• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Güncele oturan olaylarla ilgili değerlendirme

26 Ağustos 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Güncele oturan olaylarla ilgili değerlendirme

YAŞAR DEĞİRMENCİ 

İnsanımızı meşgul eden son olaylarla ilgili her düşüncedeki insan hep yazdı. Tabii kendi cephesinden, bilinç altındaki duygular doğrultusunda. Faydalı olma ümmetin derdiyle dertlenmeden uzak, yanlışın yanında olmaya, doğrulardan bahsetmeden kaçınmaya varıncaya kadar. Bugünkü yazımı iki değerli hocamızın yazısından bir iki hususu yazıma koymak, siz değerli okuyucularıma faydalı olmak istiyorum.

Ebubekir Sifil hocamız “Aynı delikten ısırılmak” başlıklı yazısında:

“Meşhur hadistir: “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz.” Meselelere Allah Teala’nın verdiği firasetle bakan mü’minin, aynı hatayı iki kere işlemeyeceğini vurgulayan bu hadisi de diğer pek çok nass gibi nakleder ve üzerinde konuşuruz; ancak sıra hayata tatbikine gelince, işte orada işler biraz karışır.

 “Alihan Kuriş Suç Örgütü” etrafında oluşan gündem vesilesiyle bir kere daha hatırlamanın tam vaktidir: Müslümanlar gerek bireysel gerekse topluluk, cemaat, tarikat hayatlarında Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinden ve o zeminde oluşturulmuş Usûl ilimlerinin önümüze açtığı berrak istikametten ayrılmama hassasiyetinin örselenmesine izin vermemeli. Kim adına ve kim tarafından ileri sürülmüş olursa olsun; kontrol edilemeyen, denetlenemeyen, Şer’an muteber delillere dayanmayan, dolayısıyla ispat edilemeyen iddialara kesinlikle iltifat etmemek gerekir. Rüyalar, keşifler, zuhuratlar, vakıalar, iddialar…

Adı geçen örgütün liderinin, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri ile irtibatta olduklarını ve ondan aldıkları talimatlarla hareket ettiklerini söylediği –ya da böyle söylediğinin ağızdan kulağa yayıldığı– ve cemaatin bu şekilde yönlendirildiği malum. Bu son süreçte dolaşıma sokulan, Kuriş’in “manevi otoritesini” pekiştirmeye matuf olduğu aşikâr yayınlar revaçta.


Denetlenebilir, hesap sorulabilir/verebilir yapılarda bu tarz aşırılıkların yer bulması mümkün değildir. Gerektiğinde attığınız her adımın, söylediğiniz her sözün Şer’î ölçülere uygunluğunu ispat etme mükellefiyetinden kaçınmadığınız sürece problem çıkmayacaktır. Aksi durumdaysa, sadece kitlelerin m


adden ve manen istismarı söz konusu olmayacak, ülke için güvenlik tehdidi oluşturma durumu ortaya çıkacaktır ki, son 15 yıl içinde ilkini FETÖ üzerinden ve şimdi ikincisini Alihan Kuriş Suç Örgütü üzerinden müşahede ettiğimiz ezoterik yapılanmalar yeterince öğreticidir.

İmam eş-Şâfi’î (rh.a) ile –İmam el-Buhârî’nin hocalarından– Yûnus b. Abdila’lâ es-Sadefî (rh.a) arasında geçen şu konuşma ne kadar öğreticidir: “eş-Şâfi’î’ye, “Arkadaşımız el-Leys diyor ki: “Suyun üzerinde yürüdüğünü dahi görsem bid’at ehline güvenmem” dedim, şöyle mukabele etti: “Eksik söylemiş. Ben havada yürüdüğünü görsem dahi bid’at ehline güvenmem.” Diyebilirsiniz ki: “İyi de Şer’i şerifi terk ederek insanlara kerâmet pazarlayanlar bid’at ehli olduklarını kabul eder mi?” Buna şöyle mukabele ederim: O kimseler bid’at ehli olduğunu elbette kabul etmez. Önemli olan bizim onun bid’at ehli olduğunun bilincinde olmamız. Burada da ölçüyü “Kur’an, Sünnet, Sahabe, Selef ve Tasavvuf yolunun büyüklerinin usulü” şeklinde net olarak ortaya koymak lazım. Diyebilmeliyiz ki: Keşif, keramet, ilham, rüya… haktır ve ancak Şer’î delillerle çatışmamak şartıyla sadece sahibinin ameline konu olabilir. Nitekim Ebû Süleymân ed-Dârânî hz.leri şöyle demiştir: “Bazen kalbime günlerce sûfîlerin nüktelerinden biri doğar; fakat onu iki âdil şahitle -Kitap ve Sünnet’le- doğrulamadıkça kabul etmem.”

Muhammed Özkılınç hocamız “İkinci FETÖ vakası Süleymancılık” yazısında: 


… Düşmanla iş birliği yapıp vatanına ve cümle ümmete ihanet edenler, olacaktır. Ama sonunda onlar da iş birliği yaptıkları patronları da zelil olup gideceklerdir. Düşmanın dışarıdan saldırmasından daha tehlikelisi, içeriden destek bulmasıdır. Çünkü dışarıdaki düşman kendisini belli eder; fakat içerideki ihanet, güven görüntüsü altında hareket ettiği için çok daha yıkıcı olabilir. Tarih boyunca toplumları zayıflatmanın en etkili yollarından biri, içeriden fitne üretmek, güven duygusunu istismar etmek ve insanları birbirine düşürmektir. “Ağacın kurdu içerden olursa iflah olmaz” sözü de tam olarak bu gerçeği anlatır. Aynı şekilde, “Hırsız içerden olursa kapı kilit tutmaz.” Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı alınan bütün tedbirler, içeride güveni kötüye kullanan kimseler varsa etkisiz kalabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, herhangi bir topluluğu, cemaati veya şahsı toptan suçlamak değil; ihanet, gizli yapılanma, dış güçlerle iş birliği ve dinî duyguların istismarı gibi fiillerin hiçbir yapı için meşru görülemeyeceğini açıkça ortaya koymaktır. Bir yapının mensuplarının tamamını aynı kefeye koymak ne adaletle ne de hakkaniyetle bağdaşır. Fakat ihanet ve devlet düşmanlığı söz konusu olduğunda da isimlere ve yapılara bakmaksızın hakikatin ortaya çıkarılması gerekir.


Hak ile bâtılın mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Kur’an ve Sünnet’in bildirdiği üzere, hak ile bâtıl arasındaki mücadele insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde sürmüştür. Ancak bâtıl çoğu zaman kendisini açıkça ortaya koyarak mücadele etmek yerine, hile, fitne, propaganda, nifak ve içeriden çözme yöntemlerine başvurmuştur.

Düşmanın silahı kadar, ondan daha tehlikeli olan şey, toplumun kendi içindeki güven duygusunun tahrip edilmesidir. Şu anda bu yıpratma savaşının onlarca türünü sosyal medyada net olarak görmekteyiz. Devletin, hukukun ve milletin üzerinde hiçbir şahıs, cemaat veya örgüt bulunamaz. Din adına hareket ettiğini söyleyen bir yapı; dinin, hukukun, ahlâkın ve adaletin dışına çıktığında sorgulanabilmelidir. İhanetle mücadele; düşmanlık değil, adaletin gereğidir. Ayrıca bir ihaneti ortaya çıkarırken masumları suçlamak, bir yapının yanlışlarını eleştirirken bütün mensuplarını mahkûm etmek de başka bir haksızlıktır. İslam’ın ölçüsü açıktır: Hiç kimse başkasının suçunu yüklenmez. Suç şahsîdir; sorumluluk da delile dayanmalıdır. Mesele “FETÖ” “Süleymancılık” “Furkancılık” veya başka bir yapının adı değildir. Asıl mesele, aynı ihanet mekanizmasının farklı isimler ve farklı görüntüler altında yeniden ortaya çıkmasının önüne geçmektir. Bunun için yöntemlere ve zihniyetlere bakarak hukuk, delil, adalet ve basiretle hareket edilmelidir. Tüm cemaat, cemiyet, vakıf ve dernekleri aynı kefeye koymak, ayrı bir felakettir. Asıl ihtiyaç duyulan şey; adalet, liyakat, şeffaflık, hukuk, istişare ve aklıselimdir. Dinî duyguların istismar edilmesine, insanların körü körüne şahıslara bağlanmasına, kapalı hiyerarşilerin devlet ve millet iradesinin üzerine çıkarılmasına izin verilmemelidir. Milletleri dış düşmanlardan önce içerideki fitne böler; devletleri dışarıdaki saldırılardan önce içerideki adaletsizlik ve ihanet zayıflatır. Düşmanla mücadele etmek kadar, düşmanın içerideki uzantılarını tespit etmek de önemlidir. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23