--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sezai Karakoç BM kürsüsünde

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

Yazımın başlığına gündeme oturan Cumhurbaşkanımızın konuşmasını yazan Selçuk Türkyılmaz kardeşimizin yazısının başlığını koydum. Yazımı yazarken de üstadın dizi dibinde; eserleriyle, sohbetleriyle, mütevazı evindeki konuşmalarıyla bizleri yetiştiren üstad Sezai Karakoç’u minnet, şükran, vefa duygularıyla rahmetle anarken tekrar kitapları ve hatıraları canlandı. Üstad Sezai Karakoç genelde şairliği gündeme getirilir. Fikri yönü, düşünce hayatı “Diriliş Nesli” yetiştirme gayreti, Medeniyet meselesini yazılarında işlemesi “sadakayı cariye” oldu. Şiirlerinin yanında denemeleri ve köşe yazılarının da çok kıymetli olduğu hep fark edildi. Biz, eserlerinden beslendik. Çoğumuzun fikirleri onun yazılarıyla şekillendi. Medeniyetimizin ne kadar değerli olduğunu onun yazılarıyla fark ettik, aşağılık kompleksinden kurtulduk. Şimdi onun fikirlerinin BM kürsüsünden seslendirilmesi hepimizi etkiledi. Bu tohumu atan iki üstad unutulamaz. Sezai Karakoç ve Necip Fazıl. 

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmanın ses getireceği ve bu sebeple dikkatle takip edileceği tahmin ediliyordu. Aynı kürsüde daha önce yaptığı konuşmalarda değişen dünyanın güncel sorunlarına Türkiye’nin bakış açısını sunması açısından önemsenmiş ve Avrupa merkezli sistemin adaletsizliklerine karşı uzun dönemli değiştirici fikirler dikkatle takip edilmişti. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ABD’de BM kürsüsünden konuştuğunda özellikle Filistin konusunda Türkiye’nin, İslam dünyasının ve bütün insanlığın sesi hâline gelmesi zaten bekleniyordu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, her fırsatta, bıkmadan usanmadan Gazze’de yaşanan soykırımı anlattı. Çeşitli vesilelerle hep kürsüde Filistinlilerin sesi olmaya devam etti. Bunu bütün devlet başkanları ve milletler hep takip edip takdir ettiler. Tabii bizdeki “Tayyip Düşmanları” hariç. Hırs ve ihtiraslı olan siyasiler de Batı’nın gösterdiği insafı gösteremediler maalesef. Üstad Sezai Karakoç’a ait konuşma metnini BM kürsüsünden okurken hem gönüllere dokunması hem de güçlü fikirleri gündeme taşıması da şaşırtıcı değildir. “Çağ ve İlham I” adlı kitabından alınan bu metin, “Hakikat ve Serap” başlıklı denemeden alınan bölümdü. Çağ ve İlham kitabı diğer kitaplarından farklı yazıları 4 kitaptır. Birinci baskısı 1974’de basılmıştır. Diğerleri 1974-1983 yıllarındaki yazılarının toplamıdır. Cumhurbaşkanımızın konuşmasını aldığı bölümün devamından birkaç cümlesiyle yazımı bitirmek istiyorum.

“…İnsanlık kurtuluşunun temel anahtarı halinde Kur’an prensipleri insanlığın gözü önünde durmakta iken bile, hâlâ aklın dışında hiçbir kaynak tanımamakta direnen çağlar bahtsız çağlarımız olmuş, büyük serap bulutları yüzyılların üstünü koyu karanlıkları ile kaplamış.

Kur’an hakikati, bütün diriliği ve sağlamlığıyla, her yaratığın alırlığına göre, sürekli olarak açıklayan ve açıklayışı tükenmeyen, sürekli olarak tebliğ eden, mucize halinde ilahi sözlerin, günümüzde sır aynasında tecelli eden ilahi kelimelerin bir araya gelerek kurdukları doğruluk, iyilik ve güzelliğin eksiksiz fazlasız terkibidir. 

Kur’an…hakikat idesinin üstün sitesini ve medeniyetini kuran kitap. Putları devirip Allah’a götüren gerçek yolu açan gerçek ilim ve hikmetler dünyasının sahibi. Doğuyu ve batıyı tarihin illüzyonundan kurtaran anlam komutanı. Çürüyen toplumlardan bâtıl inançların samyelini toplayan ve bahar bad-ı sabalarına alan açan, diriltici rüzgârları getiren muştu mektubu. İnsanlığı zincire vuran firavunluğun her türlüsünden azat eden hakiki özgürlük kılıcı. 

…Kur’an insan ona yaklaştıkça hakikate yaklaşmanın büyük mutluluğunu, huzurunu ve heyecanını, aşk ve coşkusunu bulur içinde. Ondan uzaklaştıkça zanların, vehimlerin, erdemsizliklerin, büyüklenmenin bataklığına saplanır. 

Toplumlar da böyle. Kur’an medeniyetini ve ondan aldığı ilhamı gerçekleştirdikçe büyür, gelişir, üstünleşir, yücelir. Ondan uzaklaştıkça, ona savaş açtıkça küçülür, alçalır ve çürür. Kısa vâdeli maddi ilerleyişler de ona bir fayda sağlamaktan çok zarar verirler. İnsan ruhu, bu devlerin elinde paramparça edilmekte, insanlık onuru, bu tarih öncesi, jeolojik devir canavarlarını yansıtan devletlerin ayağı altında ezilmekte. Özgürlük, hak, eşitlik, emek gibi kutlu kavramlar, bunların yalancılıklarını örten soylu perdelerdir. 

Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, çabaları boşunadır. Hakikat aşınmaz. İpekten yumuşaktır hakikat ama çelikten de elmastan da plâtinden de serttir. Onların aşındırmak uğruna yaptıkları, sonunda hakikatin daha iyi ortaya çıkmasına yarayacaktır. Ve hakikat erlerinin çalışmalarına Allah’ın verdiği zafer bir gün gerçekleşir, ölüm ve batım günleri sona erer. Diriliş günü gelir.”

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle