Cemaatler kendilerine gelmeli özüne dönmelidir!
Cemaatler kendilerine gelmeli özüne dönmelidir!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerine bağlı, doğru olmasa da “Süleymancı” olarak kullanılan cemaatin liderinin soruşturma geçirmesi, gözaltına alınması bir sürü yalan yanlış karışıklıklara sebep oldu. Sakin ve sükunetle, şuurlu bir Müslüman hâliyle değerlendirme yapması gerekenler de Mümin tavrı sergileyemediler. Zaten şer güçler ittifak halinde cemaatin başındakinin yaptıkları yüzünden cemaatlere saldırmaktan geri durmadılar.
Gündeme oturan, hep canlı tutulan bu olay sebebiyle İslâm’a da basın yayın, sosyal medya, internet ve diğer ellerindeki imkanları da seferber ettiler. İktidarı da “oy vermedikleri bahanesi” ile cemaate düşman ilan ettiler. İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanının “operasyonun sadece suç işleyenlere yapıldığı, cemaat ve hizmetleriyle ilgili olmadığı” açıklamasına rağmen “Tayyip Düşmanlığı” üzerine kurulan düşünce yapısı maalesef cemaati bu duruma düşürdü. Dini eğitim ağırlıklı yapı lâyıkıyla verilse bunlar konuşulmazdı. Cemaatin yurtlarında kalan öğrencilerin aralarında konuşulanlar da “Tayyip Düşmanlığı” idi.
Müslümanların bir arada ve bir kafada olmalarına ‘cemaat’ adı verilmiştir. Cemaat hâlinde olan Müslümanların rahmete ereceklerine dair naslar vardır. Cemaat, bu manada İslam’ın yaşanabilir hâli yahut İslam’ın yaşanabilir olmak için koyduğu şart gibidir. Hâlihazırda cemaat kelimesinin, camide namaz vakitlerinden birinde toplanan ve imamın arkasında bir vakit namaz eda edenler için kullanılıyor olması tam manasıyla kelimenin imha edilmesidir. Böyle bir anlayışın sonucu olarak da İslam, camilere hapsedilmiş, hayata sokulmamıştır.
İslam’ın, fertlerden ve Müslüman kitleden beklediği hedeflerin gerçekleşmesi, Müslümanların cemaat şuuruna sahip olması, cemaati benimseyerek yaşamalarına bağlıdır. Cemaat olmayı ve cemaat olarak yaşamayı benimsiyor olmamız, evine kapanmış Müslüman kimliğinden kıtalara açılmış Müslüman kimliğine geçmemizi sağlayacaktır. Şüphesiz cemaat anlayışı, o kavramın içini doldurması gereken muhtevası ile mümkün olacaktır. Cemaatler özü itibariyle sahih İslam’ın öğretilmesi ve yaşanmasında önemli bir fonksiyon icra etmektedirler. Problem cemaatlerin varlığı değildir. Problem bugün birçok cemaatte var olan liderlerini kutsallaştırma sapmalardan kaynaklanmaktadır.
Kalpleri bilen, kalplere hükmeden Allah’tır. Mesele kimin dost, kimin düşman görüldüğünde! “Baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenlere, haksızlık edenlere yakınlık, eğilim göstermeyin, onların fiillerine iştirak etmeyin, yardımcı olmayın, desteklemeyin ki, size ateş dokunmasın. Sizin Allah’ın dışında kulları durumundakilerden koruyucunuz, emirlerine itaat edeceğiniz otorite yoktur. Değilse Allah’ın yardımına nâil olamazsınız.” (11 Hûd 123) ayetini de dikkatli okumak lazım. Kafanızdaki ‘zalim’ ile yaptığı zulümler tarihi vesikalarla ortada olan zalimleri düşünün. Vicdanlarını menfaat cüzdanına mı koydular? Te’villerle, zorlamalarla, ayet ve hadisleri kendi düşüncelerine göre yorumlamalarla dalaletten başka bir yere varılmaz. Bilhassa (kullanılmaması emredilen; münafık, kâfir kelimeleri tekfire götürmeler) iddia ettikleri ehlisünnete ters bir yapı.
“Rabbimiz! Biz yöneticilerimize, büyüklerimize itâat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar. Onlar bizi hak yoldan, İslâm’dan uzaklaştırıp, dalâleti tercihimize imkân sağlayarak, Hakk yoldan saptırmışlardı.” (33 Ahzâb 67) Dinî hassasiyeti olanlar bu ayeti hiç unutmasınlar. Bu millet; ülkemizin varlık sebebi İslâm’ın düşmanlarına ülkemizi yem etmedi, etmeyecek. Müslümanların büyük bir bölümünün ‘cemaat’ telakkisinden ne anladığını sorgulaması gerekiyor. Cemaatleşmeyi nafilelerden bir nafile görenler olduğu gibi, ‘kendi cemaati’ni İslam’la özdeş görenler de olabiliyor. İfrat/tefrit salıncağında sallan dur! Kafa yormak, incelemek, ‘edille-i şeriyye’ye vurmak, Sahabeyi kiramın izini sürmek, neticede Allah ve Resulünü her hususta hakem tayin etmek kolay mı? Hasetlikten, fesatlıktan, dedikodu ve gıybetten uzak durmak, kul hakkına riayet etmek, İslam kardeşliğini zedelememek, doğrunun/iyinin/güzelin/mazlumun/hak ve hakikatin yanında olup yanlışın/kötünün/çirkinin/ bâtılın/zulmün karşısında olmak nefse ağır gelmez mi? Müslümanlara bir araya gelmelerini ve ittifak halinde bulunmalarını tavsiye edenler ‘siyasi’ olmakla, aşırılıkla, tehlikeli bir fırkanın bağlısı olmakla itham edilirler. Cemaatin lideri de cami imamıdır. Kabuğuna çekilen, etliye sütlüye karışmayan, Ümmetin ve Milletin derdini dert edinmeyen, cemiyetten kopuk, kendi yaptıklarını ölçü kabul eden bir yapı İslami manada ‘cemaat’ mıdır? Bu kişilerin, iyilikte beraber olmayı, hayra çağıran bir grubun bulunmasını emreden âyetler hakkında söyleyebilecekleri hiçbir söz yoktur.
İmanı olmayanların insani münasebetlerindeki vicdansızlık ve ahlaksızlıkları anlaşılıyor da cemaat olmuş mü’minler arasındaki münasebetlerdeki ‘ahlaksızlık’ anlaşılabilir gibi değil.
Liderini kusursuz görme, yaptıkları ortada iken, gözaltı ve soruşturma devam ederken hiçbir şey yapmamış gibi sahiplenme, hiçbir zalimlere karşı yapılan tepkilerde bulunmayan, tavır koymayan, kabuğunun dışına çıkmayan cemaat mensuplarının başındakilerin talimatıyla toplanmaları, şehirler arası vasıtalarla Ankara’ya gelmelerinin izahı var mı? Ümmetin hiçbir derdiyle dertlenmeyen bu yapı doğru mu? Gün; başkalarını suçlama sebep arama günü değil, nefs muhasebesi yapma günüdür.
‘Biz ehli sünnet çizgisinde sahih İslam’ı öğretiyoruz’ diyen cemaatler, kendi yaptıklarını, Allah ve Resul’ünün ölçülerine arz etmelidirler. Bütün maddi/manevi hastalıkların temelinde sahih İslam’ın öğretilmemesi yatmaktadır. Peygamberimizin Hayatı, bir kalıp, bir şablon değil, bir numune, emsal, örnek, model olarak ele alınmalıdır. Cemaate göre din değil, dine göre cemaate dikkat edilmelidir. Tarikat ya da cemaat liderleri kendi büyüklüğünü kabullendirmek için aslında kendilerinde bulunmayan maneviyat ve kutsallıklara, keramet ve menkıbelere de sığınmalardan kurtulmalıdır.