Nerede açık veriyoruz?
Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği bir gerçek. Ancak yine de böyle zorlu ortamda dâhi hem siyasi hem ekonomide artıları eksilerinden daha fazla. Bugün boykotlarla kamuoyunu canlı tutup, ekonomideki yumuşak karnımızı kuvvetlendirmek ise yapılacak en âcil iş!
Bir kere Türkiye, dünyada birçok ülkede olmayan siyasi istikrara sahip. İkincisi siyasi istikrar, her şeye rağmen sorunlara en yakın seviyede yaklaşım sergiliyor. Çok daha önemlisi siyasi iradenin arkasında inanılmaz bir halk desteği bulunurken son dönemdeki ABD operasyonlarına karşı Türkiye’ye yönelik uluslararası destek giderek artıyor. Gidişât öyle gösteriyor ki, bir müddet sonra bize yöneltilen haksız baskılara karşı Amerikan kamuoyunda bile Trump yönetimine yönelik tepkiler artarak yaygınlaşacak.
Ekonomik alana baktığımızda da Türkiye, birkaç aydır açık vermesine rağmen toparlanabilecek bir bütçeyi diğer taraftan Avrupa standartlarının çok altında kamu borçlanma oranını elinde bulunduruyor. Yine rasyo ve sermaye açısından Türk bankalarında herhangi bir kriz görünmüyor. Saydıklarım ülkemizin artıları…
Ancak bizi sıkıntıya sokan sorunlarımız da var... Hukuksal problemlerimizin yanında ekonomisini yüksek ithalat ve borçlanmayla yürüten bir ülkeyiz. Ayrıca şiddetle ihtiyacımız olduğu halde piyasa ekonomisinde başarılı olduğumuz söylenemez… Yurtdışından para akışına göre ekonomiyi çevirebiliyoruz. Dışarıdan para akışı yavaşladığında veya yurtiçinden dışarıya yabancı sermaye çıkışı arttığında ekonomi darboğaza giriyor. Böylece döviz kuru yükseliyor. Türk Lirası’nın değeri düşüyor… İşte burası en yumuşak karnımız…
***
“Yerli üretim pahalı oluyor, enflasyon yükseliyor” düşüncesiyle üretebileceğimiz etten, nohuttan, fasulyeden mercimeğe kadar birçok ürünü ithal ediyoruz. Yiyeceğinden içeceğine, giyiminden otomobiline, inşaat malzemesinden teknolojisine kadar her türlü ürünü dışarıdan alıyoruz. Yani yerli üretim yok denecek kadar az… Dolayısıyla olmaması gereken şekilde cari açık veriyoruz.
İşte bu söz konusu vahim durum, özel sektörü kamu kesiminden iki kat daha fazla borçlu hale getirmiş. Halen 750 milyar dolarlık iç ve dış dâhil toplam borç stokunun 500 milyar doları özel sektöre âit. Diğer taraftan bankaların sağlam duruşuna rağmen merkez bankası ve maliye politikalarındaki uyumsuzluklar sebebiyle kur ve faiz operasyonlarında başarı gösteremiyoruz.
Döviz açığı ve borçların çevrilebilmesiyle ilgili telaş ve endişe, döviz kurunu sürekli yukarıda tutuyor. İhracat ve iç tüketimi genellikle ithalata dayalı olan ülkemizde, döviz kuru yüksek seyrettiği ölçüde maliyet enflasyonuna dayalı bir hayat pahalılığı yaşanıyor.
Özetlediğimizde yükselen kur, Türk Lirası’ndaki değer kaybı, kura bağlı enflasyon ve enflasyonun doğurduğu yüksek faizler son yıllarda başımızın belâsı ve ekonomide yaşadığımız çözülmesi gereken en mühim meseleler olarak ortaya çıkıyor.
***
Ekonomiye saldırılar da zaten hep buradan geliyor... Siz birçok makro datada sağlam duruş sergileseniz bile kur ve kura bağlı datalarda zâfiyet gösterdiğinizde, borçlanma ve borç ödeme kabiliyetinizdeki zayıflamalar, enflasyon ve faizlerde yükselmeler olduğunda, düşmanların saldırılarına açık hale geliyorsunuz. Sizi siyasi yönden sıkıştırmak isteyenler ekonomideki zayıf noktalara saldırıyor ve ülkede sert rüzgârlar estirebiliyor.
Dolardaki 7 liraya yönelişler, diğer döviz ve altın fiyatlarındaki artışların sebebi, işte hep bu yumuşak karnımız.
Bundan sonra yapılacaklar belli… Türkiye ekonomi politikalarını yeniden gözden geçirip, gereksiz ithalata son vermeli ve ithal ikâmeye âcilen tamam demeli… Her alanda tam kapasite yerli üretime geçilmeli... Üretebileceğimiz hiçbir ürün ithal edilmemeli. İhracat fasonluktan ve emeğe dayalı olmaktan kurtarılmalı… İhracat markalar üzerinden yürütülmeli…
***
Şayet tam anlamıyla yerli üretime geçemezsek inanın piyasada 50 kuruşa içtiğimiz yarım litre suyu yakında 200 kuruşa içemeyeceğiz. Zirâ, su yerli ama, pet şişenin hammaddesi ithal… Bakın, enflasyon nasıl yükseliyor değil mi?
Son iki yazımda emeklilerimize şayet ihtiyacınız yoksa bayram ikramiyelerinizi bankalarda tutun ya da devlete geri iade edin tavsiyesinden sonra kamuya da çağrıda bulunarak hükümetin, milletvekillerinin, bürokratların, siyasi partilerin, belediyelerin, kamu kurum ve kuruluşlarının, devletten nemalanan şirketlerin, 1 yıllık maaş ve gelirlerini devlete vermelerini, kamuda lüks ve israfa son verilmesini, makam araçları ve lojmanların terk edilmesini istemiştim.
Bu yazımın sonunda da bankalara ve yurtiçi tüketimi tedarik eden toptancılara ve aracılara sesleniyorum…
Ey bankalar, “Yüksek kârlar elde ediyoruz” diye övünmek yerine devletin borçlanmalarında, ekonomiyi finanse ve teşvik etmede elinizi ardına kadar açın… Kârla sağladığınız kazançlarınızın bir bölümünü hibe şeklinde devlete bağışlayın, derim…
Diğer yandan ey toptancı ve aracılar, “Dolar 7 liraya çıktı” diye elinizde mal tutup, bakkala, markete, manava, pazara çıkarmıyorsanız, vatandaşa vermiyorsanız şahsen ben vatanperverliğinizden şüphe ederim… Eğer bu milletin ihtiyacına ihtikar mantığıyla yaklaşıyorsanız, bu milletin size vereceği dersi hayatınız boyunca unutamayacağınızı da hatırlatmak isterim…
Mallarına boykot uygulanan ABD’den daha kötü duruma düşersiniz, buradan söyleyeyim!


