlaka bir şeyler öğrendi. Burada zaten önemli olan o aile ile bağlantıyı kurabilmek. Yani aileler güvenilecek, gerçekten faydalı olunabilecek öğretmenler arıyorlar. Açık söyleyeyim yani. Yoksa bu bağlamda patinaj çekiyor araba. Yani o misal çok karşılaştık yani böyle ailelerle dairelerini satan, arabalarını satan, yani bir sürü mal varlığını satan, kirada olan hani çocuk belli bir yaşa gelmiş. Yani o kadar zahmetlerle karşılaştık ki bizler öncelikle güzel niyetimizi alıyoruz.
Sonra bunu öğretmen arkadaşlarımıza yansıtıyoruz. İşimize yansıtıyoruz. Ailemize yansıtıyoruz. Evet. Ya bu öğretmenler, bu kurum gerçekten benim çocuğuma faydalı olur. Bunlar özünde iyi insanlar. Kendilerini geliştiriyorlar. Bizim her telefonumuza bakıyorlar. İşte bizi dinliyorlar. Bize rehber olmaya çalışıyorlar. Doğru yönlendiriyorlar. Kendi çocukları giymiş gibi samimi davranıyorlar ve çocuklarımızı benimsiyorlar. Ve çocuklarımız zaten içeri koşarak giriyor. Bunu da
görüyorlar. Yani bizim düsturumuz genelde bu oluyor…
DÜNYAYA BİR DAHA GELSEM….
“Dünyaya bir daha gelsem, bu işleri yine bizler
yaparız. Yapmaya gayret ederiz. Çünkü, niyet? Bu işin zahmet tarafı ayrı. rahmet tarafı hayrı. En önemlisi bir ufacık bir gelişme gördüğündeki mutluluk apayrı. Seni mutlu ve gururlandırıyor.
Ya ben bunu yaptım, şunu yaptık diyebiliyoruz. Yani, yine bu işi sırtlayıp göğüslerdik diye
düşünüyorum. Çünkü bu işte gerçekten çok büyük ihtiyaç var. Samimi insanlara kat ve kat ihtiyaç var. Dürüst insanlara bir o kadar daha ihtiyaç var. Gayretli insanlara ihtiyaç var. Çünkü sana gelen bir insan bir arayış içerisinde geliyor. Canını teslim ediyor.
Uğruna sabahlara kadar uyumadığı yavrusunu teslim ediyor. E, sen laylomla geçirirsen o vakti, kendini de eziyet etmiş oluyorsun. Yani iki kez kaybetmiş oluyorsun. O yüzden biz bu işi gösterdik diye düşünüyorum. Üstüne katarak devam etmekteyiz. Öncelikli olarak liyakatlı, kaliteli insanlar, dürüst, ahlaklı insanların toplumumuzda artması için hep dua ediyoruz. Bu yavrularımızın sistemlerinin düzeltilmesi için çalışıyoruz, uğraşıyoruz. Biraz daha gayret gerekiyor herkese. Yani eğitim sistemimiz daha çok düzelirse, eğitim sistemimizde gerçekten ahlaklı, maneviyatlı, dinamik nesiller yetişirse özel çocuklarımızın eğitim sistemleri biraz daha üzerine katarak, gelişir…
BİR NESLİN İHYASI İÇİN….
“Bunların hepsi bizim geleceğimiz, nesillerimiz. Nesillerimizi korumak zorundayız haliyle.
En önemlisi toplumumuzun düzelmesi için insanlarımızın daha çok ahlaken gelişmesi için her bir ferde iş düşüyor. Öncelikle bir insan kendi benliğiyle başlaması lazım. Kendini geliştirmesi lazım, topluma faydası olabilmesi için. Yani devletimize çok iş düşüyor. Milli Eğitim Bakanımıza çok iş düşüyor. Sağlık Bakanına çok iş düşüyor. Liyakatlı donanımlı insanlara çok iş düşüyor. Bir dava, bir şeyin sahibi olmak gerekiyor. Dert sahibi olmak gerekiyor. Dertli insanlar hayatta başarılı olmuştur. Dertsiz insanın bir başarı gayesi yoktur zaten. Çile çekersen, uğrunda feda edecek bir şeylerin varsa mutlaka Allah sana bunun en güzelini nasip ediyor. O yüzden, eğitim sistemimizden yola çıkılarak düzeltilmelerin yapılıp özel çocuklarımızın hayatlarının çok çok geliştirilmesi 8 ders yeterli değil ayda bu çocuklar 40 saat alması lazım. Bunları hem rehabilitasyon merkezinin geliştirmesi, hem devlet okulun geliştirmesi, hem özel okulların gelişmesi derken inanılmaz bir neslin ihyası olacağını düşünüyorum. Cenab-ı Allah bunları da bize vesile kılsın diye dua ediyorum…”
Not; Yazının videosuna youtube; ahmetgülümseyen (https://www.youtube.com/watch?v=6W7fMt6SkUk) linkinden ulaşılabilir.







