--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ümmetin birleştiriciliğinden rahatsız olmayın! Kavmiyetçilik hastalığından kurtulun!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
23

Ümmetin birleştiriciliğinden rahatsız olmayın! Kavmiyetçilik hastalığından kurtulun!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Bir kavmin dili; dinin anlaşılmasına ve yaşanmasına (geniş manada) ne kadar yardımcı oluyorsa, o derecede bir manevi ehemmiyet taşır. Mahalli dillerde böyle bir vasıf yoktur. Ne o dille tebliğde bulunulmuştur; ne “tebliğ” in dolaylı olarak anlaşılmasına ve yaşamasına yarayan bir kültür o dille oluşturulmuştur; ne de manevileşme tekâmülüne o dille yapılabilecek kolaylaştırıcı bir katkı bahis konusudur. 

Yaşama beraberlikleri “din” mayası ile kıvamlanmalıdır. Yahya Kemal’in dediği gibi “milletlerin mayası kan değil, din”dir. Batı’da da öyledir. Ateizm’den başka hiçbir düşünce bu hakikati inkâr edemez. Ateizmin inkârcılığı da bu tecelli sahasında çıplak gözle görülecek kadar açık bir surette iflas etmiştir. Fıtrata aykırı olan er geç yıkılır, yıkılacaktır. Fıtrata aykırı olan, ilme de dine de aykırıdır. Onların çok dolaşıp yorulmaları, bir gram şeker için bir çuval keçiboynuzu yemek durumunda kalmaları, dinlerinin muharrefliği sebebiyledir. 

Biz ise, tefekkür yerine taklidi seçtiğimiz için, birçok bakımdan kavanozu dışından yalamak durumuna düşmüşüzdür. Kavmi bir yana bırakınız; tefekkürü ve manevileşmeyi terk edersek, her aile ayrı bir millet her ev ayrı bir vatan haline gelir! Her ferd, bir Nefsaniyet yumruğuna dönüşür! Kalabalıklar içinde yalnızlığı, şekli benzerlikler içinde uçurumlu tezatları, varlıklar içinde yokluğu yaşarız. 

Dünya İslam’a muhtaç; çünkü insanlığı buhrana sürükleyen meselelerin çözümü İslam’da. Dünya bizi bekliyor; çünkü o çözümleri gösterebilecek izahları biz yapabiliriz. Bize teveccüh eden, imtiyaz değildir, mesuliyet ihtarıdır. Batı’nın asimilasyon oyunları bugün gündem işgalleriyle tezahür ediyor. Kendi yararlarına olacak sandıkları için, bizim üzerimize Yeni Düzen masallarıyla “ayrıştırma” toprağı dökmek istiyorlar. Aldanırsak, bütün tarihin ve bütün insanlığın vebalini kendi ellerimizle kendi boynumuza dolarız. Çünkü mazeretimiz yoktur, çünkü açılan ufukları en iyi gören bir noktada bulunmaktayız, bulundurulmaktayız. 

Irk bağı, yalnız başına, insanı ne değerli ne de değersiz kılabilir. İnsan, ahlaki-manevi-fikri-ruhi zenginlik ölçülerine göre değerli yahut değersizdir. Ahlaksız insanın, cahil insanın hangi ırktan olduğu ne önem taşır? Hangi bölgeden olduğu ne önem taşır? Öyle insan vardır ki akrabamızdır ama o bize dünyanın öbür ucundan bulunan herhangi bir kimseden daha uzaktır. Mutlak ölçülerin ve değerlerin, maddi farklılıklarla ilgisi olmaz. Burada “maddi farklılık” tabirini geniş manada kullanıyorum. Irk, mal, bölge, renk, hepsi onun içine girer. 

Ölüm, dünyevi ilgilerin sonudur. Makam, mansıp, mal, unvan, ırk, akrabalık, hepsi bitecek. Her ferd kendi hesabını kendisi verecek. Kavimler, gruplar, sülaleler bölgeler değil; Allah’ın kulu olarak “insan” mükâfat veya mücazat görecek orada. Evet, herkes kendi hayatının kendi imtihanının hesabını kendisi verecek. Mukaddesliğin, kutsiyetin, kaynağı ve asli konusu; sadece imandır, dindir, İslam’dır. Buradaki hassas sınır şudur: 

İnsan elbette ki inançlarını yaşarken bir takım maddi imkânlardan ve olgularından, faydalanır; ama o maddi imkânları ve o olguları, mukaddesatının kaynağı olarak görmeye başlarsa inhiraf etmiş, sapmış olur. Bölgecilik de öyledir, sülalecilik de öyledir, enaniyet de öyledir. Hepsinin kökü aynıdır. Ve zaten bunların hepsi beraberce yürür. Mukaddesliğin kaynağından uzaklaştınız mı, putlar çıkar ortaya. Bir sürü put! Asli kaynaktan Tevhid gelir, uydurma kaynaktan putperestlik akar. Ve tevhidden mahrum kalanın en büyük putu, insanın kendi nefsidir. Önce odur. Diğeri onun yansımasıdır. Temel’e “asli mensubiyet”i koyarak hepsini ışıklandırıp hepsini itidal üzere ölçülendirmek suretiyle mihverine oturtacaksın. Tezat-mezat kalmaz ortada, emsalsiz bir ahenk doğar. 

Tarih şahittir. Asırlık tecrübelerle sabittir. “Sünni” kelimesine alerji duyulmasın. Sünni İslam anlayışı; birleştiricidir, kazanıcıdır, itidale sevk edicidir, çeşitlenmeyi mihvere bağlayıcıdır. Öte yandan; Türk’ün mânevileşmiş Tarihi-milliyetçilik anlayışı da birleştiricidir, ırki-biyolojik-mahalli taassuplardan tamamen kurtulmuş bir tekâmül anlayışının ifadesidir. Mücerret spekülasyonlara lüzum yok, önümüzde dev gibi bir tarih tecrübesi ve eseri vardır. Osmanlı’nın yaptığını, aynı dile aynı ırka sahip bulunanlar yapamadılar. Sonra neden bozuldu. Batı bozdu. Bozabildi, çünkü devletin teminat temelleri çöktü. Milli ve manevi beraberlikleri sağlayan fedakârlığın ve halisiyetin temsilcileri hor görülüp, ondan kurtulma (!) ihtirasları ayağa kalktı. Türkler devlet kurmuşlar, onun yükünü taşıyorlar. Ama kendileriyle uluorta övünmüyorlar. Osmanlı Devleti, öyle “hadi bir araya gelelim!” Consensusuyla kurulmadı, şekillenmedi. Türk’ün kanıyla-canıyla kuruldu, gelişti, büyüdü. İnsan kaynağı, Anadolu’nun bağrı idi. Rumeli fetihlerinin “evlad-ı fatihan”ı Anadolu’nun yedi göbek “asliyeti-kökü” olan Müslüman-Türk aileleriydi. Bu, devletin hâlâ mahfuz bulunan resmî belgeleriyle sabit hakikattir. Ama Türklüğümüzle değil, İslamlığımızla övünmüşüzdür. Çünkü milletimizi manevileştirmiştik. Öyle olmasaydık, öyle bir devlet kuramazdık. Ama Avrupalı bizi bilirdi, Müslüman olana “Türk oldu” derdi. İslam ve Türk kelimeleri Osmanlı zamanında özdeş hale gelmiş gibiydi. Bu, halkın, cemiyetin yaşayan hakikatiydi. Hayatımızın tabii haliydi. Bizim meselemiz siyasi olmaktan önce fikridir. Fikren halledilmemiş meseleler siyaseten halledilemez. Bizim siyaset sahnesindeki aydınımız hâlen teknoloji sakızını çiğnemekle meşgul! Hiçbir ortak değeri olmayanlar millet olamazlar. Oturması, kalkması, giyinmesi, konuşması, alışkanlıkları, zevkleri, değer hükümleri, “arkadaşlık-kardeşlik-komşuluk” anlayışları, üzüntüleri-sevinçleri her şeyleri farklı. Ayrı kıtalarda bile olsa, böylesi olmaz. Bu hal, “bilim teknik ve ekonomi her şeyi halleder” gafletinden doğmuştur. Teşhisi cesaretle koyalım. Osmanlı’da çeşitli unsurlar yaşıyordu; ama cemiyetin sokaklarında meydanlarında, evlerinde, çarşılarında, havasında, suyunda yaşanan hayat, yürüyen-akan hayat, bir kültürel şahsiyetlilik karakterine sahipti ve insanları birbirine yaklaştırıp benzeştiriyordu. 

İslam Âlemi’nin manzarasına bir bakmak lazım. Fikri icaplar yerine getirilmiyorsa, kavramların ve realitelerin yorumu yapılmıyor ise, “birleştirici tesir”den faydalanma nasibine erişilemez. (Merhum Zeki Önal/Ahmet Selim’in Din Dil Tarih Şuuru ve Medeniyet Krizi kitaplarından faydalanılmıştır.)

Yorumlar

(23)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Yeter artık, şaka da bir yere kadar

30 Temmuz 2025 16:21

Ümmetçilik bizden uzak, Mustafa Kemal Atatürk ün izindeyiz, ölmeyede hazırız, hodri meydan.

Teyo

30 Temmuz 2025 20:05

Sizler,Mustafa Kamalın izinde olbilirsiniz,ne kanunlar ne de dinimiz buna engel değil,ölmenize de gerek yok,dayatma ve tehditinizden çok kork(!?)tum atanınızın izinde değilim.

Nedim

30 Temmuz 2025 14:35

Osmanlı sonrası özellikle ümmet ancak Resulullah sav in sahabeye anlattığı isiam akaidi ile kurtulur.ve sahabe gibi kardeş olur ve kâfirlere nefes aldırmaz.Osmanli sonrası İslam dünyasında Resullahtan sav anlattığı akide İslam olmadığından çünkü akide meseleleri temel inanç konuları yüzde yüz peygamber ve ashab gibi değilse o başka bir inanç başka bir din olmuş oluyor.yuzde 1 lik bir farklılık Resulullah sav ve ashab tan farklı bir dine sokar.Mesala kendilerini Musa as a ve İsa as 'a nisbet edip bazı konularda ayrisanlar o peygamber lerin getirdiği dinle hiç alakaları yoktur.Ayni şekilde de Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki İslam peygamber ve ashab tan yüzde 1 bile farklılıklar taşıyorsa o da Allah cc razı olduğu İslam la alakası yoktur.Nisa 115 te hidayette olmak için peygamber den sünnetinden rehberliğinden yuzcevirmemeyi ve müminlerin SAHABENİN yolundan itikadından ayrılmamayi şart koşulur.Tevbe 100 de Allah cc razı olduğu Sahabeler ve onlara güzelce sahih olarak tâbi olanlar olduğu da buyrulur.Onun için Kur'an'ı sünneti sahabe nin anlamadığı şekilde anlayanlar Kur'an ve sünnete ihanet etmiş olanlardır.Cunku müslüman müslümanın aynasıdır, aynısıdır.Musluman demek sahabe gibi şirk ve küfür işlemeyen ve işleyenlerle dindaşlik içinde olmayanın adıdır.

Sosyalmesele

30 Temmuz 2025 11:55

İnsan sosyal varlıktır. Aidiyetlerinden mensubiyetlerinden uzak yaşayamaz. Müslüman Türk hem İslam ümmetindendir hem de Türk milletindendir. Ümmet de bizim millette bizim. Sosyolojiden alıntı: "Din, kültürün en belirleyici unsurudur" "Hiç bir milli kültürün bir başka milli kültüre üstünlüğü yoktur"

Ömer

30 Temmuz 2025 11:53

Bazı yorumlara bakıyorum üzülüyorum . Ümmet nedir ne ifade ediyor bilmiyor . Kısaca ifade edersem Müslüman olan ehli sünnet le bütünleşen ırkı soyu ne olursa olsun ümmettir . Ümmeti Muhammed’dir . Şimdi ki Müslümanlar bölünmüş sen ben kavgasına düşmüş niye ümmet bilinci kaybolmuş . Dikkat edin ümmet yok olmaz kıyamete kadar sürecektir . Rabbim bizi ümmeti Muhammed’den ayırmasın amin .

ADSIZ

30 Temmuz 2025 14:13

Ömer rumuz ehli sünnetin dairesi içindekileri say bakalım kimler cahil milleti cahil yerine koyma Hz hasanı zehirliyen hz hüseyinin kellesini kesip torbaya dolduran Ebuhanefiyi zehirleyip öldüren Medineye hiristiyan askerlere işgal ettirip on gün fuhuş yaptıran (harra olayı) onlarda ehlisünnetin içinde İslamsız islamcı

Arapçı

30 Temmuz 2025 10:39

Ümmet ne zaman bir bütün olmuş Sahabeler Hz peygamber den sonra birbirleriyle savaşmış Șii Sünni ayrımı ilk halife seçiminde ortaya çıktı Sonraki dönemlerde halkı Müslüman olan devletler birbirleriyle savaşmış Mesela yavuz mısır ile savaştı Fatih akkoyunlular ile örneği çok Ümmetin bir birleştirici gücü yok.

ADSIZ

30 Temmuz 2025 10:32

Seni gidi hin oğlu hin Kişi kendi gavmini sevmekle ayıplanmaz hs niye gizliyorsun muaviye hizmetcisi

Teyo

30 Temmuz 2025 20:15

Hin oğlu hin adsız, sen hadisi okumuş,kabul etmişsin de hadisin sahibi bunu nasıl uygulamış,Furkan da ki Nuh Nebi kıssa sını okumamışsın.Yazıklar olsun saltatcılardan,mezhebcilerden,soycu-boyculardan yana tavır alan müşrik'islamcılara.

Vay vay

30 Temmuz 2025 10:18

Sayın yazar ümmet mi kalmış, sürekli ümmet konusunda yazıyorsunuz da...ümmet olsaydı gazzede çocuklar açlıktan ölür müydü...siz inanıyor musunuz bu yazdıklarınıza...Müslüman ülkeler birbirine düşman, hepsi ABD nin sözünden çıkmıyor...Trump bir geliyor milyarlarca dolarlarıni alıp gidiyor...ümmet ölmüş, ümmet dediğiniz 2 milyarlık islam dünyası israil karşısında korku, acizlik ve çürümüşluk içinde...

Ümmet

30 Temmuz 2025 08:36

Efendi efendi... Araplar daha kendi içinde birlik olamamış sen ne ümmetçiliginden bahsediyorsun. Biz Dini İslam olan Türkleriz, kendin gibi ırkı Türk olan müslümanlardan mı sandın bizi.

Okur

30 Temmuz 2025 07:29

Kerbela da ne oldu. Ümmet anlayışı kenara mi alındı.

yasemin

30 Temmuz 2025 07:29

Her gün istenmeyen olaylar Osmanlı İmparatorluğunda bunlar yoktu, altı asırda 6 asırda iki boşanma davası olayı iki cinayet lütfen Osmanlı İmparatorluğu Eğitimi istiyorum

Yasemine

30 Temmuz 2025 10:06

Hanımefendi lisede taruh okudunmu?Fatih kardeşini,Yavuz babasını, Kanuni oğlunu öldürdü.

okur

30 Temmuz 2025 11:06

ne anlatiyorsun ...

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle