Hürriyete Esir Olmak!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Hürriyete Esir Olmak!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Başlık kendi içinde çelişkili ve saçma görünebilir. Zira hürriyet, zaten esirlikten kurtulma, kölelikten azad olma ve özgür yaşama demektir! Hal böyleyken nasıl hürriyete esir olunur?
Namık Kemal meşhur Hürriyet Kasidesinde, çok estetik ve başarılı hürriyet övgüleri, istibdat karşıtlığı ve vatanperverlik sitayişi yapar. Etkilenmemek mümkün değildir.
Ancak her güzel şey gibi, hürriyet'te suistimal edilebilir, yanlış anlaşılabilir, hatta tam aksi sonuçlar da üretebilir. "Hürriyet, hürriyet" diyerek daha şedid istibdatlara da yol açılabilir!
Nitekim bu muazzam şiirin en meşhur beyitlerinin birinde şairimiz, hürriyet esaretini şöyle resmeder;
"Ne efsunkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten
Günümüz Türkçesi ile şöyle ifade olunabilir; "Ey hürriyet adlı sevgilinin güzel yüzü, sen ne kadar büyüleyicimişsin! Gerçi eski esaretimizden kurtulduk ama, bu sefer de senin aşkının esiri olduk." Edebiyattaki "tezat sanatının" pek şirin tezahürü!
Bu ünlü hürriyet kasidesi Sultan Abdülhamid zamanında, monarşi istibdadına karşı yazılmıştır. Muhakkak belli bir hakikati de vardır! Ancak, bu gerçek hedefini bulmuş, tam isabet etmiş bir hitap mıdır? İşte burada dananın kuyruğu kopabilir! İttihatçıların "Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet" sloganı da şüphesiz çok güzel ve tutkulu bir sözdür. Fakat adresi, yani muhatabı ne kadar isabetlidir? Özgürlük getirmiş midir?
Önce şunu sormalı; Abdülhamid Han, monarşinin mucidi ve kurucusu mudur? Tek sorumlusu mudur? Kemalizm ideolojisi gibi totaliter, jakoben bir "Hamidizm" ideolojisi var mıdır? "Siyaseten katl" gibi eski yöntemleri kullanmış mıdır? Merhametsiz bir zorba mıdır? İçten ve dıştan kuşatılmış ve Frenklerin, Masonların, Selanikli dönmelerin, yıkmaya çalıştığı Devlet-i Aliye gerçeği hallonulmuş mudur? Muhalifi İttihatçılar hürriyet getirmişler midir? O sırada Avrupa ve dünyada özgürlük var mıdır? Abdülhamid Han'a muhalefet eden İslamcılar ve vatansever aydınlar, sonradan çok pişman olmuşlar mıdır? Sultan tarihimizde ilk defa birinci ve ikinci Meşrûtiyeti ilan etmemiş midir? Buna rağmen hürriyetçi (!) İttihatçılar tarafından darbeyle devrilmemiş midir? İTF Devlet-i Aliye'yi 9 yıl içinde yıkmamış mıdır? İTF iktidarı daha "şedit", tek parti cumhuriyeti ise "en şedit" istibdat dönemleri değil midir? vs... Bu soruların hakikatli cevaplarını vermeden, "müstebit Abdülhamid" yakıştırması pek aşırı kaçacaktır!
Vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal, Bediüzzamanı çok etkilemiş bir mütefekkirdir. Eski Said'in ünlü eseri Münazaratta; "meşhur Kemal'in 'Rüya'sıyla uyandım" diyor. Büyük allameyi uyandıran bir şair! Denebilir ki, Münazarat'taki istibdat karşıtı hürriyetçi perspektifin, önemli bir muallimi Namık Kemal'dir!
Ancak, Yeni Said Lem'alar adlı eserinde çok önemli bir tashih yapmaktadır; "Evet, şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya layık iken (tek parti gaddarlığı) ve halbuki o tokada müstehak olmayan gayet mühim bir zatın (Abdülhamid Han'ın) yanlış olarak yüzüne savrulan kamilane şu sözün..."
"Ne mümkün zulm ile bidat ile imha-i hürriyet
Çalış idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten" Namık Kemal
Aynı şekilde; 5. Şua'da; "Zannederim asr-ı ahirde İslam ve Türk Hürriyetperverleri, bir hiss-i kabl-el vuku ile, bu dehşetli (Kemalist) istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. FAKAT ÇOK ALDANIP YANLIŞ BİR HEDEF VE HATA BİR CEBHEDE HÜCUM GÖSTERMİŞLER! Yani acele edip, Kamal yerine, Abdülhamid Han'a hücum etmişler.
Üstad Bediüzzamanın esasen, Abdülhamid Han'ın şahsına yönelik bir muhalefet beyanı hiç yoktur! O sadece mutlak monarşiye muhalefet edip, meşruti monarşi yani, anayasa ve meclis sistemi istemiştir. Değil Yeni Said döneminde; Eski Said döneminde dahi Sultan'a pek hayırhah övgüler yapmıştır; "Yaşasın Halife-i Peygamber", "Veli Padişah", "Pür Şefkat", "Sultan-ı mazlum", "Şefkatli Sultan", "Efendimiz haşmetli ağalık kürkünü milletine bağışladı" gibi!
"Avanelerinin elinde mahpus gibidir", "mecbur olduğu istibdat", "o padişah zamanındaki hükümetin hataları ona verilmez" gibi beyanlarla da, o devrin tüm mesuliyetinin Sultan'a hamledilemeyeceğini ifade eder. Şahsını ayrı tutarak, o devri; "resmi, zaif, ismi", "mecburi, cüz'i ve hafif istibdat" diye niteler. Halbuki İTF ve CHP istibdatlarını "dehşetli istibdatlar" diye adlandırır. Tablo böyleyken ülkemizde; "devr-i istibdat" denince akıllara Abdülhamid Han getirilmesi büyük bir iftira ve haksız bir bühtandır! O "devr-i istibdat" ise, öncesin ve sonrası (İTF, CHP, Kamal, İsmet) devr-i hürriyet midir? "Devr-i hürriyetler" olmadan "devr-i istibdat" nasıl oluyor? Herşey zıddıyla bilinmiyor muydu? Devam edeceğiz...