THY - Orta Avrupa Eylül

Nerede açık veriyoruz?

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği bir gerçek. Ancak yine de böyle zorlu ortamda dâhi hem siyasi hem ekonomide artıları eksilerinden daha fazla. Bugün boykotlarla kamuoyunu canlı tutup, ekonomideki yumuşak karnımızı kuvvetlendirmek ise yapılacak en âcil iş!

Bir kere Türkiye, dünyada birçok ülkede olmayan siyasi istikrara sahip. İkincisi siyasi istikrar, her şeye rağmen sorunlara en yakın seviyede yaklaşım sergiliyor. Çok daha önemlisi siyasi iradenin arkasında inanılmaz bir halk desteği bulunurken son dönemdeki ABD operasyonlarına karşı Türkiye’ye yönelik uluslararası destek giderek artıyor. Gidişât öyle gösteriyor ki, bir müddet sonra bize yöneltilen haksız baskılara karşı Amerikan kamuoyunda bile Trump yönetimine yönelik tepkiler artarak yaygınlaşacak.

Ekonomik alana baktığımızda da Türkiye, birkaç aydır açık vermesine rağmen toparlanabilecek bir bütçeyi diğer taraftan Avrupa standartlarının çok altında kamu borçlanma oranını elinde bulunduruyor. Yine rasyo ve sermaye açısından Türk bankalarında herhangi bir kriz görünmüyor. Saydıklarım ülkemizin artıları…

Ancak bizi sıkıntıya sokan sorunlarımız da var... Hukuksal problemlerimizin yanında ekonomisini yüksek ithalat ve borçlanmayla yürüten bir ülkeyiz. Ayrıca şiddetle ihtiyacımız olduğu halde piyasa ekonomisinde başarılı olduğumuz söylenemez… Yurtdışından para akışına göre ekonomiyi çevirebiliyoruz. Dışarıdan para akışı yavaşladığında veya yurtiçinden dışarıya yabancı sermaye çıkışı arttığında ekonomi darboğaza giriyor. Böylece döviz kuru yükseliyor. Türk Lirası’nın değeri düşüyor… İşte burası en yumuşak karnımız

***

“Yerli üretim pahalı oluyor, enflasyon yükseliyor” düşüncesiyle üretebileceğimiz etten, nohuttan, fasulyeden mercimeğe kadar birçok ürünü ithal ediyoruz. Yiyeceğinden içeceğine, giyiminden otomobiline, inşaat malzemesinden teknolojisine kadar her türlü ürünü dışarıdan alıyoruz. Yani yerli üretim yok denecek kadar az… Dolayısıyla olmaması gereken şekilde cari açık veriyoruz.

İşte bu söz konusu vahim durum, özel sektörü kamu kesiminden iki kat daha fazla borçlu hale getirmiş. Halen 750 milyar dolarlık iç ve dış dâhil toplam borç stokunun 500 milyar doları özel sektöre âit. Diğer taraftan bankaların sağlam duruşuna rağmen merkez bankası ve maliye politikalarındaki uyumsuzluklar sebebiyle kur ve faiz operasyonlarında başarı gösteremiyoruz.

Döviz açığı ve borçların çevrilebilmesiyle ilgili telaş ve endişe, döviz kurunu sürekli yukarıda tutuyor. İhracat ve iç tüketimi genellikle ithalata dayalı olan ülkemizde, döviz kuru yüksek seyrettiği ölçüde maliyet enflasyonuna dayalı bir hayat pahalılığı yaşanıyor.

Özetlediğimizde yükselen kur, Türk Lirası’ndaki değer kaybı, kura bağlı enflasyon ve enflasyonun doğurduğu yüksek faizler son yıllarda başımızın belâsı ve ekonomide yaşadığımız çözülmesi gereken en mühim meseleler olarak ortaya çıkıyor.

***

Ekonomiye saldırılar da zaten hep buradan geliyor... Siz birçok makro datada sağlam duruş sergileseniz bile kur ve kura bağlı datalarda zâfiyet gösterdiğinizde, borçlanma ve borç ödeme kabiliyetinizdeki zayıflamalar, enflasyon ve faizlerde yükselmeler olduğunda, düşmanların saldırılarına açık hale geliyorsunuz. Sizi siyasi yönden sıkıştırmak isteyenler ekonomideki zayıf noktalara saldırıyor ve ülkede sert rüzgârlar estirebiliyor.

Dolardaki 7 liraya yönelişler, diğer döviz ve altın fiyatlarındaki artışların sebebi, işte hep bu yumuşak karnımız.

Bundan sonra yapılacaklar belli… Türkiye ekonomi politikalarını yeniden gözden geçirip, gereksiz ithalata son vermeli ve ithal ikâmeye âcilen tamam demeli… Her alanda tam kapasite yerli üretime geçilmeli... Üretebileceğimiz hiçbir ürün ithal edilmemeli. İhracat fasonluktan ve emeğe dayalı olmaktan kurtarılmalı… İhracat markalar üzerinden yürütülmeli…

***

Şayet tam anlamıyla yerli üretime geçemezsek inanın piyasada 50 kuruşa içtiğimiz yarım litre suyu yakında 200 kuruşa içemeyeceğiz. Zirâ, su yerli ama, pet şişenin hammaddesi ithal… Bakın, enflasyon nasıl yükseliyor değil mi?

Son iki yazımda emeklilerimize şayet ihtiyacınız yoksa bayram ikramiyelerinizi bankalarda tutun ya da devlete geri iade edin tavsiyesinden sonra kamuya da çağrıda bulunarak hükümetin, milletvekillerinin, bürokratların, siyasi partilerin, belediyelerin, kamu kurum ve kuruluşlarının, devletten nemalanan şirketlerin, 1 yıllık maaş ve gelirlerini devlete vermelerini, kamuda lüks ve israfa son verilmesini, makam araçları ve lojmanların terk edilmesini istemiştim.  

Bu yazımın sonunda da bankalara ve yurtiçi tüketimi tedarik eden toptancılara ve aracılara sesleniyorum…

Ey bankalar, “Yüksek kârlar elde ediyoruz” diye övünmek yerine devletin borçlanmalarında,  ekonomiyi finanse ve teşvik etmede elinizi ardına kadar açın… Kârla sağladığınız kazançlarınızın bir bölümünü hibe şeklinde devlete bağışlayın, derim…

Diğer yandan ey toptancı ve aracılar, “Dolar 7 liraya çıktı” diye elinizde mal tutup, bakkala, markete, manava, pazara çıkarmıyorsanız, vatandaşa vermiyorsanız şahsen ben vatanperverliğinizden şüphe ederim… Eğer bu milletin ihtiyacına ihtikar mantığıyla yaklaşıyorsanız, bu milletin size vereceği dersi hayatınız boyunca unutamayacağınızı da hatırlatmak isterim…

Mallarına boykot uygulanan ABD’den daha kötü duruma düşersiniz, buradan söyleyeyim!

 

YORUM YAZ

  • enverenver1 ay önce
    yazınız; bağışçıların emeklilerden de başkaları olabileceği yönünden güzel olmuş. birde genelde şu kanı var ve vatandaş böyle biliyor; "resmi hizmete mahsus" ibaresi taşıyan araçların makam aracı olmadığı. bu araçlar neden özel taksi gibi özel işlerde kullanılıyor anlamıyorum. bunun anlaşılmazlığı ve savurganlık algısı devlete hükümete çıkıyor.
  • KocasolakKocasolak1 ay önce
    Blomberg HTnin bu günkü yayınlarını izliyenler görmüştür, sigorta şirketleri dahil gıda sektör temsilcilerini TEK TEK çağırıp döviz artışından dolayı ne kadar ZAM yapacaklarını soruyor ve ENFLASYON YANGININA KÖRÜKLE gidiyordu. Bu faiz lobisi tv kanalına ne zaman bir DUR denecek?
  • Fairuz DerinbulutFairuz Derinbulut1 ay önce
    Hocam yerli ve milli üretim yapabildiğimiz ağzı bozuk küfürbaz sinirli politikacılarımız var. Ülke olarak dışa bağımlı olmadığımız bir alan bu. Bu alanda üretimimiz gayet iyi ancak bunun ithalatını yapamıyoruz. Böyle %100 yerli malı politikacılarımızı avrupaya ithal etmemiz mümkün değil orada kültürsüzlükten ciddiye alınıp adam yerine koyulmazlar ancak Pakistan, Hindistan, Afganistan, Afrika kıtasına ihraç etsek. Cari açığımızın kapanmasına fayda etmez mi hocam?
  • ARAŞTIRMACIARAŞTIRMACI1 ay önce
    Sayın yazar siz hakkı ve hakikati daha açık şekilde yazmaya devam edin...
  • YücelYücel1 ay önce
    Sayın Sedat Yılmaz, yazılarınız için teşekkür ediyoruz. Merkez Bankası tarafından hükumet kararı ile, tasarruf ve yatırım aracı olarak kullanacağımız milli dövizin basılması faydalı olacaktır diye düşünüyorum. 1, 5, 10, 20, 50, 100 ve 200 lük Gram Altın Lira şeklinde Merkez Bankasında altın karşılığı olan milli dövizimizi basmalıyız. Tüm döviz ve altın çeşitlerinin alış ve satış fiyatlarının ortalaması alınarak tek fiyat uygulaması şeklinde devam edemez miyiz? Ayrıca bu fiyatların değer artış ya da azalış ilanını tek bir kuruma havale ederek ülke çapında fiyat birliği sağlanamaz mı? Bankadan bankaya, sarraftan sarrafa fiyat değişmesinin önüne geçilmesi daha güzel olmaz mı?
  • KocasolakKocasolak1 ay önce
    Hocam Allah razı olsun. Yapılan bunca çağrıya rağmen TÜZ DERİSİ KATMERLİ vekillerimiz ve makam mevki sahiplerinin, kaymak yiyenlerinden çıt YOK! Bu vekilleti bir daha aday gösterirlerse Allah şahidim olsun aleyhlerine çalışacağım. Vatanını bu kadar SEVMİYEN vekillerle nereye kadar?
  • HidirHidir1 ay önce
    Nohut, mercimek , saman biryana ÇALI- ÇIRPI , ODUN TALAŞI Bile ithal edilmekteymis.