--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kerbela: Tarihin kanayan vicdanı

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
13

Kerbela: Tarihin kanayan vicdanı

Yaşar Değirmenci

10 Muharrem 1447 Hz. Hüseyin Efendimizin şahadetinin yıldönümü. Hicretin 61. yılının 10 Muharrem günü Hz. Hüseyin ve yanında bulunan bir avuç insan (100 civarında) 5000 kişilik Yezid ordusu tarafından kuşatılarak bugün Irak toprakları içerisinde kalan Kerbela’da hunharca katledildiler. Bu normal bir cinayet değildi. Katledilen Peygamberimizin sevgili torunuydu. Onun katli; değil bir peygamber torununa, hiçbir insana, hatta bir canlıya dahi reva görülemeyecek hunharlıkta gerçekleştirilmişti. Kerbelâ, İslam ümmetinin, bütün müminlerin asırlardır dinmeyen ortak hüznü ve kederidir. Dünyanın neresinde bulunursa bulunsun; mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, kalbinde iman taşıyan, Rasulüllah Efendimizi, ashabını ve ehl-i beytini sevip sayıp onlara muhabbet besleyen her müminin ortak acısı ve kederidir. Ve Kerbela bize hâlâ adaletin bedelsiz olmayacağını hatırlatır.

Bu olay Müslümanların hafızasına adeta silinmez bir biçimde kazındı. İslam ümmetinin kollektif hafızası başta Müslüman Anadolu halkı olmak üzere birçok Müslüman halk, kendi cenazesinin taziyesine gelenlere helva ikram eder gibi, Hz. Hüseyin’i öz evinden çıkmış kendi cenazesi bilerek, onun adına âşûreler kaynatıp dağıttı. İnsanlar Kerbela’da olanların hatırasını zihinlerde taze tutmak için çocuklarının adını Hüseyin ve Zeynep koymaktan bir an bile geri durmadılar. Bugün bize düşen, Kerbelâ’yı doğru okumak, doğru anlamaktır. Onu tarihte yaşanmış bir kıssaya, dönüştürmemek, ibret alıp ders çıkarmaktır.

Küffarın mezhep, meşrep, mektep demeden Müslümanların geleceğini toptan yok etmek için seferber olduğu böyle bir zamanda, Müslümanların ortak sembol ve değerlerinden ilham ve güç alarak geleceği vahiyle inşaya yönelmekten başka çıkar yol yoktur. Kucaklayıcı, yok edici değil var edici, zorba değil merhamet ve şefkat kanatlarını; zulme değil adalete, çıkara değil erdeme ve vicdana öncelik verici medeniyet tasavvurunu yeniden insanlığa sunarak insanlığını armağan edebilecek tek esaslı birikime ve özgüvene Türkiye sahiptir. Türkiye; dünyanın ruhu, mazlumların umudu ve zorbaların kâbusu olduğu müddetçe Hz. Hüseyin Efendimizin izi sürülmüş olur. Ülkemizde her gün iç ve dış güçlere verilen mücadele, zalimlerin zulmü altında inleyen mazlumların ızdırapları, makam/mevki düşkünü insanların halleri, kaybettiği mukaddeslerinin yerini alıp dünyevîleşenlerin içler acısı vaziyetleri, Kerbela’da yaşananlardan/yaşatılanlardan farksız mı? Başta Filistin ve Gazze’de Siyonizm’in emrine giren Yahudi kuşatmasından kurtulamayan Batı uşaklığı yapanların yaptıkları hunharca katliam, her gün çoluk çocuk demeden öldürdükleri çocuklar, açlıktan ölüme mahkûm ettikleri yavrular, bombalanan hastaneler, vs. Kerbelâ’dan farksız mı?

İhanet eden “Kûfe’liler” var oldukça, ‘Hüseyinler’i bitmez bu dünyanın...

Hz. Hüseyin’in matemini yaşatma, onun hatırasını canlı tutma adına, kendini zincire vurmalar, zincirle dövme ve dövünmeler, karalar giymeler, vs. Bu ve benzeri merasimlerin en tehlike arz eden tarafı, ‘meşrûiyet kazanması’na sebebiyet vermesi. Asıl tehlike burada! Bunu folklorik hale getirdiğimiz aşure dağıtımında da düşünebilirsiniz. 950 sene yaşayan ömrünü ‘İslam’a davet’e vakfeden bir peygamberin, yediklerinden mülhem kuş üzümünden, narına, cevizinden diğer malzemelere varıncaya kadar yapılmış aşure mi ön planda, yoksa dinini yaymak için karada gemi yapan bir Peygamberin davası için parçalanması mı? Samimiyetimizle, bugünün hatırlanmasına vesile olacağından aşuremizi dağıtalım.

Dinimiz, akidemiz mutlaka ama mutlaka ciddiye alınmalı. Bu din ne belediyelerin sosyal faaliyetlerine ne Devletin ‘örf mühendisliği’ne ne de protokol toplantılarına malzeme olacak bir din değildir. Hoşgörü adı altında, bizleri yanlışlar karşısında tavırsızlığa sevk etmemeli. Ebedî kurtuluş reçetemiz olan Dinimizi anlamayan, idrak edemeyen, ahkâmına aklı yatmayanların cerbezesi, sloganları, oluşturdukları kamuoyu, vs. bizlerin hak ve hakikatleri söylememize mâni olmamalı. Ağır imtihanlardan geçerek, Nebevi çizginin temsilcisi olanların verdikleri mücadeleyi unutacak mıyız? Zulme karşı sonu şahadetle biten direnmeler üzerine kafa yormayacak mıyız? Onların çektikleri ızdırabı hissetmeyecek miyiz? Dünya nimetlerini elde etmek için sınır tanımayanlara tavır koymayacak mıyız? Ümmetin bugünkü halinin sancısını taşımayacak mıyız? Çeşitli makam ve mevki vaatleriyle kandırılan, konumlarını kaybetme korkusuyla bugünkü “saltanat sarhoşları”nı kıyaslamayacak mıyız? İslâm âleminin içler acısı hâli bir başka “Kerbela” değil mi? Muharrem ayındaki aşure kazanı; ayrı tatların birleşip bir lezzet oluşturduğu birliğin sembolüdür. Bir kap aşure ikram etmek, sadece bir tatlı değil; bir dua, bir kardeşlik selamıdır. Bu yönü de düşünülmeli. Zulüm karşısında susmayı “dilsiz şeytanlık” olarak değerlendiren, zalim idareciye karşı hakkı söylemeyi “sözlerin en güzeli” olarak niteleyip o tavrından dolayı öldürüleni “şehid” ilan eden bir dinin mensuplarının bugünkü durumuna kafa yormayacak mıyız? Ümmetin derdiyle dertlenmeyecek miyiz? Onların, uğruna canlarını feda ettikleri yüce değerleri anlayıp yaşamakla, onlar gibi hak ve hakikate, ahlak ve fazilete, izzet ve onura sevdalı olmakla örnek lider, önder şehit olan Hz. Hüseyin Efendimizin izi sürülebilir. Hz. Hüseyin Efendimize Kerbelâ’da yaşatılanlar; hepimize ‘şuur dirilişi’ vermeli. 

İhtilafların kavgaya, kavganın savaşa dönüşmesi. Unutulan “savaş ahlakı” ve sonucunda meydana gelen entrikalar, zulümler, işkenceler… Bütün bu olanlar; Hz. Hüseyin Efendimizin şahsında yaşananları tefekkürle tahlil edip ibret almayı, ders çıkarmayı gerektirir. Bu yapılmayıp ‘matem günü’ ağırlıklı düşünce ve merasimler bizi özden uzaklaştırır. Hz. Hüseyin çizgisinin özelliği; örnek mazlûmiyeti, fedakârlığı, adaleti, birliği-beraberliği, muhabbeti, hakkı, hakikati, hikmeti, cesareti, şahadeti, izzeti ve kıyamı temsil etmesidir. Yezid’in çizgisinin özelliği ise; hırsı, ihtirası, saltanatı, zulmü, hileyi, zulme rızayı temsil etmesidir. Herkes farkında olarak veya olmayarak bu iki çizgideki yerini alıyor. Bulunduğu yer ve konuma göre hareket ediyor. Onun için bu durum iyi tahlil edilmeli. Bugünün dünyasındaki fitne, zulüm, “devlet despotizmi”, makam-mevki sarhoşluğu, lüks ve israf, debdebe içinde yaşanan hayat tarzları, bütün bunların elde edilmesi için feda edilen “kutsal”lar, bulaşılan dünyevîleşme hastalığı. Bunları düşünüp bu hastalıklara bulaşmayalım.  

Hz. Hüseyin Efendimiz, başımızın tacı, şehidlerin efendisi, ancak dedesinden (Peygamberimizden) daha kıymetli ve üstün değil. Ölçüyü kaçırmayıp, ifrat ve tefride düşmememiz, itidali elden bırakmamamız gerekiyor. Zaten dikkat edilirse bu millet ‘Yezid’i büyük hata ve suç işlediklerinde hakaret manasında kullanır. Çocuklarına “Yezid” ismi koymaz. Ayrıca bırakın Yezid’i, babası ‘Muaviye’nin ismini (sahabe olmasına rağmen) çocuklarına isim olarak dahi koymamışlar. Bu hassasiyeti gösteren bu millet; yapılan matem merasimlerine alıştırılmamalı. Sünnisiyle, Alevisiyle, Şii’siyle bütün Müslümanların Peygamberimizi, Hz. Ali’yi, Hz. Hüseyin’i ve Ehl-i Beyt’i daha iyi anlamaya, öğrenmeye ve örnek almaya ekmek su kadar ihtiyacı vardır. Peygamberimizin torunu, cennet gençlerinin efendisi, şehitlerin serdarı, Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri başta olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, Rabbimizin hepimizi Cennette buluşturmasını niyaz ediyoruz. 

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Yorumcular yazarlardan daha vakıf

6 Temmuz 2025 17:29

Kerbela yazıları akit te iki gündür çıkıyor ve her iki yazıda Şiî tezleri etkisi görülmektedir 

Nedim

6 Temmuz 2025 15:52

Yorumları okuduğumda Allah'a hamdolsun içim açıldı.Bu karbela olaylarına ve Şiî tezlerine ehlisunne itikadı ve usulünden bakanların olduğunu gördükçe çok sevindim.Ve inşaallah Osmanlı sonrası İslam dünyası bu ehlisunne itikadı ve usulüyle kurtuluşu yakındır inşaallah diye içimden geçirdim.İçim bir hoş oldu elhamdülillah arkadaşlar

Nedim

6 Temmuz 2025 15:36

Şii tezlerinin yalan olduğunu ispatladiğimiz ve ilim sahibi şiilere bu tezinizi haklı çıkartan Ali ra ve Fatıma ranhm ve Hasan ra ve Hüseyin ra in sözleri nerede var.mesala Şiî kaynaklarda kuleyni diye bilinen hadis kitabında ve Sünni kaynaklarda neden yok doğru ise..Ama bu tez yalandır ve yalan olduğu da Ali ra sırasını bekleyerek 4. Halife olmasından ve idareyi aldığında Şiî tezini haklı çıkartacak icraatları olmamasından da ispatlidir.Yahu Hasan ra neden fitne olmasın diye imametten vazgeçti cevab verin deyince cevab lari yok.Ve Hüseyin ra kufeye giderken fitne olur iç savaş çıkar harcanirsin gitme dediği hâlde gittiği sabittir.Ve kufeye yani hilafet merkezine iç savaş çıkmaması için engellendiği ve bu esnada bütün askerlerin Hüseyin ra in arkasında namaz kıldığı da sabittir.Yani dinî bir ayrılık yok Ama Şiiler şuan Sünnileri tekfir ediyor düşman belliyor.Ne Ali ra ne Hasan ra ve ne de Hüseyin ra in uygulaması ile alakaları yoktur.Yezid b Muaviye nin Hüseyin ra i öldürme emri olmadığı da sabittir.Ve Yezid b Muaviye nin İstanbul'a ilk sefer düzenleyen ordunun komutanı olduğu ve Eyüp el Ensari ra ve diğer sahabeler le beraber sefere çıktığı da sabittir.Ve İstanbul'a ilk sefer düzenleyen ordunun günahları affedilmistir hadisi şerif i de sahihtir.Nokta..Şii tezlerinde Tevbe 100 le Allah cc razı olduğu Sahabeler e düşmanlık ettikleri ve Ayşe ranhm nin ayetle tertemiz olduğu sabit olan birine bile düşmanlık ettikleri de sabittir.Ve Yezid b Muaviye nin de günahları affedilmistir hadisi şerif i de sabittir.Gerisi risk alıp yorumlarını din edinenler düşünsün

Nadir er

6 Temmuz 2025 15:24

Karbela söylemi ve Ali ra imametinin Ebubekir ra ve Ömer ra öncülüğünde SAHABE tarafından gasp edilmesi ve diğer tezler hepsi şii tezi diye bilinir.Osmamli sonrası İslam dünyasında emperyalist sistemlere geçişle beraber iki akim İslam dünyasında yerini buldu.Ve sinsice sanki vahiy gerçeği gibi kabul edildi.Onlarin biri sünnet yani hadislerin uydurma olduğu ve Kur'an yeter deyip Kur'an'ın sahih anlaşılmasını sağlayan sünnetin yerine yorumlarını din edinenler.Ve diğeri de Şiî tezlerinin kabul edilmesi.. Özellikle de karbela sosu ile emevi Abbasi düşmanlığı yapılması.. Hâlbuki olaylara Kur'an sünnet ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmai üzerinden bakıldığında yani ehlisunne itikadı ve usulünde bakıldığında o tuzağa duşulmez.Cunku ehlisunne itikadı ve usulünde iddia edilen olumlu olumsuz ne varsa ilkönce İslam'da olup olmadığına ve o bilginin doğru olup olmadığına bakılarak subuten kat'iligi sorgulanır.Daha sonra bu bilgi doğruysa doğru anlaşılıp anlaşilmadiğina delaleten kati açısından bakılır.Kisaca var mı ve varsa doğru mu anlaşılmış meselesi çok mühimdir.şii tezleri olarak başta Ali ra in imamet hakkı yenip yenmedigi ve diğer Şiî tezlerin doğruluğu normalde konu Ali ra ve ailesi nin bu tezleri haklı çıkartacak sözleri fiillerinin hem Şiî kaynaklarında hem de Sünni kaynaklarda olma zorunluluğu olduğu kabul edilir.Ve kaynaklarda tam tersi bilgiler var Mesala Ali ra Fatıma ranhm ve Hasan ra ve Hüseyin ra in Sahabe hakkında kötü sözleri olmaması tam tersi övgüleri olması ve Ali ra hilafetinde bu tezi haklı çıkartan bir bilgi olmaması da önemlidir.Bilakis Şiî lerin 12 imamlarından Cafer ra Ebu Hanife nin hocası olması ve 5. İmam Bakır ra in Ebubekir ra ve Ali ra torunlarının çocuğu olması ve isminin Bakır Bekir olması da ilginçtir.Kerbala olayını ilmi yani hissi subjektif dedikodularla değil de belgelerle ele alındığında fitne olmaması için imametten vazgeçerek imameti emeviler e veren Hasan ra in kardeşi Hüseyin ra a kufeye gitmemesi gerektiğini söylemesi de önemlidir.Ve dini bir problem olmadığının ispatıdır.Huseyin ra hilâfet merkezine almamakla vazifeli sahabe çocukları Hüseyin ra güzelce anlatırken onun arkasında namaz kıldıkları da belgelerde geçer.Ta ki bir münafık askerlere ok atıp birilerini öldürünce çatışma çıkıyor ve o arada Hüseyin ra ta ve diğer askerlerde vefat ediyor şehid oluyor.Ve Yezid b Muaviye nin bunu duyduğunda ağladığı ve ben bunu böyle olmasını istememiştim dediği de belgelerde var.Ve bu Yezid b Muaviye nin İstanbul'a sefer düzenleyip Eyüp el Ensari ra ile birçok sahabe ile cihada gittiği de belgelerle sabittir.Ve Sahih bir hadiste de İstanbul'a ilk sefer düzenleyen ordunun günahları affedilmistir hadisi geçmektedir.Zaten Yezid b Muaviye nin kâfir olduğunu söyleyen hiçbir ehlisunne âlimi yoktur.Gunahkar zalimdir diyenler ile bu sahih hadis arasında tercih yapanlar Allah'a havale eder o kadar.. Günahları affedilmişse kim ne diyebilir.İtiraz mi edilecek Allah'a..nisa 48 ve 116 da şirk müstesna Allah'ın dilediği kimselerin günahlarını affedilecegi buyrulur

Nedim

6 Temmuz 2025 14:58

Hocam hiç yakışıyor mu bu Şiî tezi dili..Bu yaptığınız ne benziyor biliyor musunuz, Alevilerin solcuların madımak sözlerine benziyor.Siz de kabul ediyorsunuz ki madımak ta anlatılanlar yalan hepsi.Derin izler parmaklar var madımak ta.. 

Göktuğ

6 Temmuz 2025 12:35

Hz Hüseyin, direkt Küfelilerin teşvikiyle Halife olmak için başkaldırmıştır. Yezid bu başkaldırıya bir cevap vermek zorundaydı ölçüyü kaçırmıştır. Ama eğer onu lanetleyeceksek, hiçbir günahı olmadığı halde oğlu Şehzade Mustafayı boğduran Kanuni'yi binlerce kez lanetlemeliyiz. Siyasi talepler tarih boyunca ölçüsüz cezalandırılmıştır. Bu Kerbela ve Hz Hüseyin olayı abartılı Şii probandasıdır. Yavuz dönemindeki Şii tehlikesini göz önüne alarak Şii probagandasına alet olmayın. Aynı tehlike caridir. Lanetleyecekseniz Hz Osman'ın katlini de lanetleyin. Hz Osman'ın katli Hz Hüseyin'in katlinden daha değersiz değildir.

Kanber

6 Temmuz 2025 12:32

Selamlar hocam Allah razı olsun Çok güzel yazmışsınız gönülden katılıyorum gizlidir lanetliyor Hz Hüseyin ve beraberindekileri rahmetle yad ediyorum Salli Barik duaların dolduğu gibi

ziyaretçi

6 Temmuz 2025 11:01

Yahu artık bırakın bu Kerbela saçmalığını, Hz. Osman'ın katlı Kerbela olayından milyon kez daha vahim, milyon kez daha ibretlik iken, Sapkın Şia'nın propagandasına alet olmayın.

Rıza

6 Temmuz 2025 12:19

Hazreti Hüseyin'in katilleri, hazreti Hüseyini kuşatan orduya sızmış olan yahudi asıllı münafık Abdullah İbni Sebe'nin ekibidir. Şii mezhebini de bu bu münafık Abdullah İbni Sebe kurmuştur. Yani münafık Abdulla İbni Sebe ve adamları demek şiiler demektir. Kerbela faciasından sağ kurtulan Hz. Hüseyin'in oğlu İmam Zeynelabidin "Katillerimiz şiilerdir." demiştir.

Şaban Erbaş Çırpı Menteşe Muğla

6 Temmuz 2025 06:10

Sayın değirmenci isabetli yazıyor.

Şeref KEMAH

6 Temmuz 2025 04:13

Hazreti Peygamberimizin vefatından bu kadar kısa zaman sonra İslam ümmeti nasıl bu rezilliğe göz yumdu ve Hz Hüseyin’in yanında 100 kişi varken Yezid’in yanında 5000 kişi olabildi? Esas soru budur.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle