Vahşi Batı’nın yönettiği spora-olimpiyatlara ev sahipliği yapmamalıyız!...
Batıl anlayışın temel hedefi, Müslüman kesimi değerlerinden koparmak. Bunun en kestirme, en etkileyici yönetimlerinden birisi de ‘spor’. Performans sporu olarak, yarışmacı-rekabetçi kimliğe büründürülen sporun iyi niyetten uzak, yıkıcı boyutu devam ediyor. Kuralları ve yapılış şekliyle, 1896 yılında Yunanistan’ın Olimpia kenti Hera-Zeus tapınağında yakılan Olimpiyat meşalesi yakılmaya, dünyanın dört bir yanına taşınıp, toplumları milli ve manevi değerlerini yok etmeye devam ediliyor. İnsanın sağlığı ve sosyal hayatına katacağı katma değer açısından önemli olan spora getirdikleri kural ve kaideler, yapılış şekliyle İslami değerlerden uzak batıl inancının yansıması olarak gerçekleştiriyor. Giyim kuşamdan yapılış şekline kadar, Kur’an ve Sünnet’e uygun olmayan şartlarda gerçekleştiğini görmek zor değil.
Bugün İslam beldelerine (Filistin ve Doğu Türkistan gibi) düşen siyonist ateşinin, bir benzerini spor aracılığıyla, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde gerçekleştiriyor. Gerçekleşen organizasyonlar, katılım gösteren sporcuların uyması gereken kuralları Hera-Zeus tapınağında yakılan ateşin bir yansıması olarak görmek zor değil. İnsan düşünmüyor değil; ‘Haçlı-siyonist zihniyetin yansıması olan sporun ‘mevcut’ kuralları ve yapılış şekliyle, İslam’ı değerlere uygun olmayacağı için, Müslümanların ibadet mekânı olan cami-mescidlerde yazılmayacağı-onaylanmayacağına göre, bu yıkımın önüne geçilmesi gerekmez mi! Biz bu satırları yazarken, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), meşale ateşinin ‘tapınakta’ yakılacağı 2036 Olimpiyatları’na ev sahipliği takvimini açıklamış. Organizasyonun (olimpiyatların) bugüne kadar hiçbir Müslüman ülkesine verilmemesi, batıl (haçlı-siyonist) anlayışının en net yansıması değil mi? Batıl olan böyle bir organizasyona “Türkiye olarak 2036’a bizde adayız demek?” toplumumuzun manevi yıkımına zemin hazırlayacaktır…
SPORUN MANEVİ YIKIMI DA GÜNDEM OLMALI
Bugün ülke genelinde, ekonomik açıdan yolsuzluk, haksızlık ve adaletsizlik konuşuluyor. Benzer şekilde, spor aracılığıyla insanımız üzerinde ki manevi yıkıcılığının etkisine şahit olmaktayız. Spor adı altında düzenlenen organizasyonlar, katılım gösteren sporcuların içine düşen bataklığın kurutulması kaçınılmaz bir durum. Voleybolundan futbola, yüzmesinden cimnastiğine kadar, farklı spor branş üzerinden işletilen çark çocuk ve genç, her yaş grubunun içine alacak şekilde devam ediyor. Buna o kadar somut örnek var ki. Çocuk ve gençlerimiz güreşen veya voleybol oynayan bayanları, kendisine rol model-örnek olarak gösteriyor.
Tüm bunları söylerken, okuduğumuz kitaplardan bir bölümünden, zaman zaman sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu değerli eserden biz faydalandık, sizlerin de yararlanmanızı arzularız. Allah (cc) bizleri ders alanlardan eylesin. Bu vesileyle;
Cuma gününün hikmet, bereket ve selameti üzerimize olsun inşallah…
“İSLAM VE BATI” (*)
“İslam ve Batı ilişkilerini ele alırken, kullandığımız kelimeler konusunda dikkatli olmamız gerekiyor. Bu gerçeği belirtmesi gereken kelimeler, bazen neredeyse o gerçeği anlamamızın önündeki en büyük engel haline gelebiliyor. “İslam” ve “Batı” kelimeleri tarihten dine, kültürden sanata, felsefeden bilime ve siyasete kadar pek çok unsuru ifade ediyor.
Bugün İslam denince, insanın zihninde belli imgeler oluşuyor. Mekke, namaz kılan insanlar, intihar saldırıları, örtülü kadınlar vb.
Batı dediğimizde de bir dizi imaj zihnimizde canlanıyor. Gelişmiş ve kalabalık şehirler, teknoloji, askeri müdahaleler, müzik klipleri, kiliseler, ailenin çöküşü vb. Bu olguların hepsi bir gerçeğe tekabül ediyor.
Fakat insan, toplum ve tarih gibi karmaşık, sürekli değişen dinamik, birbirine bağlı unsurları tek bir kelime altında toplamak mümkün mü? Kelimelerin soyut ve indirgemeci rahatlığına sığınmak gerçeklikten uzaklaşma riski taşımıyor mu?” (*İslam ve Batı- İbrahim Kalın-İnsan Yayınları)







