• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI
30 Mart 2020

Koronavirüs ve İdlib

İster adına COVİD-19 Korona deyin, ister salgın hastalık deyin, isterseniz de benim gibi «biyolojik savaş» deyin, neticede fark etmiyor. Çünkü bu virüs tüm dünyayı kuşatarak kasıp kavurmaktadır. Bu salgın; freni patlamış araç gibi, nerede, ne zaman duracağı belli değil. Gelinen süreç itibarıyla; ülkelerle kıyasladığımızda Türkiye’nin durumunun iyi olduğunu söyleyebiliriz. Devletimiz evde kalmayı, zorunlu olmadıkça sokağa çıkmamayı söylüyor. Henüz bir emir kipi yok. Polis ve jandarma 65 yaş üzeri insanımızı uygun bir üslupla uyararak evinde kalmasını sağlıyor. Evde kal çağrısı, sigara içme der gibi bir şey. Eğer sigara zararlıysa üretmemek gerekmez mi? Virüs, dışarıda sosyal temas sonucu bulaşıyorsa sokağa çıkmak tamamen yasaklanmalı. 65’lik 18’lik ayrımı çok da sonuç alıcı bir girişim değil. Genç; sokaktan virüsü evine taşıdığında 65’lik değerimizi korumanın bir anlamı kalır mı? Yine de bizler devletimizin çağrısına uyarak evimizde kalmaya özen gösterelim. Çünkü evlerimiz kürkçü dükkanı değil, huzurun, virüsten korunmanın en emin limanı.

Benim kafamı asıl kurcalayan, Suriye sınırındaki askerlerimizin durumu. Biz sosyal mesafeyi 1 metreye kadar düşürdük. Hijyenimize son derece dikkat ediyoruz. Peki ya asker ne yapar, nasıl korunur? Türkiye’nin bu konuda da tedbir aldığını ve bir çalışma yaptığını düşünüyorum. 

İdlib’de koronavirüsün siviller arasında da hızla yayıldığı eğer doğruysa, devletimizin bölgeye yönelik nasıl bir tedbiri olacak? Nitekim dar bir alanda yüz binlerce insanın sıkıştığı göz önüne alınacak olursa, olası bir salgın, sadece sahada kitlesel ölümleri tetiklemekle kalmaz. Diyeceksiniz ki bölgede PKK/PYD/YPG/İŞID ve tüm ülkelerin paralı askerleri de olmak üzere vekâlet güçleri bölgede. Allah korusun virüsün yayılmasıyla daha geniş alanları etkilemesi mümkündür. Kaldı ki askerin o bölgede sosyal mesafeyi koruması ve gerekli hijyene dikkat etmesi oldukça zordur. Fırat’ın Doğusu için de aynı şey geçerli. Sınırlarımızın terör tehdidinden temizlenmesi ve güvenli bölgenin inşa edilerek mültecilerin iskân edilmesi, KORONA öncesi birinci gündem maddemizdi. Lakin bu salgın hastalık her şeyi altüst etti. Şimdi dünyanın birinci gündemi Korona. Tarafların askeri haritayı yeniden tanzim etmekten ziyade, bölgesel hesapları bir tarafa bırakıp sivillerin ve kendi askerlerinin hayatlarını nasıl koruyacaklarını düşünmeleri gerekiyor. İdlib’de fayda/maliyet hesabı yapan yanılır. KORONA nedeniyle yeniden acil bir zirve yapılmalı ve taraflar pozisyonunu öncelikle sivilleri ve askerlerini koruyucu yönde almalıdırlar. Hem bu bir tercih değil, şu aşamada zorunluluktur. Kabul edelim ki, bu virüse karşı Rusya’nın, Suriye’nin ve dahi Türkiye’nin böylesine büyük bir salgını kontrol altına alabilecek teknik, insan ve finansal gücü yoktur. Mesele çok ciddi olup, virüsten etkilenmeyecek ülke yoktur. Türkiye’nin olası bir salgın ve ardından başlayabilecek mülteci akınının maliyetini karşılayabilecek gücü de yoktur. Bölgenin geldiği durumu göz önüne aldığımızda Türkiye’nin bölgede kalarak hem askerini koruması hem de radikal gruplarla mücadele etmesi imkânsız gibi duruyor. Bölgeyi terk etmek de olmaz. O halde hem bölgede kalarak, yeni haritaların tanzim edilmesinin önüne geçmek, hem de terörün belini kırarak, askerimizi de olası virüs salgınına karşı koruyarak yeni bir yapılanma gerekiyor. Terör tehdidi askıya alınamaz. En az virüs kadar tehlikesi olan terör, yuvasında bitirilmedikçe ülkelere rahat yok.

Tolstoy ve Mustafa Kutlu

Sevgili Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca, KORONA  günlerinde evlerinde kalanlara Tolstoy ile Mustafa Kutlu okumalarını tavsiye etti. Bunu dahi eleştirenler oldu. Kimileri Toltsoy’la kıyaslayıp Bakan beye, “Bula bula Kutlu’yu mu buldun, Toltsoy’un karşısına çıkaracak?” dedi. Bazı kesimde de şöyle seslenmeler oldu. “Yahu kardeşim o kadar tanınmış ulusal çapta yazar ve düşünür varken neden Mustafa Kutlu” dediler. Bir şeyi kutsamak ve yüceltmek yanlıştır. Aynı şekilde küçük ve hakir görmek de.. Doğru olan vasat bir yol ve her şeyin hakkını vermektir. Bakan beyi bu konuda eleştirenlerden değilim. Belki de Kutlu›yu çok seviyor olabilir. Kutlu›nun dili akıcıdır. İdeolojik kimliğini yazılarına yansıtmaz. Ben yadırgamadım. Kutlu, güçlü bir hikâyecimiz. Kutlu, Nurettin Topçu ekolündendir. Gençler elbette Sezai Karakoç’u, Necip Fazıl’ı, Nurettin Topçu ve Cemil Meriç gibi değerlerimizi de okurlar. Bakanın Kutlu’yu doğaçlama bir üslupla tavsiye etmesi Kutlu’nun değerine katma bir değer katmayacağı gibi, diğerlerini zikretmemesi de, onları küçültmez. Hem Bakan beyin böyle bir maksadının olduğunu sanmıyorum. Gayet samimi olarak konuştu. İster yazılı metin, isterse doğaçlama olsun, söyleyenin samimiyetine bakmak gerekiyor.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Aklıselim

Sayın yazar. Nasıl yaratmak fiilini Allah CC haricinde kullanma dilimize sokulduysa, yunan temizlik tanrıçası hijyeni de soktular. Evveliyatı çok değil. Danıştığım değerli hocalar şirk tehlikesinden bahsediyor. Diyanet'e ve TDK'ya sesleniyorum. Bir yanda kültür emperyalizmi, diğer yanda şirk tehlikesi! Ben yanılıyorsam delillerinizi getirin. Aksi takdirde her iki cihanda sizden şikayetçi olacağım.
  • Yanıtla

Mehmet Ali

Tolstoy'un Hz Muhammed isimli kitabı var. Daniel DEFOE, GOETHE, Victor HUGO, GARAUDY ... gibi kendisi de Müslüman olmuş muydu?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı