Futbol hastalık hâlinden çıkarılmalı, menfaat sektörü olmaktan kurtarılmalıdır! 2
…Futbolu; bütün yönleriyle ve boyutlarıyla anlamlandırabilmenin, televizyon futboluyla birlikte futbolun nasıl bir neo-paganizm biçimine dönüştürüldüğünü gösterecek bir çalışma yapılmalıdır. Dolayısıyla bir futbol felsefesi geliştirebilmenin yolu, futbolu, din-dışı kutsallık kavramı ekseninde incelemek ve tartışmaktan geçiyor. Peki, din-dışı kutsallık ne demek? Bizim entelektüelimiz/aydınımız Yusuf Kaplan hocamızın ifadesiyle “Din-dışı kutsallık kavramıyla, sekülerlik arasında kopmaz bir ilişki var. Paganizm ve sekülerizm kendi kutsallarımızın yerini aldı. Modernlik ve modern süreç; dinin hayattan uzaklaştırılması sürecidir. Bu süreç; postmodernliği ve postmodern süreci açıklar ve bu kez dünyevî olanın ve dünyevî alanların dinselleştirilmesi / kutsanması sürecidir. Bu süreçte, insanın bilincine, aklına değil, bilinçaltına, duygu, haz ve iç-dünyasına hitap eden sinema, televizyon, bilgisayar, internet, müzik, eğlence ve spor endüstrisidir. Kısacası kültür endüstrisi; bu defa kitlelerin hayatlarını, zevklerini, beğenilerini, anlam dünyalarını şekillendiren, belirleyen din-dışı durumlar ve kutsallar üreten bir mekanizmaya dönüşmüştür.” Bir seküler arınma, bir toplumsal kaçış, bir din-dışı ritüel, bir ayartıcı oyun, mevcut yapılara ve durumlara kütlesel bir muhalefet biçimi olarak futbol hayatın içine yerleşmiştir. Futbol; bu süreci hem besleyen hem yeniden-üreten, hem de bu süreçte kullanılan aygıtlarını ve kurma biçimlerini meşrulaştırmıştır. En güçlü ve en yaygın hâle geldi getirildi. Sekülerlik, bu süreci hazırladı ve sekülerleşme sürecinde bütün alanları, sanatları, yapıları ve durumları kullandı. Bu kullanma da kendi değerlerimizi kaldırıp yerine yerleştirilmesiyle olduğu için futbol da spor olmaktan çıktı “sektör” hâlini aldı. Kumarın bir başka şeklini de aldı. Suç unsuru olanlara (bahis, kumar, vs.) bulaştı. Oyun adı altında meşruiyet kazandırıldı. Tavır ve tepki olmayınca alıştırıla alıştırıla birey ve toplum uyuşturuldu. Batı’nın “cins adamları” sekülerizmin Batı toplumlarında “gizli / görünmez din” haline geldiğini söyler. Batıda sekülerizm, “modern insanın anlam ve kişisel kurtuluş arayışında; kendini ifade ve gerçekleştirme sürecinde din’in yerini almıştır. Din de bu süreçten nasibini almış, kamusal alandan uzaklaştırılarak bireysel alana hapsedilmiş yani hayat tarzımız olmaktan çıkarılmıştır. Spor olmaktan çıkarılan futboldan başladık kızlarımızın durumuna da kısaca temas edelim.
(Ahmet Gülümseyen kardeşimizin bu husustaki önemli “ikaz yazıları”na bakabilirsiniz.) A Milli ‘Kadın’ Voleybol takımı, başarılarına bir başarı eklemiş. Giyim kuşam başta olmak üzere, etkinliğin yapıldığı ortam (kız erkek karışık-erkek antrenör-kondisyoner v.s.), sporcunun dövmesi, yazılı ve görsel basındaki görüntüler gibi çocuk ve gençleri kasırgası altına alan İslam’la bağdaşmayan, birçok özeliğiyle ‘kötü’ örnek-emsal olacak, spor adı altındaki bu olumsuz gelişmelerin bir yenisi daha yaşandı-yansıtıldı.
Aileye, mahremiyete kadınımıza, kızlarımıza darbe vurmuş, uyuşturulmuştur. Hemen herkes tavır koyma yerine “iftihar vesilesi” olarak gören duruma getirilmiştir. Çeşitli ödüller, teşvikler, taltifler, programlar, gündeme oturtmalar, medyanın her türüne girmiştir. Filenin sultanları, kadın futbol takımları, kadın boksörler, kadın güreşçilerin yarışmaları vs. “Millî takım” isimlendirilmesiyle de bırakın tenkiti toz kondurulamaz konuma sokulmuştur.
Din, hayatın görünür alanlarından çekilince kaçınılmaz olarak zuhur eden belirsizlikler; anlam kaymasını ve anlam krizini aşabilmek için hayata anlam verebileceği düşünülen din-dışı kutsallıklar üreten bir vasat/ortam ve bu vasatı sürekli canlı tutan vasıtalar icat edilmiştir. Spor adı altında mahremiyeti kaldırıp kız çocuklarını çırılçıplak hâle getirip kız çocuklarına hiç yakışmayan boks, güreş, futbol, vs. spor adı altında yaptırılarak İslâm’a uymayan zemine sürüklenmiştir.
İslam, sporla avret teşhirinin bir arada olmasını istemiyor. Spor yapsınlar, buna teşvik de ediyor. Avretlerini açmasınlar. Sporu alet edip kumarı yayma, sporu alet edip tembelleşme, spora yaslanıp avret teşhir etme bunlar olmadan spor yapılır. Sporun her çeşidi; helâl-haram, günah-sevap hassasiyetine dikkat ederek yapılabilir. Müslüman spor yapar ama spor yaparken dinini heba etmez. Kadınlığı telef etmez. Adına spor diyerek, kadınlara mayo giydirip ülke insanımın o saf, temiz duyguları suistimal edilemez. Yazılı olduğu kadar, sözlü olarak da ‘Müslüman Türk kadınını; futbol, boks, güreş diye, çirkin oyunun içerisine çekmeyin!’ ikazlarımıza rağmen, spor adı altında edepsizlik ve hayâsızlık yayılıyor. Kadınların güreşmesini, boksör olmasını istemeyen antrenör veya sporcu, spor camiasından dışlanıyor. Yaşları küçük bahanesiyle, kızlar ve erkekler aynı anda bir mekânda antrenman yapıyor. Kadınlar; güya daha iyi antrenman yapmaları bahanesiyle, erkek elemanlarla çalıştırılmaları, antrenmana kapalı kıyafetle gelen çocuklar, güreşmek için salonda mayo giymeleri, voleybol, basketbolda kızlarımızın hallerine de alışıldı. Haramlar, iftihar/övünme vesilesi oldu.
Hangisini yazalım. Toplum; gençliğini, sözde spor adı altında ‘rezalet’ batağına sürüklemesin. Dinimiz hayat tarzımız olduğuna göre gerçekleri görüp, İslam dininde inanç, ibadet ve ahlakın kaynağı Kur’an ve Sünnet’e göre amel edelim. Her hâl ve şartta. Mahşeri, hesap gününü, amellerimizle ebedî hayattaki yerimizi unutmayalım.







