• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
20 Ocak 2020

Ortadoğu’da son durum

ABD’nin Ortadoğu politikası nedir? Rusya Suriye’de neye oynuyor? Türkiye’nin Arap coğrafyasında bulunmasının nedeni nedir? Arap Baharına ne oldu? İdlib’deki çatışmalar,  yeni bir göç dalgasına neden olur mu? Libya, Doğu Akdeniz meselesinde nerede duruyoruz?

Türkiye’nin iç politikası ve sorunları elbette önemlidir. Pahalılık, ekonomik sorunlar, iç siyaset, muhalefetle yaşanan kısır döngü tartışmalar.. Hepsi gelir geçer de, sınırlarımızdaki hareketlilik, terör dalgası ve Batı’nın İslam coğrafyasındaki hesapları üzerine düşünmemiz ve bir çıkış yolu bulmamız gerekiyor. Kabul etmek gerekiyor ki, ABD hâlâ kendisini dünyanın patronu olarak görüyor. Oysaki Maraşlı ozan Mahsuni Şerif 45 yıl önce Amerika’nın katil olduğunu söylemişti. Kim ne derse desin, Orta Doğu süreci ABD Başkanı D. Trump’ın vahşi, acımasız politikalarına dayanıyor. ABD’nin Rusya ile ortak menfaat alanları bulunuyor. Sahi okyanus ötesinde bulunan haydut devlet ABD’nin Suriye’nin çöllerinde ne işi var? Rusya ile ABD, birlikte çalışma kabiliyetlerini Suriye üzerinde mi test ediyorlar? Dünyayı tehdit eden terör örgütleri yalnızca Suriye’de mi yer alıyor? Ya da başka bir ifadeyle ABD ve Rusya’nın Suriye’de bulunmasının yegâne sebebi terörü bitirmek ve Suriye iç savaşına çözüm bulmak mı? Suriye’deki iç savaşın sorumlusu sadece Esed ve onun ordusu değildir. ABD ve Rusya, hatta İran da Esed kadar suçludur. Bu ülkelerin Suriye’de yer almalarının bir tek sebebi vardır, o da enerji kaynaklarını sömürüp Arap coğrafyasının İslamlaşmasını engellemektir. Türkiye’nin Ortadoğu’da bulunmasını ABD ve Rusya arzulamıyor. Hatta rahatsız bile ediyor. Bölgenin Türkiye eliyle şekillenmesi onları rahatsız ediyor.

ABD’nin Süleymani krizinin ardındaki asıl sebep ise İran’ın bütün ağırlıklarıyla  Suriye’den çekilmesini istemesidir. Ayrıca Trump’ın azil meselesi ve önümüzdeki seçimde yerini garantilemesi de göz ardı edilmemelidir. Trump, sıkıştırma ve boğma siyaseti uyguluyor İran’da. 

Türkiye’nin ABD ve NATO ittifakının güvenilir bir ortağı olması için öncelikle Suriye ve Irak’tan çıkması isteniyor. Onların nazarında müttefiklik, uslu çocuk olup sömürüye başkaldırmamaktır.

Suriye krizinde diplomatik anlaşmaların ardındaki belirgin güç hiç şüphesiz Rusya’dır. Bu yüzden Rusya Şam’ın kuzeybatısında egemenliğini pekiştirmek istiyor. Ne gariptir ki Libya’da da karşımıza Rusya çıkıyor. Yıllarca Suriye iç savaşının bitirilmesi için Rusya ile müzakere ettik, masaya oturduk, Astana’da, Cenevre’de görüşmeler yaptık. Lakin sonuca nedense bir türlü ulaşamıyoruz. Birbirimizi dengelemeye, oyalamaya, vakit kazanmaya çalışıyoruz gibi bir tiyatro sahneleniyor. Bir dengeden ziyade dengesizleri oynayan Putin, Şam ziyaretinin ardından Suriye ve Doğu Akdeniz’deki gerilimi hafifletmek üzere Ankara’ya geldi. Bilindiği üzere Kaddafi sonrası bir türlü düzelmeyen Libya barut fıçısı gibi, tam bir patlamanın eşiğinde. Hafter’e destek veren Rusya, laik ordusuyla meşru hükümet arasındaki savaş sürüyor. Hafter, ateşkesi imzalamadan kaçtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem boş yere kan akmasın ve hem de yeni bir göç dalgası kapımıza dayanmasın diye mücadele ediyor. Bu yüzden de İdlib ve Libya’da ateşkes görüşmeleri için adım attıkça karşısındakiler uzaklaşıyor. 

AH İDLİB AH!

İdlib yıllardır terör örgütü DEAŞ ile El Kaide›den ayrılan El Nusra ve Heyetül Tahrir Şam (HTŞ) gibi örgütlerin kontrolü altındaydı. Esad rejimi mutlak zaferini ilan etmek için “terörist isyanın son kalesi” gibi gördüğü kenti düşürmek için Rusya destekli saldırılar gerçekleştiriyor. Ancak bu saldırılar sivilleri de vuruyor. Bombardımandan kaçan yüzbinlerce sivil İdlib’in kırsalındaki bölgelere sığındılar. Erdoğan haklı olarak tüm dünyaya “Yeni bir sığınmacı dalgasına tahammülümüz olmadığını Avrupa’ya söyledik, İdlib’de sükûnet sağlanmalıdır” diye haykırıyor. 

İdlib’de Kürtler ve yıllardır silahlı direnişin sembolü olan El Kaide bağlantılı güçler hakim. Eğer istenirse; hiçbir sivile zarar vermeden bu terör örgütleri bölgeden temizlenebilir. Esed ve Rusya, İdlib’deki sivilleri de mi isyancı grup olarak görüyor. Terörün zulmüne sessiz kalınmaz elbet. Peki, yüzbinlerce mültecinin Hatay’ın sınırlarına kadar dayanmasını nasıl ve neyle izah edeceğiz? Kabul edelim ki İdlib’den Özgür Suriye Ordusunu ve bileşenlerini çektik, bölgeye huzur gelecek mi? Putin ve Esed bunu istiyor diye Türkiye bir direniş göstermeden, kendi hesabını yapmadan egemenlerin emrine teslim mi olacak? Hayır, bölgede istikrar sağlanıncaya ve terör unsurları temizleninceye kadar Türkiye Suriye’den çıkmayacaktır. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet Hoca

Yazınızdan bir şey anlamadım dilinde Kürtler ne demek ırkçılığın daniskası islam ve kardeşlik nedir?
  • Yanıtla

Okur

Arap coğrafyasın.zaten islam degilmi.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı