• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sedat Yılmaz
Sedat Yılmaz
TÜM YAZILARI
16 Mart 2019

Yılın özeti; ekonomide ılımlı bir toparlanma!

Yılsonuna kadar minimize edilmiş düşmelere rağmen yüksek enflasyon trendine devam edeceğiz. Öngörü böyle. Ben demiyorum… Birinci görevi fiyat istikrarı olan Merkez Bankası (TCMB) bildiriyor.

13 Mart Çarşamba günü yayınlanan TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı özeti ortada… Özetteki 16 maddede fiyat istikrarına yönelik risklerin hâlen sürdüğü ifade ediliyor. TCMB 23 Ocak’ta yayımladığı toplantı özetinde de aynı ifadeleri kullanmış... “Fiyat istikrarına yönelik risklerin sürdüğü ve gerekli görüldüğünde ilave sıkılaşmanın yapılacağı, iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunacağı” mealindeki cümle son dönemdeki özetlerde hep var... Demek ki hafif iyileşmeler olsa da riskler konusunda fazla değişen bir şey yok!

TCMB’nin üzerinde durduğu fiyat istikrarına yönelik risklerin neler olduğuna baktığımızda ise karşımıza ithal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmeleri çıkıyor. Riskleri daha açacak olursak; enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları, para politikası kararlarının gecikmeli etkileri, maliye politikasının dengelenme sürecine vereceği katkı ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlardaki gelişmeleri sayarız.

TCMB özetinde, enflasyonun seyrinde minimize edilmiş adımlar da olsa gözlenen ılımlı seyir ve zayıf iç talep koşullarının enflasyondaki gerilemeyi desteklediği ve özellikle birikmiş maliyet yönlü baskıların daha olumlu bir görünüme kapı araladığı ifadelerden kaçmıyor. Haydi hayırlısı diyoruz!

Diğer taraftan; TCMB’nin enflasyona yönelik beklenti anketine baktığımızda ise benzer ifadeler olsa da daha farklı bir anlatımla karşılaşıyoruz… Mealen ifade şu: Enflasyon düşüyor ancak beklentiler fazla değişmiyor… TCMB burada ne demek istiyor, anlatayım…

Ocak’ta enflasyon üzerinde gıda fiyatlarının olumsuz etkisi fazlaca gözlendi. Şubat enflasyonunda gıda fiyatlarında küçük bir esneme oldu ama kur kaynaklı maliyetler, enflasyonun peşini bırakmadı ve fiyatları yukarı yönlü baskıladı. Neticede Şubat’ta yıllık bazda sâdece 0,68 puanlık bir düşüş görebildik. Sebebi; maliyet unsurlarının hâlâ fiyatlar üzerinde baskıcı olmaya devam etmesi.

Buna paralel, TCMB’nin son iki enflasyon anketi arasında karşılaşma yaptığınızda da yılsonu enflasyon beklentisinde 0,23 puanlık küçük bir düşüşü görebiliyoruz. Yani geçen enflasyon anketinde yüzde 15,47 olan yılsonu tahmini enflasyonu son ankette yüzde 15,24 olmuş. TCMB enflasyondaki düşüşün Haziran ayına kadar yüzde 19 seviyelerinde devam edeceği öngörüsünü de paylaşıyor.

Ancak yılın ikinci yarısından itibaren tarım ve gıda sektöründe artan maliyetlerin hafiflemesiyle doğacak baz etkinin şayet herhangi bir kur şoku veya olumsuz bir gelişme olmaması durumunda enflasyonu aşağı çekeceği Merkez Bankası tarafından açıkça belirtiliyor.

Tabi ekonomideki sistemin merkezindeki faiz de beklenti anketinde unutulmamış. Önümüzdeki çeyrekten başlayarak 6, 12 ve 24 aylık enflasyon tahmini yüzde 24, yüzde 22, yüzde 20, yüzde 18 ve yüzde 15 olarak öngörülmüş. Dolayısıyla enflasyondaki ağırayak düşüş, faizlere de aynen yansıyacağından faizlerin hemen aşağı gelmesini beklememek lâzım!

Zâten TCMB sıkılaşmanın devamından taviz vermiyor. Ha, Merkez Bankası faiz indirimlerine ne zaman başlar diye sorarsanız; anlattığım gidişatta biraz zor görünüyor. Enflasyonda iyileşmeler gözlendikçe küçük indirimler mümkün olabilir.

Hammadde ve ara malı ithalatındaki daralmanın büyük etkisini yaşayan sanayi üretiminde ayrıntılı şekilde kalemlere bakıldığımızda madencilik ve taş ocakçılığının yıllık yüzde 7, imalat sanayinin yüzde 7,5 ve elektrik, gaz, buhar grubunun yüzde 1,7 daralması paralelinde ara malındaki yüzde 10,9, sermaye malındaki yüzde 8,1, dayanıksız tüketim malındaki yüzde 3,5 ve enerjideki yüzde 1’lik daralma da sanayideki durumu ortaya koyuyor.

Büyüme, enflasyon, faiz ve döviz kuru bu yılki ekonomik aktivite ölçeğinde yan yana düşünüldüğünde ekonomik faaliyetlerdeki daralma ve yüksek faizlerin iç talebi baskılaması sebebiyle ekonomide bir müddet iyimserliği görmek zor olacak. Zirâ 2018 son çeyreğindeki yüzde 3’lük eksi büyüme ve devamında gelecek 2019 ilk çeyreğinin de en az yüzde 2 oranında bir düşüş gerçekleştireceği hesaplandığında resesyon ortamında elbette bir faiz artırımından bahsedilmeyecek. Belki de aktivitenin artırılması için TCMB faiz silahıyla özellikle reel piyasalara müjdeler verecek.

İşte bu noktada Perşembe günü yayımlanan sanayi üretimi verileri umut verdi diyebiliriz. Sanayi üretiminde belki yıllık bazda yüzde 7,3’lük bir daralma oldu, ancak Ocak ayındaki yüzde 1’lik artış devam edecek gibi. Gelecek aylarda daralma yıllık bazda elbette devam edecek. Hatta sanayi üretiminde yılın ilk çeyreğini daralma olarak yüzde 6’larda kapatabiliriz. Tabi büyüme de sanayi üretimi paralelinde ilk çeyreği ekside tamamlayacak.

Öncelikle dış talebin seyri bizim elimizde değil ama reel büyümelerin dış talebe göre şekillendiği göz ardı edilmemeli. Geçen yılın Aralık ayından bu yana artan bütçe harcamaları, Şubat ayı itibariyle kredi hacmindeki yüksek seyir, sanayi üretimiyle birlikte büyümeyi yukarı çekebilir ama aşağı yönlü riskleri de unutmamak gerekir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “2019 yılında ekonomimiz ılımlı bir toparlanmaya işaret ediyor” sözü, anlatmaya çalıştığım büyüme ve sanayi üretimindeki seyre de inşallah destek verir. Zirâ Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nisan itibariyle yapısal reformlarla süreci güçlendireceğiz. Cari açığı azaltıyoruz. Katma değer üretimini artıracağız” ifadelerini boşuna sarf etmedi. 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23