--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cihadın önemi

Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
3

Sözlükte "gayret etmek, bir işi yapabilmek için bütün imkânları kullanmak" anlamına gelen "cihâd" kavramı; Kur'an ve hadislerde; Allah yolunda savaşmak anlamını ifade ettiği gibi dini öğrenmeyi, dinin emir ve yasaklarına uymayı, haram ve günahlara karşı nefis ve şeytan ile mücadele etmeyi, İslâm'ın bilinmesi, tanınması, yaşanması ve yücelmesi için çalışmayı da ifade eder.

 

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bütün bir Peygamberlik hayatı bir cihad faâliyetidir. Çünkü O’nun görevi bir Peygamber olarak insanlara Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların dünya ve âhiret saâdetine kavuşmalarını sağlamaktı. Onun bu uğurdaki çabası, gayreti, çektiği sıkıntılar, hedefi ve beklentileri; cihad ibâdetinin boyutlarını gösterir.

 

Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda çaba gösterirler. Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah ve Rasûlü’ne iman eder, mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Saf, 61/11) Rasûlullah (s.a.v): “Müşriklerle; malınızla, canınızla ve dilinizle cihad ediniz” (Ebû Dâvud, Cihad 78) buyurmaktadır. Mü’min için hayat iman ve cihaddır.

 

Cihadın hikmeti, insanları zorlamadan (baskıdan) korumak, zorlama kabul etmeyen dini hâkim kılmak, Allah’ın kelâmını yüceltmek, yani herkesi mensup olduğu inançtan zorla çıkarmaya çalışmayıp, hakkın gönül rızâsıyla kabul edilip yayılmasına set çekmek isteyen ve gücünün yettiğince zor kullanan hak düşmanlarının savulması ve engellerin kaldırılması ile sağlam bir kalp ve güçlü bir akıl için açıkça ortaya çıkmış bulunan doğruluk yolunu, hakkın egemenliğini herkese arz ve ilân etmek.

 

Cihadın kapsamı ve hedefi bazılarının sandığı gibi ne saldırı ne de savaştır. Ancak yeri gelince dış düşmana karşı fiilî cihad dediğimiz ‘kıtal-savaş’ gündeme gelir. Müslümanlara yapılan saldırılara cevap vermek, onların zararlarını önlemek İslâm’a inananların hem hakkı hem de görevidir.

 

Cihad yalnızca mü’minlerin dış düşmana karşı yaptıkları bir savunma değildir. Cihad, aynı zamanda kişinin kendi nefsinin kötü isteklerine karşı direnmesi, şeytanın kandırmalarına karşı koymasıdır. Bu ise mü’minin hayatı boyunca yapması gereken bir ‘mücâhede’dir. Çünkü gerçek anlamda müslümanlık şeytana uymamakla, nefsin kötü arzularına, emirlerine karşı çıkmakla mümkün olabilir.

 

Zâlimlere karşı cihad: Zâlimin yanında hak olan şeyi söylemek, onun zulmüne engel olmaya çalışmak da bir cihaddır. Nitekim Kur’an-ı Kerim: “Bizi bu zâlimlerden kurtarın diye yalvaranlar uğruna cihad edin.” (Nisâ, 4/75) diye emretmektedir.

 

İşte İslâmiyet, zulmedenlerin zulmüne engel olmak, evrensel bir barışı sağlamak için belli şartlarda savaşa izin verir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez.”(Bakara, 2/190) İslâm'da asıl olan savaş değil, barıştır. Fakat insanlara zulmedilmesi veya bir devletin başkasına saldırması gibi durumlarda savaş söz konusudur. Böyle bir durumda İslâm savaşa izin verir. Yoksa, dünyada hiç savaş yokken İslâm böyle bir şey ihdas etmiş değildir. İslâm’ın getirmiş olduğu hükümler ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in uygulaması da İslâm’ın bir barış, adalet dini olduğunu açıkça göstermektedir.

 

Cihad duygusu, hissi olmayan kişi gerçek mü’min olamaz. Çünkü Rabbimiz Allah gerçek mü’minleri, mallarıyla ve canlarıyla cihad eden mü’minler olarak tanıtmaktadır: “Gerçek mü’minler o kimselerdir ki, onlar Allah’a ve O’nun Peygamberine inanırlar. İnandıktan sonra şüphe ve tereddüde düşmezler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad ederler. İşte (yaşayışlarıyla imanlarını) doğrulayan onlardır.” (Hucurât, 49/15)

 

Âyet ve hadislerden görüldüğü gibi cihad çok önemli ve faziletli bir ibadettir. Müslümanlar için “hayat”; iman ve cihaddan ibarettir. Dolayısıyla mü’minler, İslâm’ın emirlerini yerine getirmesine engel olmaya çalışan nefis, şeytan ve şeytanın dostlarına karşı gereken mücadeleyi yaparak Allah’a iyi kul olmaya gayret etmelidir.

 

Cihad, düşmanın saldırısına karşı koymak üzere elinden geleni yapmak, bütün gayreti harcamak demektir. Cihad, mü’minleri sömüren istilacı düşmanlarla ve İslâm yurduna saldıran mütecavizlerle savaşmaktır. Cihad, Allah’ın rızâsına uygun bir şekilde yaşama çabasıdır. Kısaca kişiyi Allah’a yaklaştıran yollardaki engelleri ortadan kaldıracak en etkili unsur cihaddır.

 

Önderimiz Rasûlullah (s.a.v.)’in uygulaması da budur. “Fakat o Peygamber ve onunla beraber olan mü’minler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar bunların. Ve asıl kurtuluşa erenler bunlardır.” (Tevbe, 9/88) Rasûlullah (s.a.v.)’in uygulamaları da mü’minler için bir örnektir.

 

7 Ekim'den bu yana İsrail saldırılarında Gazze Şeridi'nde 6 binden fazlası çocuk ve 4 bini kadın olmak üzere 14 bin 532 kişi öldürüldü. Bu sayılar devamlı artıyor. Zaten zalim İsrail’in amacı Gazze’yi yerle bir etmek, orayı mekân tutmuş Filistinlileri yerlerinden ederek Gazze’yi tamamen işkâl etmektir. İnşallah bu isteklerine kavuşamayacaklardır. Müslümanlar olarak ihlâslı ve samimi olursak, birlik ve beraberlik içersinde zalim düşmanlara karşı gereken cihad yapılır ve zalimler zulümlerini bu kadar rahat yapamazlar. Zalimler için yaşasın cehennem!

 

 

 

 

 

Yorumlar

(3)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nuh

24 Kasım 2023 17:54

Silah ve techizat hazirlayin ilahi emri nerede?

Muhammet

24 Kasım 2023 15:18

Hocam neden savaş için gerekli silah, teçhizet ve araç gereçleri hazırlayın ki bildiğiniz ve bilmediğiniz düşmanlarınızı korkutasınız. 

Okur

24 Kasım 2023 08:53

Her Müslüman olduğunu iddia edene! Yasaların İslami ve Kur'ani değil. Devletini mâli yapısı deccali kapitalizm, Enflasyonla paran pul, faize kul olmuşsun. Ne İslami devlet maliyesi geliştirir ne de anlarsın. Bilimden bihabersin. İslami tıbbın da yok. Her şeyinle çağın gerisindesin. Gerçek dini öğrenip anlamadığından yetiştirdiğin Müslüman söylemli yandaşlara tağutilik telkin etmişsin. Tağutun kucağında oturup ondan beslenirsin. Tağut ve önderlerinin heva ve saltanatları için cihaddan dem vurursun. Hak cihad için bir adım atabilecek bir nefer dahi olamaz ve bulamazsın. Cihad önce ülkendeki tağuta karşı olmalı. Çünkü herkesi kuşattı, kanını emiyor, kendine kul ediyor. Tağut sana yalnız yatıp kalkma, hac, umre, oruç, şehadet, büyük ve küçük abdest bozma, zarta ve soluma izni vermiş. Kanını emme, sömürme, talan etme, yasa koyma, zevkine itaat ettirme, kendine boyun eğdirme ve taptırma onun hakkı. Bir sözle de olsa beslendiğin ve nemalandığın tağuta karşı çıkarak dalını kesmeye niyet edebilecek misin? Bu bile senin için cihad sayılır. Hak cihadı ne sen ne de ülkendeki en önde gözüken biri daha yapabilir hatta cihada niyet bile edemez, cihad diye heva, heves, hurafe ve işine yarayan tağutu telkin eder. Son 20 yıldır tağuti zevk ve saltanatın için gösterdiğin yiğitliğin milyarda birini bir ayetin hâkimiyeti için göstermemişsin, bid'at ve hurafelerini din olarak lansetmişsin, deniz gibi olan hurafelerine birkaç ibadet gibi İslam'dan damlalar ekleyip sulandırp boyamakla meşgulsün. Cihada gidip Rasul'ün yanında bile olsan tepedeki okçularda olduğu gibi kafandaki tağuti inançla zihnin ya cariye baldırında ya da ganimet aşkıyla yanar tutuşur, savaşta Allah'ın yardımı olarak da yalnız vücuduna ya ok ya da kılıç darbeleri alır ne şehit ne de gazi olabilirsin. Cihad şartları da değişti. Bollukta ve rahatlıkta etkili silah geliştirmeye niyetli unvanlı beslemelerin yok, onlara bol bol imkan verip yalnız tağuti saltanatına meddahlık yaptırırsın. Kafirlerin kendi küfür ve bilimlere sadakatları kadar sende İslam'a ve ilme sadakat ve meyil yok. Onlar gayretleri sonucu başarıya ulaşıp izzetli ve şerefli oldular, sen ise tağut mezbelesinde debelenip rezil, rüsva ve zelil oldun. Sürekli büyük bir ordusuyla yanında hazır bulunan, İslami gibi algılanıp zannedilen vesveselerle seni okşayan Karin/Qarin'den hibarsin. Kalbin asırlar önce tağut sevgisiyle dolmaya başladı. Bu yüzden Allah ve Rasul senden yüz çevirdi. Küresel hastalık, doğal afet, deprem, fakirlik, hastalık, işsizlik esnasında açıkça belli oldu ki 4 milyar elin hava kalksa da ne Allah ne de Rasul sana rağbet edip yardım ulaştırıyor. Tih çölünde 40 yıl goril gibi dolaşıp hapsolunan Hz. Musa'nın kavmi gibi duruma düştün artık ne gökte ne de yerde bir dostun ve yardımcın var.

Süleyman Gülek Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle