• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

10 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
10 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Sözünü istifadelerinize sunuyoruz... (10 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٩) وَاَقٖيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمٖيزَانَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(9) Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.

(Rahman Suresi, 55/9)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 


TEFSİRİ:

9. âyetin “ölçüyü düzgün tutasınız” diye çevrilen kısmında “hakkaniyet” anlamına gelen “kıst” kelimesine yer verilmesi burada vezin ve mîzan kelimelerinin adalet ilkesinin, dolayısıyla genel denge kanununun hayat olaylarına yansıtılması gereğini ifade etmek üzere kullanıldığını göstermektedir. Bu âyetin “eksik tartmayasınız” şeklinde tercüme edilen kısmı, aynı zamanda her bir olayla ilgili uygulamanın yani bütün davranışlarımızın âhiretteki teraziyi aleyhimize çevirmeyecek biçimde olması gerektiği şeklinde de yorumlanabilir.

Öte yandan, iki şeyin birbirine denkliğini ölçmek için kullanılan el terazisinin evrendeki cazibe (çekim) kanununun bir sonucu olarak bu işlevini yerine getirebiliyor olması, eski zamanlardan beri insanların adaleti temsil etmek üzere teraziyi sembol yapmaları, kişiler arası mübadeleye konu olan ve tartılabilir özellikteki şeylerde adalete uygun paylaşımın (hakkaniyet) belirlenmesinde terazinin hem gerçek hem simgesel bir yere sahip olması, hatıra ilk gelen anlamı terazi olan “mîzan” kelimesinin bu âyetlerde –yukarıdaki açıklandığı şekilde– farklı ama birbiriyle sıkı ilişkisi bulunan mânalarda kullanıldığı yönündeki yorumumuzu destekleyici niteliktedir. Râzî de bu kelimenin konumuz olan âyetlerde üç ayrı mânada kullanıldığı kanaatindedir; fakat ona göre birincide “tartı aleti”, ikincide “tartma fiili”, üçüncüde ise “tartılan” kastedilmiştir (XXIX, 91).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 198 


 HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

“Bir kimsenin harcadığı paraların en değerlisi ailesinin ihtiyaçlarına harcadığı para, Allah yolunda cihâd etmek için beslediği atına harcadığı para ve bir de beraberce Allah yolunda cihâd ettiği arkadaşlarına sarfettiği paradır.”

Kaynak: Müslim, Zekât 38

 

GÜNÜN SÖZÜ:





GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Bilgi ve Vicdan Arasındaki Denge: Ahlaktan Yoksun Bir Zekanın Toplumsal Maliyeti! Eğitim, insanlık tarihi boyunca toplumları inşa eden ya da dönüştüren en güçlü mekanizma olmuştur. Ancak modern dünyanın başarı, hız ve teknik uzmanlık odaklı yapısı, eğitimin en kritik yapı taşlarından birini gölgede bırakmaktadır. Karakter, ahlak ve vicdan inşası göz ardı edildiğinde, sadece akademik başarıya odaklanmak toplumların felaketini hazırlar. ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt’in hafızalara kazınan "Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek, topluma bir bela kazandırmaktır" sözü, tam da bu dengesizliğin doğurabileceği karanlık tabloyu gözler önüne serer. Bilgi, yönünü kendi kendine tayin edemeyen muazzam bir güçtür; ona pusula olacak tek şey ise bireyin içindeki vicdani değerler ve bu değerlerin en sarsılmaz kaynağı olan manevi inançtır. Nitekim büyük deha Albert Einstein’ın da ifade ettiği gibi, "Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır." İnançtan ve ahlaktan yoksun bir bilim, nereye gideceğini göremeyen kör bir güce dönüşür. Bizim medeniyet kodlarımızda da vurgulandığı üzere, ilim amel ve ihlas ile birleşmediğinde sahibine sadece bir yük, topluma ise bir tehdit haline gelir. Çünkü edep ehli keremden hali olmaz; edepsiz, yani ahlaksız bir insan ne kadar okursa okusun asla gerçek bir âlim olamaz. Zihinsel eğitim insana analitik düşünmeyi, problem çözmeyi, bilimi ve teknolojiyi yönetmeyi öğretir. Bir insan zihnen eğitildiğinde eline güçlü bir enstrüman almış olur. Ancak bu enstrümanla bir başyapıt mı besteleneceği, yoksa bir yıkım mı yaratılacağı tamamen ahlaki eğitimin kalitesine bağlıdır. İşte bu noktada din, insanın iç dünyasını imar eden ve ahlaki kuralları sarsılmaz bir zemine oturtan en temel kalkan olarak karşımıza çıkar. İlahi öğretiler ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" düsturu, insana sadece toplumsal kurallara uymayı değil, kimsenin görmediği yerde bile doğru kalabilmeyi, yani mutlak vicdanı öğretir. Adalet, empati, dürüstlük ve kul hakkı gibi kavramlar, ahiret inancı ve Allah korkusunun getirdiği sorumluluk duygusuyla birleştiğinde kalıcı bir karaktere dönüşür. Din, bireye sadece "Ne yapabilirim?" sorusunu değil, daha önemlisi "Yapacağım bu şey Yaratıcı'nın rızasına uygun mudur, kullara bir zararı dokunur mu?" sorusunu sordurur. Bu sual zihinlerde yer etmediğinde, maneviyatla aydınlanmamış o "kör ilim", yönünü kaybetmiş yıkıcı bir silaha dönüşme potansiyeli taşır. Geleneksel suç algısı genellikle eğitimsizlikle bağdaştırılır. Oysa tarihin ve günümüzün en büyük yıkımları, çoğunlukla yüksek zihinsel kapasiteye sahip ama ahlaki ve manevi olgunluğa erişememiş, kalbi körelmiş bireyler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ahlaken eğitilmemiş, hesap verme bilincinden yoksun bir zihnin topluma açtığı yaralar, sıradan bir cehaletten çok daha derin ve kalıcıdır. Eğitimsiz bir hırsız bir marketi soyup yerel bir zarar verirken; finans, yazılım veya hukuk alanında zihnen zirveye ulaşmış ama manevi değerlerden mahrum bir birey, tek bir bilgisayar hamlesiyle binlerce insanın hakkını gasp edebilir, yani tüyü bitmemiş yetimin hakkına girebilir. Din duygusundan ve yaratılış gayesinden yoksun bir zeka, kendi çıkarı için her yolu mübah gören tehlikeli bir mekanizmaya dönüşür. Yakın tarihte toplama kamplarında insanlar üzerinde dehşet verici deneyler yapanlar, sıradan insanlar değil; diplomaları duvarları süsleyen, zihnen üst düzey eğitilmiş doktorlar ve bilim insanlarıydı. Bilgi, kutsal olanı ve mukaddesatı unuttuğunda insanlığı yok eden bir araca dönüşmektedir. Günümüzde yapay zeka algoritmalarını manipüle eden, siber savaşlarla ülkelerin altyapısını çökerten siber korsanlar da zihnelsel eğitimin en üst noktasındaki insanlardır. Vicdan bağı ve dini sorumluluk duygusu kopmuş bir zeka, dijital dünyayı bir kaosa sürükleyebilir. Toplumları ayakta tutan şey, binaların yüksekliği veya teknolojik cihazların hızı değil; o teknolojiyi ve sistemleri yöneten insanların manevi kalitesidir. Sadece akademik başarıya odaklanan, inanç ve değerler dünyasını küçümseyen bir eğitim modeli, topluma fayda yerine nitelikli tehlikeler armağan eder. Gerçek bir eğitim reformu, zihinsel gelişimi ahlaki ve dini olgunlukla harmanlamak zorundadır. Çocuklarımıza matematik, fizik ya da kodlama öğretirken; aynı zamanda hayatın bir sınav olduğunu, her amelin zerre miktar dahi olsa bir gün hesabının sorulacağını ve dürüstlüğün en büyük manevi kazanç olduğunu aşılamalıyız. Din, bilginin kibirle birleşmesini engeller; insana acziyetini ve haddini bildirerek bilgiyi "faydalı ilim" kategorisine yükseltir ve insanlığın hizmetine sunmasını sağlar. Bilgi inançla ve erdemle birleştiğinde bir uygarlık inşa eder; bu kutsal bağlardan koptuğunda ise o uygarlığı kendi elleriyle yıkıma götürür. Theodore Roosevelt’in uyarısı ve Einstein'ın tarihi tespiti, yüzyıllar öncesinden bugüne ve geleceğe tutulan bir aynadır. Zihin ve ahlak, bir kuşun iki kanadı gibidir ve bu kanatları bir arada tutan ruh, inancın ta kendisidir. Tek kanatla uçmaya çalışmak, kaçınılmaz bir düşüşü beraberinde getirir. Unutulmamalıdır ki, dinsiz ve maneviyatsız bir eğitimin sonunda ancak vicdansız nesiller yetişir. Toplum olarak geleceğimizi güvence altına almak istiyorsak, sadece akıllı ve bilgili nesiller değil; bilginin ağırlığını maneviyatla taşıyabilecek vicdanlı, dindar ve erdemli insanlar yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde, kendi ellerimizle kalbini boş bırakarak eğittiğimiz zekalar, bir gün en büyük felaketimiz haline gelecektir.

emre

Recep Aydın: Kısaca Çocukların 15 yıl bazen fazla öğrendikleri şeylerin %90'ı hayatta lazım olmuyor. Bunun yerine el sanatı ve din öğretilse dünyada sorun kalmayacak. Ama müslüman olmayan insanların bu dünyada var olduğu müddetçe huzurda olmayacak. çünkü şeytan durmayacak. Selametle.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23