--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İmanın gücünü kaybetmeyelim!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
5

İmanın gücünü kaybetmeyelim!

YAŞAR DEĞİRMENCİ 

Değişim dönüşüm içinde kişilik-kimlik ve şahsiyetimizle kalalım!

Bizi önce yüreklerimizde tutsak ettiler. İşgal altındaki bir yürekle, işgal altındaki bir kafayla, hangi zamanda hangi mekânda huzur bulabiliriz. İmanları yüreklere mahkûm etmişler. Bizi önce yüreklerimizden vurmuşlar. Öyle olunca elimiz imanın iktidarından çıkmış; gözümüz, kulağımız zihnimiz, şuurumuz imanın iktidarından çıkmış. Bu organlarımız imanın egemenliği altındaki hürriyetlerini kaybetmişler. 

“Din bir vicdan işidir” sloganıyla yola çıkan iman düşmanları, kültürleriyle, eğitimleriyle, medyalarıyla, şeytanca oyunlarıyla imanın icaplarının yerine getirilmesine hayat hakkı tanımamışlar. İmanın gücünü, bilenler hep Müslümanlardan korkmuşlardır. 

Vücudun başkentini işgal edip ele, ayağa, göze, kulağa, başa, bileğe hükmetmeleri, bütün bunları kendilerine hizmet ettirmeleridir. Mesela kapitalizm adı verilen zulmün ekonomiyi yönlendirmesinden korkmuyorum, asıl korkum bu mikrobun yüreklerimize kadar yayılıp ahlakımıza, düşüncemize, eylemlerimize, tavırlarımıza yansıması. Mü’min kimliğimizi kişiliğimizi, şahsiyetimizi kaybetmemiz. Taklitçilik batağına saplanmamız. 

İthal ve ikâme kimlikler, bu ülkenin kimyâsını bozdu. Bu ülkenin kimyâsı “kimyâ-yı saâdet” idi. İthal ve ikâme kimlikler, bunu “kimyâ-yı felâket” yaptı. Bu ülkede başta laiklik olmak üzere, tüm ithal ve ikame kimlikler, bu ülkenin kimyasını bozdu. Durum ortada. Mevcut durum, hastalıklı durum. Bünyenin tamamı iflas etmeden, bu hastalıktan kurtulmanın mutlaka bir yolu olmalı. Dermansız dert yok. Ama önce hasta hastalığını kabul etmeli. Hastalığını bilmeyen, şifayı bilemez bulamaz. Tedavinin ilk şartı doğru teşhistir. Bir türlü asıl meseleyi söylemeyen, hiçbir şey söylememiş demektir. Bu arada hastalık ilerliyor. Bünyeye kendinden olmayan kanı zerk edenler, bu yolla kan gurubunu değiştireceklerini sandılar. Zira bünyenin ait olduğu kan grubunu beğenmemişlerdi. Tıpkı, beyazlamaya çalışan bir zenci psikolojisi içindeydiler. Kimlik değiştirmeye kalkışmak, bir cinnetti, gafletti, dalaletti. Hatta hıyanetti! 


İslam, insanın ebedi mutluluğunu sağlayacak en son vahyin adıdır. İslam ve insan, adeta et ve tırnak, tohumla toprak gibi birbirleri için yaratılmışlardır. Gerçek hürriyetin adı olan İslam’ı insansız, insanı İslamsız bıraktığınızda başlar felaket. İslam, insanın evrenle, tabiatla, insanla uyum içerisinde yaşamasıdır. İslam, insanı insan yapan değerler bütünüdür. İslam, sonradan verilen bir fazlalık değil özde bulunanın ortaya çıkarılmasıdır. Bu öğretinin özelliği, pak fıtratın, zihnin ve kalbin üzerine çöken kiri, isi, pası temizlemesidir. İslam bizatihi müzekkidir, insanı temizler, damıtır, arıtır. İnsanın aradığı İslam, İslam’ın aradığı ise insandır. Bu iki sevgilinin buluşmasıyla iman ortaya çıkar.

İnsanın İslam’ı yaşamasıyla amel, bilmesiyle ilim, görmesiyle ihsan, tanımasıyla irfan, bilincine ererek yaşamasıyla takva ortaya çıkar. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Elbette insanı yaratan, yarattığı insan için bir hayat programı da vaz etmiştir. Kimi Yaradan’a inanıp çizdiği hayat programına inanmaz. Dini hayat tarzı olarak kabul etmez. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (51 Zariyat 56) Rabbimiz ne istiyor? Ubudiyet. Ne var ki günümüzde insanla İslam’ın arasına engeller konulmuştur. Et ve tırnak birbirinden ayrılmış; tohum topraksız, toprak susuz bırakılmıştır. 

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Ben ancak bir beşerim, size dininizden bir şey emredersem onu alınız; ancak kendi kafamdan bir şeyi emredersem, ben de bir beşerim.” Sizler gibi bir insanım. Siz birbirinizle olan davalarınızın çözümü için bana başvuruyorsunuz. Mümkündür ki, bir taraf kendi tezini diğerinden çok daha iyi savunabilir. Eğer ben buna dayanarak onun lehine hükmeder de gerçekte kendisine ait olmayan bir şeyin ona verilmesi kararını verirsem, o bundan küçük bir parça dahi almasın.” Bu uyarıyı hatırlatan bir Peygamberin ümmetiyiz. İslam kendi yetiştirdiği insana “benim insanım” der.


Yüreklerimize girmiş “cehalet putları”ndan kurtulalım. İman; tüm putlara “Hayır!” çekmenin, onları reddetmenin bir gereğidir. Ardından kendi düzenimizi kurma gayretinden vaz geçmeyelim. Kelime-i tevhid’in diğer yarısı olan ispat (illallah)’a çağırı imanımızın gereğidir. Kendi düzenimiz öncelikle yürek devletinin kurulmasıdır. Sahabe neslinin kimin insanı olduğunu düşünelim. İslam’dan önce şirkin insanıydı onlar. Allah Resulü onları bir şeye çağırdı: “Kulu la ilahe illallah, tuflihu!” (La ilahe illallah deyiniz, kurtulunuz!) Onlar da “La ilahe illallah” dediler kurtuldular. Aynı şeyi biz de söylüyoruz, bir değil bin kez söylüyoruz, neden bu söz bizi kendi cahiliyyemizden çıkarmıyor? Bu soru sorulmalı ve ameli cevabı verilmeli. Tevhidin bireysel yansıması olan kafa, yürek ve bilek birliği sağlanmalı. Mü’minin öncelikle tasarrufu kendisine ait olan benliğini bölünmüşlükten, parçalanmışlıktan kurtarmalı. İnsanın kendi varlığında gerçekleştiremediği tevhidi diliyle söylemesi, hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü tevhidin ilk hedefi, imanını amele dönüştürmek, hayata taşımaktır. 

Tevhid, burada sayamadıklarımızla birlikte saydığımız bütün güzellikleri ikame etmenin ve tüm kötülükleri, çirkinlikleri tasfiye etmenin, önlemenin adıydı. Aslında “La ilahe İllallah”a çağrı çirkinlikten güzelliğe, kötülükten iyiliğe, ahlaksızlıktan ahlaka, zulümden adalete, anarşiden nizam ve intizama çağrıydı.  Onlar da bunu kavradıkları için “La ilahe illallah” dediler, bunu yaşadılar, tevhidi bir hayat düsturu edindiler ve kurtuldular. Kur’an’dan öğreniyoruz: “İnsanlar yalnız ‘inandık’ demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (29 Ankebut 2) Onlar tevhidi bir inanç olarak kalplerine, bir düşünce olarak kafalarına, bir eylem olarak bedenlerine, bir hayat biçimi olarak yaşantılarına, bir dünya görüşü olarak toplumlarına hâkim kılmışlardı. Zaten böyle olmadığı zaman “tevhid” fonksiyonlarını yerine getiremezdi. Tevhidin tevhid olabilmesi, öncelikle muhatap aldığı fertte tüm birimleriyle uygulamaya konulmasıyla mümkündü.

Tevhid’i önce benliklerinde gerçekleştirerek; söz, fiil, duygu ve düşüncelerine hâkim kılarak. Bizler İslam’ın insanı olamadık henüz. Çünkü Allah’ın insanı üzerinde yarattığı altın dengeyi bulamadık, kuramadık. Dünyevileşme salıncağından, nefsin esaretinden kurtulmadıkça dünyevi ve uhrevi huzur bulamayız. 

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mustafa Orhan

16 Ağustos 2026 12:38

Belediye seçimlerinde AK Parti'ye oy verdim. Peki sonradan AK parti CHP'liler katıldı şimdi biz CHP'ye oy vermiş olduk mu olmadık mı?

ÇARE???

14 Ağustos 2026 21:52

Hocam sokakları yatak odası da hiç kalır çare çare çözüm üretelim alternatifler bulalım lütfen Hocam temelden çözüm Anaokulundan üniversitenin son kademesine kadar uygulamalı Din Eğitimi dersi konulsun sınav soruları çoğunluğu Uygulamalı Din Eğitiminden sorulsun Bilime Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi ağırlık verilsin Osmanlı İmparatorluğu ilköğretim müfredatı üniversite müfredatı görüyor Osmanlı çocukları gençleri buna NE ENGEL yüzde birlik kesim mi ciyaklar engeller Bizim ülkemizin resmi DİNİ KAMALİZM Mİ sapıklık mı bugün parkta anne kız gördüm ya kavga edecem yanımda çocuk var polise haber versek ahlak polisine nerede ise bikini giyip bankta oturuyor yatıyor NE olacak bu ülkenin hali RABBİM iyi ekmek veriyor Bizlere

Kanber

14 Ağustos 2026 12:11

Selamlar hocam. Allah razı olsun. Tevhid bu kadar güzel açıklanır hocam.

Hikmet Yılmaz

14 Ağustos 2026 09:46

Her dua edene,her sakallıya,her Atatürk'çüye,her milliyetçi'ye, her sosyal demokrat'a, her cami imamına,her zengine,her vatan millet sloganı atanlara inanmam. Bu tiplerin geçmişini mümkün mertebe incelerim. Ve çoğu defada yanılmadım. Mimberde ağlayanın nelere yaptığını gördük mü? Gördük. İmanın gücü Kuran'ı Kerim'de mevcut. Diğerleri safsata...Nokta.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

14 Ağustos 2026 07:35

Kaleminize ve yüreğinize sağlık Yaşar Hocam! Günümüz dünyasının en büyük çıkmazı olan modernleşme adı altındaki kimliksizleşmeye çok net ve sarsıcı bir ayna tutmuşsunuz. Değişimin ve dönüşümün insanı kendi özünden kopardığı bu çağda, 'kişilik, kimlik ve şahsiyetimizle kalabilmek' ancak sarsılmaz bir iman ve dik bir duruşla mümkündür. Toplumsal yozlaşmaya karşı adeta bir kılavuz niteliğinde olan bu ufuk açıcı, samimi ve uyarıcı yazı için sonsuz teşekkürler."

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle