--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Son kalemiz aileye sahip çıkalım! Evimize yuvamıza dönelim!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
9

Son kalemiz aileye sahip çıkalım! Evimize yuvamıza dönelim!

Yaşar Değirmenci

Resul-i Ekrem Efendimizin önce Mekke’de, sonra Medine’de kurmuş olduğu toplumun en temel ilkesi, kişinin herhangi bir ayrım olmaksızın Allah karşısında eşit olmasıdır. Allah, Âdem ve Havva’yı birbirine eş olarak, topraktan yaratmıştır. Her ikisini de yeryüzünü birlikte imar etsinler diye var etmiştir. Her ikisine de halifelik görevi vermiş, sorumluluk yüklemiştir. Bu yaratış, insanı cinsiyet ayrımı olmaksızın Allah karşısında ve dünyaya gönderiliş amacında eşit kılmıştır. Ne yazık ki insanlık tarihi, kadın-erkek arasındaki biyolojik farklılıkları bir üstünlük meselesine dönüştürmüştür. Bu üstünlük iddiası o kadar ileriye varmıştır ki, medeniyetin beşiği denilen topraklarda bile kadınların haklarına tecavüz edilmiş, onlar daha aşağı varlıklar olarak algılanmışlardır. Böyle bir ortamda Resul-i Ekrem Efendimiz, çevresindekilerin düşüncelerine aykırı olarak kadınlara yeniden yaratılıştan sahip oldukları hakları vermiş; onları söz sahibi kılmış, onları toplumun tabii ve eşit bir parçası yapmıştır. Kadın ve erkek, iman, ibadet ve ahlakta birbirinin velisi olarak tanımlanmış, Peygamber Efendimizin ifadesiyle onlar “bir bütünün iki eşit yarısı” olarak kabul edilmiştir.

Kendi değerlerini bilmeyenler, Peygamberimizi hiç tanımayanlar, bu millete yapılan en büyük zulümlerden, “inkılap kanunlarıyla kadının hürriyetine kavuştuğunu, kafesten kurtardığını” söyleyecek kadar cehaletlerini utanmadan, sıkılmadan söylemişlerdir. Bu zihniyete; kadının teşhir metaı hâline getirildiğini, çeşitli modern isimlerle vitrin malzemesi olduklarını anlatamazsınız. Modern hayatın, çağdaşlıkla sunduğu bütün ortak mekânlarda kadın ‘ortak mal’ hâline getirilmiştir. Çağdaşlığın, modernizmin Aile’si yoktur!

Doğurganlık oranındaki trajik düşüş, nüfusumuzun kendini yenileyemediği ve hızla yaşlanmaya doğru yol aldığımız bir gidişatı gösteriyor. Bu aynı zamanda aile yapımızdaki işlev kaybının da bir işareti. 

Ayrıca kadını çalışma hayatına daha fazla katılmaya teşvik etmenin sonuçlarıyla hâlâ yüzleşmedik mesela. Aile yapısının çözülmesi, doğum oranlarının tehlikeli derecede azalışında bunun doğrudan etkisi var. Kadını çalışma hayatına teşvik etmek yerine aile içindeki rolünü saygınlaştıracak, ev hanımlığını ve anneliğini de bir meslek gibi değerlendirecek tedbirleri almak zorundayız.

Peygamber Efendimizin başlattığı bu dönüşüm, Hz. Aişe, Hz. Fatıma gibi tarihin gidişatına yön veren kadınlar ortaya çıkarmıştır. Fakat ne yazık ki yine zamanla eski inanışlar canlanmış ve kadınlar toplumsal hayatın dışına itilmeye başlamıştır. Bu, o kadar ileri noktaya varmıştır ki, kadınlar ibadet mekânlarından, camilerden bile uzak tutulmaya başlanmıştır. Sevgili Peygamberimizin “Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerinden alıkoymayın” uyarısı adeta unutulmuştur. Hanım kardeşlerimiz Allah’ın mescitlerine yabancılaşmış, camilerde eşleriyle, çocuklarıyla ibadet edebilme neşesinden mahrum kalmışlardır. Cami özlemlerini sadece Ramazan gecelerinde teravihlerle gidermeye çalışmışlardır.

Beytullahın temelinde peygamber eşi, peygamber annesi Hz. Hacer’in ellerinin izi vardır. Safa ve Merve tepeleri arasında her sa’y yapışımızda Hz. Hacer’in aziz hatırasını zihinlerimizde yeniden canlandırmaktayız. Zemzem suyu, onun sa’yinin hürmetine ikram edilmiştir. Ve halen hepimiz onun izinde yürümekteyiz Safa ve Merve tepelerinde…

Hepimiz biliyoruz ki, Hz. Meryem’i, mabede en güzel bir şekilde buyur eden ve mihrapta eğiten Rabbimizdir. Kur’an-ı Kerim, bize Hz. Meryem’in kendisini mabede adadığını, orada rükû edenlerle birlikte rükû ettiğini öğretmektedir. O, bu mukaddes mabette arınmış ve nice ilahi lütuflara mazhar olmuştur.

Peygamber Efendimiz, ‘Bir babanın, bir annenin evladına bırakabileceği en büyük miras, şüphesiz güzel ahlaktır.’ buyurmuştur. Bu güzel ahlakın da oluşacağı yer, ailede oluşturacağımız güven ortamına bağlıdır. Güveni zedeleyen çok kötü hasletler vardır; yalan, şiddet bunların başında gelir. Şiddet denince hep el ile şiddet gelir aklımıza ama bazen dil ile şiddet, el ile şiddetten ağır gelebiliyor. Dolayısıyla bu yönden de Sevgili Peygamberimiz en büyük örneğimizdir. Allah’ın hiçbir kulu O’nun dilinden de bir şiddet görmedi.

Şiddetten uzak duracak bir aile ortamı sağlanması şarttır. Bunlar sağlanmadığı zaman, beraberinde yalnızlık ve nihilizmin geldiğini, çocukların da bundan dolayı yalnızlaştığını, yalnızlığa mahkûm edildiğini görürsünüz. 

Türkiye’nin en millî olacağı alan, aile konusudur. Bu sebeple milli varlığından beslenen bir aile modeli şarttır. Değişime, dönüşüme, küreselleşmeye karşı aidiyetimizi unutmadan “Biz kalarak değişme”liyiz. Sabit değerlerimizin pergel örneğindeki “Sabit ucu olmayan pergel daire çizemez!” ikazını da unutmayalım. Hiçbir zaman kadın işe karşı, kapitalist kültüre karşı ve modernitenin değerlerine karşı bireysel ve özgür olmaya çağrılmaz. Tam tersine İslam kültürünün annelik, hatunluk, ablalık gibi aile bağlamı reddedilir. Bunlardan çıkış bir kurtuluş ve özgürlük olarak pazarlanır.

Anne, bizim kültürümüzde nedir? Anne, bizde “cennetin ayakları altında olduğu” varlıktır. Anne, büyük bir saygıdır. Büyüktür. O sebeple onlara “öf” bile denmez. Onların ellerinden öpülür. Anne, karşılıksız sevendir. Evlatlarına maddesiz muhabbet gösterendir. “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” der türkülerimiz. Günümüz toplumuna yerleştirilen mutluluk anlayışı; para ile dayanışma ve paylaşma üzerine uzlaşılır. Mutluluk bu uzlaşı ve paylaşmadan doğar. Mutluluk, rızkın helalinden doğar, paranın çokluğundan değil. Annelerimize atılan büyük iftira: Anne feminist bilinçte eve kapatılan, sosyal dünyadan tecrit edilen ve kafes pencerelerde kilitli tutulan varlık. Annelerimiz bu iftiralarla gözümüzden düşürülmeye çalışılıyor. Hiçbir Anadolu annesi böyle değil. Bunlar Kemalizm’in, sekülerizmin, laisizmin, feminizmin yalanları, iftiraları.

Kâbe için Allah’ın Evi deriz. Hz. Nuh’un insanlığı kurtarmak için yaptığı gemiye de Kur’an’da ev deniyor. Ev, en temelde aile ile varlığa gelir. Ev ne otele ne iş yerine benzer. Aile, toplumsal yapımızla yakından ilgilidir. Toplum yapımız sarsılıyor, dönüşüyor ve yapısal kayıplar yaşıyor. Yapıyı ayakta tutan kültürel anlam dünyamız ve sosyal ilişkiler çekiliyor. İş hayatı ve çalışma düzenimiz, para ile kurduğumuz ilişki pratiği, insanın anne ve baba olmadan daha fazla statü ve paraya koşması, aileyi düşündürtmüyor.

Yeniden kültürel mirasımızın ve inancımızın aileye ilişkin anlamı üzerine düşünmeliyiz. 

Kapitalizmin ve modernitenin hepimizi paraya, kariyere ve taksitlere koşturduğu düzeninde bir an durup soluklanalım. Evimize dönmek yeniden soluklanmaktır. Bu düzenin metaları peşinde koşturdukça daha fazla ilaçlarla, daha fazla psikiyatristlerle kuşatılıyoruz. Daha çok makam ve paranız varsa daha çok ilacınız ve sıkıntınız var demektir.

Kendimize döneceğiz. “Kendini bilen Rabbini bilir” düsturunu yeniden hissedeceğiz. Kapitalist kamuda kaybolan “kendiliğimiz”, evde yeniden kendine gelecek.

Yorumlar

(9)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

İbrahim Atalay

13 Nisan 2025 22:53

Sn Değirmenci, Değerli Hocam, çok doğru tespitlerinize ve tekliflerinize içten katılıyorum. Ailenin korunması adı altında 6284 ve 175 sayılı yasalarla ailenin 37 senedir yıkılıp ZİNANIN yaygınlaşmasını sağlıyor DEVLET. Bu yasalar nedeniyle gençler evlenemiyor ZİNALI hayat yaşıyor. Bir türlü ailenin korunması sağlanmıyor. Ahlaksızlık altın çağını yaşıyor.

Kanber

13 Nisan 2025 15:48

Selamlar Allah razı olsun hocam Çok güzel yazmışsınız

Nedim

13 Nisan 2025 15:01

Hocam emin misiniz Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki evlerin kale olduklarından..Evler kale olsaydı İslam dünyası hiç böyle olur muydu?Ha sahabe tabiin selefi salihin (Resulullah sav in övdüğü dönem dört mezhep imamları nin dönemine kadar ki) döneminde ki ailelerden müslümanlardan bahsediyirsa el hak doğru onlar birer İslamın kalesi idi.O evlerden çıkan müslümanlar ümmetin kurtuluşu için cihad eden mücadele eden erler di.Hatta ta ki Osmanlı nin son zamanlarında ki Çanakkale zaferi nde ki erleri mucahidleri yetiştiren İslam kalesi idi aileler.. kurtuluş savaşı ni kazanan askerler de bu kalelerde yetişmişti.Dunyaya ileikelimetullah davası merkezli bakıyorlardi.Allahin dini düşmesin diye canlarını mallarını ortaya dökmekten kaçmayan müslümanlardi onlar..Mesala Çanakkale zaferi nde ki türkülere,"hadi Onbeşli Onbeşli"diye konu olan ve Bedir destanında on iki on beş yaşlarındaki çocuk sahabeler in savaşa katılmak için Resulullah sav le diyalogları orduya kabul edilmedikleri için ağladiklari bilinir.İşte bu cihad sevdalı çocukları yetiştiren anne baba ve aileler gibi Osmanlı da da aynı evlatlar yetişti.Cunku Kur'an sünnet icma merkezli bir toplum ve bir devlet yapısı olup olmaması ile alakalı bir durumdur Bunu emperyalist ler biliyor diye Kur'an sünnet icma merkezli devlet yerine kendileri gibi yasama ve yargı gücü nün Allah cc elinden ukdesinden hakimiyetinden alınıp kişilere kurumlara veren İslam dışı devletler sistemler in yetistirecegi ne İslami bir aile ne de insanlar bireyler olur

Cemal OKUR

13 Nisan 2025 13:07

????????????

.....

13 Nisan 2025 12:06

Sayın yazar aile yılının ilk üç ayındaki boşanma istatistiklerine bakın aile yılının boş olduğunu, sadece bir soylemden ibaret olduğunu göreceksiniz.. 2024 yılı emekli yılında emeklilerin halini yazmama gerek yok sayın yazar...

ah ah mmlektm

13 Nisan 2025 09:06

aile kalesi kaldı mıki* sahip çıkalım.

Adalet

13 Nisan 2025 08:08

Aile mahkemesinin hakimleri çoğunlukla kadın ve davalarda mümkün olduğunca tarafdırlar.Nafaka ekonomik şiddet olmakla birlikte,psikolojik şiddete dönüşmüş.Ebeveyne yabancılaştırma hat safhada,sebebsiz boşanmalar çoğalmış ve kadınlar tarafından açılmakta.Hayatında tatil nedir bilmeyen erkekler,balayına zorlanmakta,en ihtişamlı düğün istenmektedir.Çocuk üzerinde babanın terbiye edici ve dine yönlendirici duruşu yok edilmiş,erkek boşanma ile her daim korkutulmakta,sindirilmekte ve daha fazla gelir için suça süruklendirilmektedir.Evlilik yaşını yukarı çeken,ve erkeği otuz yaşına kadar bekleten,zina tehlikesi altına sürükleyen kadınlardır.Tek çocuğa zorlayan kadınlardır.Bu zamanda evliya olsan evlenmemeniz gerekir hocam

İbrahim Gökalp

13 Nisan 2025 12:53

Çok güzel bir tespit

MUZAFFER..

13 Nisan 2025 04:59

İNŞALLAH, ELİNE SAĞLIK HOCAM.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle