Onların karşı çıktıklarını yapın yeter!
Atamız Osmanlı döneminde, devlete baskı kurmaya çalışan kibirli bir Avrupa büyükelçisi varmış. Padişah, bu büyükelçinin ne zaman bir konuda ısrar etse veya tavsiyede bulunsa, aslında Osmanlı'nın zararına olacağı istediğini bildiğinden ters psikoloji uygularmış.
Devlet kademesine önemli bir atama yapılacağı veya kritik bir karar alınmadan önce büyükelçiyi çağırıp fikrini sorarmış. Büyükelçi kimi kötülerse onu göreve getirir, kimi önerirse onu da uzak tutarmış. Böylece yabancı devletlerin oyunlarını kendi yöntemleriyle bozarmış..
Benzer bir uygulama dadönemin meşhur Dışişleri Bakanı Keçecizade Fuad Paşa ile Rus Elçisi General İgnatiyev arasında yaşanmış. Büyükelçi, Osmanlı iç işlerine çok karıştığı için Fuad Paşa onun tam tersini yapmayı bir devlet politikası haline getirmiş.
Gelelim dünden bugüne…
Resmi Gazete’de yayınlanan 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, Türkiye genelindeki 2 Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre yolu özelleştirme programına alındı.
Alındı da; beyinleri sadece “istemezük” moduna ayarlı mâlum sol zihniyet yine kopardı yaygarayı. Zaten; bunların muhalefet anlayışı, olumlu/olumsuz her şeye karşı olmak!
“KÖPRÜ VE OTOYOLLAR SATILIYOR” YAYGARASI
İşte kara propagandalar: "Köprüler satılıyor”, "Geçiş ücretlerine zam gelecek", "Çevre yolları paralı olacak", “Devlet 18 milyar dolar zarar edecek.”
Resmi Gazete’de yayınlanan kararın 2’nci maddesinde açık ve bağlayıcı bir hüküm olan "Mülkiyet devri hariç" yani; mülkiyeti “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde kalmaya devam edecek” gerçeğini görmezden geliyorlar.
Hukuki tanımlaması ise; "imtiyaz sözleşmesi" veya "işletme hakkı devri" olarak adlandırılan “kiralama modeli”ne dayanıyor.
Özel şirketler varlıkları satın alamayacak, azami 30 yıl boyunca bakım-onarımını üstlenip, gişe gelirini toplama hakkını işletecek. Süre bitiminde ise, tüm operasyonel yetki yeniden Karayolları Genel Müdürlüğü’ne geçecek.
İşyeri ya da evini 30 yıllığına kiraya verip, parasını da peşin alan vatandaşın durumu gibi düşünün..
“DEVLET ÖZELLEŞTİRMEDEN ZARAR EDECEK” İDDİASI
"Devlet yılda 600 milyon dolar kâr ediyor, 30 yılda 18 milyar dolar kamu zararı oluşacak" hesabı da saptırmadır.
Halbuki; KGM gişelerinden toplanan yıllık yaklaşık 600 milyon dolar, masraflar düşülmemiş brüt gelirdir.
Boğaz köprülerinin askı halatı değişimleri, sismik takviye projeleri, yüzlerce kilometrelik otoyolun asfalt kaplaması, viyadük derz tamiratları, kışın tuzlama operasyonları ve binlerce personelin maaşı bu gelirden karşılanıyor. Bakanlık, hasılatın yaklaşık 300 milyon dolarının doğrudan rutin bakım ve işletmeye harcandığını açıkladı.
İŞLETMECİ ŞİRKETLER KAFALARINA GÖRE ZAM YAPABİLİRLER Mİ?
İhaleyi alan şirketlerin geçiş ücretlerine kafasına göre zam yani, tek taraflı zam yapma yetkisi bulunmuyor. Tavan fiyatı ve tarifeleri belirleme yetkisi Karayolları Genel Müdürlüğü'nde kalmaya devam ediyor.
Ancak; milyarlarca dolarlık finansman yükü altına girecek özel sektörün, sözleşmelerine “enflasyona dayalı otomatik artış” mekanizmaları konulması iktisadi bir teamüldür.
Devlet eliyle işletilen birçok kurumun hantallaştığı, işletmelerin zarar ettiği öteden beri biliniyor.
Bu gerçeği gören birçok dünya ülkesinde özelleştirmeler yapılıyorken, ülkemizde yapılması neden bazılarını rahatsız eder?..
Bu hizmetlere yapılıyorken de, özelleştirilken de karşı çıkıyorlar.
Gezi Parkında güya 3-5 ağaç için, ülkemize ekonomik zararı 100'lerce milyar doları bulan olaylar da aynı zihniyetin eseri.
İşte yıllar önceki Cumhuriyet Gazetesi haberi: “Boğaz Köprüsü İstanbul ve Türkiye’nin başına gelen en büyük felâkettir.”
Ülkemizin menfaatine olan işleri istemeyen yabancıları anlarız da, içerideki yabancıları (!) bir türlü anlayamıyoruz!
Sizler de millileşseniz kıyamet mi kopar?..







