--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sosyolojik iç muhasebe

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
0

1990’lı yıllarda İslami hareket, kendini devrimci yetiştirmek, Kur’ani düşünce ve yaşantımız daha kaviydi. Modern düşünce, dünyevileşme ve iktidar rehavetiyle bir hayli savrulduk. Bu makalede sosyolojik iç muhasebe ve geldiğimiz sürecin sebeplerinin irdelemeye çalışacağım.

Son çeyrek asırdır İslam dünyasında ve özellikle Türkiye’de yaşanan en derin sosyolojik kırılmalardan biri, dijital dönüşüm ve yapay zekayla hız kazanan dünyevileşmedir. Bizim kuşakların  gençliğinde ve bizden önceki seleflerimizin döneminde idealize edilen “İslami hayat, adil düzen ve ahlaki üstünlük” vizyonunun, güç ve moderniteyle imtihanı geniş kitlelerde derin bir hayal kırıklığı ve sorgulama dalgası oluşturdu. Dolayısıyla çocuklarımızla bizim aramızda derin bir ayrılık söz konusu. Yaşantı ve söylem arasındaki uçurumu en berrak biçimde gözlemleyen ve bu tezatla büyüyen genç nesil, tepkisini kurumsal dini yapıları bütünüyle reddederek vermektedir.

Din, artık aileden devralınan ve sorgulanmadan kabul edilen otomatik bir kimlik unsuru olmaktan çıkmaktadır. Gençler, dindarlığı ahlaki bir üstünlükle değil, güç ve lüks ilişkileriyle özdeşleştirdikçe kurumsal dini yapılara (cemaatler, tarikatlar, resmi dini kurumlar) olan güvenlerini kaybetmektedir. Genç kuşakta “Dindar olmadan da ahlaklı ve adil olunabilir” fikri yaygınlaşmaktadır. Bu durum, toplumsal ahlakın referans kaynağını dinden seküler değerlere doğru kaydırmaktadır. Elimizden kaçan evlatlarımız hangi limanlara sığınmaktadır? Yerel ve geleneksel kodları reddeden gençler, dijital dünyanın da etkisiyle evrensel, kozmopolit ve seküler kimliklere (çevrecilik, hayvan hakları, bireysel özgürlükler ve küresel gençlik kültürü gibi değerlere) sarılmaktadır. 


Türkiye’deki geleneksel “Sağ-Sol” veya “Laik-Dindar” kutuplaşması, yerini “Muhafazakar Ebeveynler - Sekülerleşen Çocuklar” eksenindeki dikey bir kuşak çatışmasına bırakmaktadır. Ailelerin dini beklentileri ile çocukların seküler yaşam pratikleri ev içinde gizli ya da açık çatışmalara yol açmaktadır. Dini retorik ve kutsal semboller üzerine kurulan siyasi söylemler, bu yeni seçmen kitlesinde karşılık bulmamakta; aksine antipati oluşturmaktadır. Siyaset, bu kuşak için rasyonel sonuçlar, özgürlükler, liyakat ve ekonomik refah vaat etmek zorunda kalmaktadır.

Sonuç olarak; sermaye ve güçle imtihanını kaybeden bir dindarlık pratiği, arkasında büyük bir güvensizlik mirası bırakmıştır. Genç kuşakların deizm ve nihilizme kayması, felsefi bir aydınlanmadan ziyade, tepedeki çürümeye karşı geliştirilen sosyolojik bir savunma mekanizması ve protestodur. Toplum, homojen muhafazakar bir yapıya doğru değil, tam aksine kendi içinde hızla sekülerleşen ve atomize olan bireyler topluluğuna dönüşmektedir.


Bu sosyolojik kırılmanın ve genç kuşaklardaki tepkisel sekülerleşmenin/nihilizmin varacağı yer, toplumun kökten bir “kültürel ve yapısal mutasyon” geçirmesidir. Bu süreç, geçmişteki gibi geçici bir gençlik hevesi değil, Türkiye’nin sosyolojik dokusunu uzun vadede kalıcı olarak değiştirecek yapısal bir dönüşümdür. Bu mesele, “oğlum namazını kıl, kötülerle birlikte olma. Ne olursun, özüne dön…” tarzlı tavsiyelerle düzelecek gibi durmuyor. Şu anda toplum ve özellikle Z kuşağında kafası karışık olanlar tamamen dinsizleşmedi ancak dinin kamusal ve bireysel ağırlığı radikal biçimde değişti. Bu gerçekle yüzleşmeden hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Yaşam ve eylem-söylemden ziyade kültürel Müslümanlık modeli hakim oldu. Çok tehlikeli bir virajdayız. Nihilizm ve deizmin getirdiği en büyük tehlike, ortak bir toplumsal “doğru” ve “anlam” zemininin yok olmasıdır.

Geleceğin Türkiye’sinde hiçbir siyasi parti, kitleleri dini semboller, dış güçler veya beka söylemleri üzerinden konsolide edemeyecektir. Dini kavramları kullanan siyasetçiler, bu yeni kuşak tarafından doğrudan “samimiyetsiz” ve “manipülatif” olarak kodlanacaktır.

Bu dönüşümün bize bakan cephesini haftaya değerlendirelim. Fi Emanillah..

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle