THY- Noukşot

Medyayı öldürmek!

07 Eylül 2018 Cuma

Evde, iş yerinde, bir sektörde veya bir devlette zor duruma düşünce lüzumlulukta önceliği olanlar bir kenara ayrılır, diğer bütün ağırlıklar atılır… Kural değil ama insanoğlunun içgüdüsü böyle!

Sözü eski adıyla matbuat veya basın, yeni adıyla medyaya getirmek istiyorum.

Dünya medyası ve dolayısıyla Türk medyası sıkıntılar sebebiyle zor günler geçiriyor. Öncelikle basılı medyayı, döviz fiyatları yükseldikçe kâğıt afakanları basıyor… “Gazetemi, dergimi basmaya devam mı edeyim? Dijitale mi geçeyim? Yoksa ikisi birden mi yürüsün!” İşte bunlar bugün yazılı medyada konuşulan en mühim meseleler!

Dünyada Kanada, Rusya ve İsveç kâğıt üretim merkezleri… Ülkeler bu 3 noktadan kâğıdını tedarik edebiliyor. Ancak döviz fiyatlarının dünyada aşırı yükselmesi tabi ki yazılı basını ciddi boğuyor… Şayet biz zamanında İzmit SEKA, Giresun Aksu ve Balıkesir kâğıt fabrikalarını kapatmamış, işletmeleri modernleştirerek kullanmaya devam etseydik, şimdi en azından daha rahat olacaktık… Ne yapalım küreselleşmenin, serbest piyasacılığın, ithalleşmenin nimetleri bunlar, katlanacağız!

Bizim medya ne yapıyor?.. İstihdam mı azaltıyorgazetesini, dergisini mi kapatıyor, pek orasını bilemiyorum ama dünyada bilhassa reklâm pastasının büyük bölümünü elinde bulunduran yazılı basın, ağırlaşan küresel ekonomik şartları aşabilmek için gerek içerik ve gerekse teknik olarak yenilikler peşinde…

Dünyada özel alanlara has bir çeşit araştırmacı gazetecilik giderek ağırlığını hissettiriyor. Yurt dışında yorumlu haber tekniği editörler tarafından uzun yıllardır uygulanıyordu, ama şimdi bu alan daha da genişletiliyor… Araştırmaya ve özel alanlara ve bilgiye dayalı yorumlu haber oluşturma revaçta… Hatta birçok uluslararası gazete bu alanda işbirliği yaparak genç gazetecileri eğitmeye çalışıyor.  

Köşe yazarları dâhi yeni anlayışa geçen editörlerin tekniklerini, kendi üsluplarıyla meczederek farklı bir yorumculuk yolunda ilerliyorlar. Diğer taraftan gazete yönetimleri de durmuyor, yeni gazetecilik anlayışının toplumda çabuk yerleşmesi için hükümetlerin eğitim politikalarına tesir etme çabasındalar.

Dolayısıyla Wall Street Journal, Washington Post, The Sun, Das Bild, New York Times, Frankfurt Allgemeine ve Financial Times gibi basılı yayın yapan gazeteler “günlük modern dergi” prensibiyle bilgi ve yorum dolu, okuyucusuna yeni ufuklar açmak için nefessiz çalışıyor… Sadece haber ve yorum teknikleri değil, dijitalleşme gibi hız ve tasarruf imkanı sağlayacak teknolojiyi de göz ardı etmiyorlar.

Ya bizde! Tabi orada bir duracağız! Gazeteciliğin, gazetecinin işi düşünce ve fikir üretmek! Olaylar karşısında açılımlar yapabilmek! Bugün 3-5 kişiyle ulusal gazete çıkaranından tutun da, varlığını pamuk ipliğine bağlamış çok sayıda yazılı basın, düşünce ve fikir üretmeden efkârı umumiyeden ilgi bekliyor. Tirajlar ortada… Arz nasılsa, talep de o kadar!

3 ve 5 Eylül tarihlerinde kıymetli meslektaşımız Cem Küçük’ün kaleme aldığı “Köşe yazarlığının ve yorumculuğun sonu” ile “Medyanın sonu” başlıklı yazıları aslında Türkiye’de diretilen konvansiyonel gazeteciliğin acınacak yüzünü gösteriyor. Sayın Küçük özetle diyor ki, “İster hükûmetin yanında ister hükûmetin muhalifi olsun bu fotoğraf değişmiyor… Artık hemen hemen hiçbir köşe yazarı ya da diyelim köşe yazanların yüzde 99’u yankı oluşturmuyor… Ne söylediklerini halktan hiç kimsenin taktığı yok… Bu gazeteler köşe yazarsız çıksa kimsenin fark etmeyeceğinden eminim… O gazetelerin çıkıp çıkmadığını toplum asla umursamaz… Köşe yazarları tamamen bitik durumda… Yaşayan ölü gibiler… Ekran yorumcuları da hepten bitik...”

Sayın Küçük vahim durumun çözümünü de, “Geldiğinde boşluk kapatan insanlardan değil, gittiğinde boşluğu kapanamayan insanlardan ol. Türk medyasında bu sözün ilk kısmı bile geçerli değil. Kimsenin boşluk kapatabildiği bile yok... Oysa kendilerinin yeteneksizliğini ve zekâsızlıklarını itiraf etmek istemiyorlar. Yetenekli ve zeki bir medya figürü her koşulda isterse etkili olur kardeşim…” ifadeleriyle anlatma çabasında.

Aslında Türkiye’de ölen medya değil… 70 yıldır sürdürülen vesayetçi merkez medya zihniyetinin çökmesi… Ama asıl mesele, bu zihniyet ölürken, medyada mevcut kesimlerin yerini dolduracak, kalemşör isimlerin giderek azalması… Bugün nasıl ki futbolda bir Metin Oktay, bir Lefter, bir Hakkı Yeten, bir Can Bartu yetişmiyorsa medyada da öyle… Köşe yazarlığı ve gazete sahipliği yapacak artık bir Necip Fazıl, bir Ebuzziya Tevfik, bir Ahmet Hamdi Tanpınar, bir Tevfik Fikret, bir Muallim Naci, bir Şinasi, bir Peyami Safa yok. Bundan sonra gelir mi, Allah bilir!

Demek istediğim, bizde basının kıymeti, yeteneği, etkinliği ve istihdam oluşturma kapasitesi giderek düşerken dışarıda ise gazeteciliğin önemi daha da artırılıyor. Ciddi bir şekilde destekleniyor, geleceğe hazırlık için yüksek kalibreli yatırımlar yapılıyor… Türkiye’de ise hiçbir sermaye sahibi bu alana girme niyetinde değil. Olanlar da kaçma eğiliminde. Maamafih, Habertürk gazetesinin kapanmasından sonra Ciner ve Demirören medya gruplarının istihdam boşaltma haberleri hiç hayra alâmet değil!

Belki bugün ünlü kalemlerimiz, vefakâr medya patronlarımız yok ama gazetecilik mesleğini de yoketmenin bir manası yok! Türkiye’deki basın veya medya, insanların haber alma ihtiyacını yerine getirecekse dünya ile birlikte hareket etme zorunluluğu var… Bu mesele ekonomi, siyaset, savunma ve hukuk kadar önemli! Sorun çözülmezse, pahalıya malolabilir!

Yarın, “Medya nasıl ölmez!”, isterseniz onu konuşalım!

 

YORUM YAZ

  • Salih TatarSalih Tatar2 ay önce
    Financial Times Gazetesinin hafta içi yazıları tüm dünyada yankı bulurken hafta sonu eki gerçekten harika. Bizde hafta sonu ekleri lüzumsuz görülüp kaldırıldı. Ülkemizde gazeteciler, üniversiteler ve aydınlar kısır döngü içerisindeler. Yukarıdaki yazınız için teşekkürler.
  • HukukçuHukukçu2 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.
  • Kocasolak Kocasolak 2 ay önce
    Vallahi bir Abdurrahman Dilipak her gün otuz bin okur buluyor da diğerleri onda bir kalıyorsa? Sadece yazılar değil YAŞAMLARI da önemli demek......Kaç tane bu kalibrede YAŞAM var? Ben şahsen an. Dilipakı hayat tarzı, mücadelesi, DİRENCİYLE, cehdini okuyorum. Okumazsam kendimi affedemem.