PISA’ya “Tartışmalı başarı” diyenleri okuduğunu anlama testine alalım
Dönemsel ve lokal sonuçları çok önemsemem.
Bugün başarılı olursunuz, yarın başarısız. Bugün başarısızsınız. Ama yarın başarılı olma ihtimaliniz güçlüdür..
Veya bir küçük alanda başarısızlık var diye, “Öldük bittik, mahvolduk” demenin de, bir küçük alandaki başarı sonrasında “yendik, ezdik, geçtik. Bitti bu iş” demenin de yanlışlığına inanırım.
Genel olarak ne durumdayız.
Hem değişik dönemleri incelediğinizde ne durumdayız..
Hem de lokal alanlarda değil, genel anlamda, büyük fotoğrafta ne durumdayız..
Bunun içindir ki, eski yıllarda PISA sonuçlarında Türkiye’nin yerlerde süründüğü yaygaralarına büyük önem vermediğim gibi, bu seneki başarı için de, “tamamdır, bu iş bitmiştir. Başardık” demenin doğru olmadığını peşinen söyleyeyim..
Ancak, düne kadar PISA’yı tek veri olarak gösterip, Türkiye’deki eğitimin seviyesi açısından, oturup kalkıp, bize PISA verilerini gösterenler..
Bizim her itirazımıza, “Biliyor musunuz, bu araştırma OECD ülkeleri arasında yapılıyor. Biliyor musunuz, eşit şartlarda öğrencilerin girdiği sınavla tespitler yapılıyor” türünden aktarımlarla, bize PISA’nın reklamını yapanlar..
Tekrarlayarak söyleyeyim.. Lokal bir başarı olarak görüyorum. Sonraki dönemde de başarının devam etmesi halinde, önemsememiz gerektiğini hatırlatıyorum..
Ama, düne kadar PISA’yı bizim gözümüzün içine sokanların, şimdi “10 çocuktan 3,6’sı 4 işlem yapamadı” başlığı ile, düne kıyasla daha iyi bir başarının elde edildiği neticeyi itibarsızlaştırmaya kalkıyorlarsa..
Bunların riyakarlıklarını da gözlerinin içine sokmamız lazım..
Solcusu sağcısı, tüm haber siteleri, “Sonuçlar, Türkiye’nin 2015’ten beri süren yükseliş eğilimini güçlendirdiğini gösteriyor.” diye giriş yapmış.
Ben yine temkinli yaklaşmaktan yanayım..
Ama hemen tüm haberlerde, başlıklar hariç, haberin içindeki verilerde, “OECD verilerine göre Türkiye’nin fen puanı 2022’ye göre 18 puan, okumada 16 puan, matematikte ise yaklaşık dokuz puan arttı.” tespitleri yapılıyor.
Hepsinde, “Asgari yeterlilik düzeyine ulaşanların oranı yükseldi ve fen bilimlerinde %81, okumada %76 ve matematikte %64 oldu.” deniliyor..
Ama, Cumhuriyet gazetesi başlığını, olaya tersinden yaklaşarak belirliyor: “10 çocuktan 3,6’sı 4 işlem yapamadı”..
Bizim 10 çocuğumuzdan dün 4 tanesi dört işlemi yapamıyor iken.
Bugün 3,6’sı yapamıyor ise.
Bu oran gittikçe düşüyor ise..
Bu iyiye gidiş değil mi.
Yoksa PISA testini, bir de gazeteciler arasında mı yapmalıyız. Verileri okuma testine mi tabi tutmamız gerekir, gazetecileri.
Yaşını başını almış genel yayın yönetmenlerini, “Okuduğunu anlama testi”ne mi sokmalıyız?
Ama hinliklerini yapmışlar, haber metninde “Gazetemiz seçilen öğrencilere özel hazırlık yapıldığına yönelik iddiaları gündeme getirmişti” demişler.
Eğer bizden daha iyi konumdaki ülkeler, hatta bizden geride kalanlar, benzer bir çalışma içinde değil iseler.
Kemalist Cumhuriyet gazetesi, bu notu, haber içinde tabii ki kullanabilir..
Hatta, “Helal olsun Türk milli eğitim camiasına. PISA’da başarıı olmak için gayret sarfediyorlar, öğrencilerle özel olarak ilgileniyorlar” demelerini beklemeksizin. Bu tebriği yapmalarını istemeksizin..
“Başka ülkeler hiç hazırlık yapmadıkları halde, biz niye bu konuda hazırlık yapıyoruz, yine de birinci olamıyoruz” derdim..
Ama tüm ülkeler, PISA’yı önemsiyorlar, hazırlık yapıyorlar.
Büyük ihtimalle sadece Türkiye, bu konuda gerekli önemi ya vermiyordu, ya da hazırlık yapmıyordu.
Cumhuriyet, Sözcü gibi gazeteler de, PISA’da alınan olumsuz sonuçları gösterip, üzerinde tepiniyorlardı..
Şimdi üzerinde tepinecekleri bir başarısızlık yerine, milim milim de olsa, başarıya doğru gidiş olunca.
Kemalist Cumhuriyet rahatsız oluyor ve iç sayfasında da “Tartışmalı başarı” diyerek, sonuçlardaki kısmi iyileşmeyi itibarsızlaştırmaya çalışıyor..
Başarısızlık olunca, “Türkiye’de deprem olmuştu. Afet yaşamıştık. Büyük sıkıntılar yaşandı, onun için öğrenciler motivasyonsuz girdiler ve başarısız oldular” demiyorlardı..
Böyle desinler anlamında bu hatırlatmayı yapmıyorum.
Çelişkilerini, riyakarlıklarını gözler önüne sermek için bu hatırlatmayı yapıyorum..
Her ülkenin kendisine göre şartları vardır, kendisine göre lokal başarısızlıklarında belki haklı sebebleri vardır..
Başarısızlıkta, mazeretleri ya da bahaneleri asla kabul etmeyenler..
Başarı elde edildiğinde ise, “tartışmalı” diyerek, aslında bu ülkenin çocuklarının başarılı olmasını istemediklerini göstermiş oluyorlar..
Tekrar belirteyim.
PISA’da başarılı olma-olmama tek başına Türkiye’deki eğitimin başarısını bence göstermez..
Ama bunu bir kriter olarak gösterenler, işlerine gelmeyince PISA’nın bir kriter olduğu kanaatinden vazgeçiyorlarsa, burdaki algı operasyonunu da göstermemiz lazım..
Teknik bilgi önemlidir. Ama öğrencilerimizin saygıyı, sevgiyi, merhameti öğrenmeleri de gerekir..
Bu kavramları içselleştirerek öğrenmeleri ve hayatlarına geçirmeleri gerekir..
Yoksa, Tanju Özcan gibi hukukçular yetiştiririz.
Hukuku biliyorlardır.
Bildikleri ile övünüyorlardır.
Ama bir göçmen kardeşimizin elinden tutacağına, “1 TL’lik suyu, onlara 10 TL’den fatura ettim. Hukuksuz olduğunu, hukuka aykırı olduğunu biliyordum. ben hukukçuyum. Biliyordum. Ama bile bile bu farklı faturalandırmayı yaptım” diyenler, hukuku bilseler de.. merhameti öğrenememişler, demektir. Vicdanı, sevgiyi, yaratılmışa saygıyı öğrenememişler, demektir..
Bu vesile ile belirteyim, Tanju Özcan bu sözleri sarfettiğinde, çok ağrıma gitmişti.
Bir belediye başkanının, böyle bir sözü sarfetmesine rağmen, nasıl oluyor da, görevine devam edebiliyor, merhametsizliği, zulmü kendisine şiar edinen bu CHP adam, nasıl oluyor da kendi seçmeni tarafından kınanmıyor diye hayretler içinde kalmıştım.
Ama bugün o Tanju Özcan’ın düştüğü duruma, ben sevinmesem de. Adl-i ilahinin tecelli ettiğini gördüğümde de, imanımı bir defa daha tazeleme ihtiyacı hissediyorum.
Bir garibana zulmetmeyi, kendisine ilke edinenler, seçim kazanabilirler, o zulmu övünerek anlatabilirler.. Ama Allah, onları sadece ahirette değil, bu dünyada da rezil rüsvay eder.
İşte onu gördük, Tanju Özcan, yolsuzluk suçlamaları, belediye çalışanının bedeni üzerinden işlediği cinsel suçlar sebebi ile yargılandığı davada, düşüp bayılmış. Ayıldıktan sonra da, hakimden merhamet dilenmiş..
Ben “merhamet etmeyene, merhamet edilmez” hadisi şerifini öğrendiğimde 11 yaşındaydım.
Bize düşenin, her halükarda “merhamet etmek” olduğunu belirterek söyleyeyim. Adli ilahi, biz her şeye rağmen merhametli olmaya çalışsak da, işte Tanju Özcan örneğinde olduğu gibi, bize o ilkenin hayata yansımasını gösteriyor: “Göçmene zulmeden, kendisi de acınacak duruma düşer.”
PISA’da başarılı olalım. Bir dönem değil. Her zaman..
Ama merhameti, sevgiyi, saygıyı, vicdanı da çocuklarımıza öğretelim.
Ki, bilgisini kötülük için kullananlardan olmayalım..







