THY- Euroleague

Ekonomik bağımsızlığa giden yol!

12 Ekim 2018 Cuma

Ülkemizin gerçekçi bir üretim ve kalkınma plânına olan ihtiyacı, canlının hava, su ve toprağa olan ihtiyacı kadar elzem. Nasıl ki mimari ölçeklerde 100 binlikleri yapmadan 50 binlikleri, 50 binlikleri yapmadan 5 binlikleri yapamıyorsak… Yapsak da bir işe yaramıyorsa, üretim ve kalkınma da öyle…

Kalkınmanın temeli üretim… Üründe üretim, hizmette üretim, akılda üretim, akıl terinde üretim, zihinlerde ve gönüllerde üretim… Yani her alanda, her halükârda ister ihdas deyin, ister icat deyin, ister kıymet deyin verimli ve hakkaniyetli bir şeyler ortaya koyabilmek, gerçek üretimin tam tarifi… Özetle üretim; inovasyon ve Ar-Ge temelli, kıymeti harbiyesi yüksek aynı zamanda çevreci, sürdürülebilir bir faaliyet…

Kalkınma ise en kısa tarifle, uluslararası alanda zamanların ötesine geçen saygın ve müreffeh bir yapı oluşturabilmek… Kalkınma başka bir anlatımla, maddi ve manevi faydada nokta atışı yapabilmek!.. Ve söz konusu faaliyetleri hayatın her alanına ve her anına yayabilmek!..

Beş ana esasa ihtiyaç var… Hedefini bilen bir eğitim – öğretim sistemiparlak - duru zihinleryüksek ahlâk - disiplinsürdürülebilir plân ve mâli yeterlilik… Bunlardan biri eksik ise üretim ve kalkınmadan söz etmek imkânsız!

Mali yeterlilik derken öncelikle gündem olması hasebiyle Merkez Bankası rezervlerinden bahsedeyim… Bankanın altın dahil toplam rezervleri yılbaşından bu yana yüzde 28, brüt döviz rezervleri yüzde 40 erimiş... Buna karşılık altın rezervi ise yüzde 17 artmış...

Kalkınmada sermaye, para önemli dedik ya, 5 Ekim haftası itibariyle bankalardaki Türk Lirası mevduatı 1 trilyon 27 milyar lira… TL mevduatları yılbaşına göre yüzde 8.9, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 12.8 yükselmiş… Bankalardaki lira ve yabancı para cinsinden toplam mevduat ise 2.1 trilyon lira.

Yine bankalarda yabancı para mevduatı TL ölçeğinde 1 trilyon 55 milyar lira. Yabancı para mevduatı yılbaşına göre yüzde 49.2, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 61.6 artmış… Yabancı para cinsinden hesaplarsak 184.3 milyar dolar mevduatın 171.1 milyar doları mevduat bankaları, 13.2 milyar doları ise katılım bankalarına ait. Döviz tevdiatta da 153.4 milyar dolar para var.

İnşallah eldeki sermayeler yerli yerinde kullanılır!

Gelelim kalkınmada ikinci olmazsa olmaz plânlamaya… Ekonomide plân, model ne olacak? Bu hep yıllardır tartışma konusu olmuş… Büyüme ve cari denge söz konusu plânlamanın iki önemli ayağı…

Ağustos’ta aylık da olsa yakaladığımız cari fazlanın ehemmiyetine vurgu yapmak gerekir. Dış ticaret veya cari dengede yıla yayılan “fazla” üzerinde bir sistem oluşturabilirsek kalkınma yolunda rahat yürüyebiliriz. Sistematik değil de, rastgele bir cari fazla yakalamışsak bunun da sebeplerini iyi araştırmak lâzım.

Ağustos’taki cari fazlaya bir göz atalım…

İthalattaki daralma ve ihracat kalemlerindeki artış cari dengeye pozitif yansımış… İç talepteki gerileme sebebiyle ithalat performansındaki azalma cari dengeyi artı yönde desteklemiş… Yine turizm gelirlerinin Ağustos’ta bir önceki yılın aynı ayına göre 461 milyon dolar artışla 3.7 milyar dolar gerçekleşmesi cari fazla vermede etkili olmuş…

Ancak cari denge yıllık bazda hâlâ açık veriyor… Ağustos itibariyle son 12 ayda cari açığı ancak 54 milyar dolardan 51.1 milyar dolara çekebilmişiz! Cari fazlayı reel ve sürdürülebilir hale getirmenin yolu ise; büyümeyi ithalat ve tüketim boyunduruğundan kurtararak ihracatın sırtına bindirecek yeni bir ekonomik model veya sistem kurmak…

Eğitim ve öğretim ise üretim ve kalkınmanın temelini teşkil eden en önemli unsur. Hedefini ve ne yaptığını bilmeyen bir eğitim ve öğretim anlayışı ülkeyi kalkındıramaz, istenilen üretimi sağlayamaz… Yeni bir eğitim sistemi için parlak ve duru zihinlere, eğitimi kaliteli hale getirmek için de yüksek ahlâk ve disiplin sahibi eğitmenlere ihtiyaç var…

Eğitim sistemi şayet günün şartlarına göre işletilemiyorsa, amacından sapmışsa, ticarileşmişse, ilim tahsil edenler mezun olup hayata atıldığında kendilerini sudan çıkmış balık gibi hissediyorsa, orta ve yüksek öğrenim insanları hayata hazırlayamıyorsa… Üniversiteler; reel üretime entegre olamıyorsa, sanayi, tarım ve teknoloji alanlarından uzaklaşmışsa, kalkınabilmek için söz konusu eğitim sistemini kökten yıkıp yenisini inşa etmek gerekir…

Gelecek yazımdan itibaren hayata bakışta, üretimde ve kalkınmada sadece Türkiye’ye değil, belki de dünyaya örnek olabilecek uluslararası bir şirketimizin faaliyetlerini daha doğrusu felsefesini sizlerle paylaşacağım…

Şirketin sahibi Erbakan Malkoç… Firmasının adı DizaynVip Group… İşi otomobil dönüşümü… DizaynVip Group araç dönüşümü noktasında Mercedes Benz’in yetkili partneri… Bizi fabrikasına davet eden Erbakan Malkoç, şu sıralar yapay zeka ve hologrom teknolojileri üzerinde çalışıyor…  

Türkiye’nin toplam ihracatta 1.4 dolara ulaşabildiği kilo/birimde Erbakan Malkoç, minimum 300 dolarlık ihracat yapıyor. 50 bin avroluk aracı dönüştürdüğünde 250 – 300 bin avroya rahatlıkla satabiliyor.

Ülkenin düzlüğe çıkması ve ekonomik bağımsızlığı için Erbakan Malkoç’ların mutlaka sayısının artırılması lâzım!

 

YORUM YAZ

  • engineerengineer2 ay önce
    borç alan emir de alır, borcu olanın bağımsızlığı zor olur,
  • birolbirol2 ay önce
    Boş kullanmak daha çok işlerine gelir.Çogunluga yarar.Sakin boş oy atmayın,iktidarın dışındaen yakin gördüğünüz partiye oyunuzu verin.
  • Kocasolak Kocasolak 2 ay önce
    Ağustos ayı cari fazlamız yüksek kur ve düşük faizin olduğu bir durumdan oluşmuştur. Faizleri %6,25 arttırdığımızda biz ülke olarak EKONOMİK NAKAVT olmuş durumumuzu hakemin belirtmesiydi. Bu kadar yüksek faiz ile ne üretim olur nede enflasyon düşer, akademilerde öğretilen doktrinler bizim yaşam ve yetişme tarzımıza göre geliştirilmemiştir, batı insanı yetişme ve yaşam biçimine göre düşünülmüş kaide ve kurallardır. %98 Faizin haram olduğu inancında olan bir toplumda sermaye üretim ilişkisini SAĞLAM TEMELLERE oturtamamış bir topluma neyi, nasıl ürettirebiliriz? Bunca ilahiyat fakültelerimiz ile diğer sermaye ticaret iktisat ve işletmefakültelerini BİRARAYA getirip bu işi kökünden çözmek zorundayız. 2008 mali krizinde batı ülkeleri faizleri sıfırlayarak üretimi ve istihdamı arttırarak düzlüğe çıktı, bunu NEDEN görmüyor bizim aklı evveller??? Bizde tam tersi faiz artırılıyor sırf kur düşsün diye, ne kadar ANLAMSIZ! Büyük bankalar ÇÖPLENSİN diye yabancı sermaye çekme hevesleri. Yazık....... iki defa gönderiyorum çünkü, geçen yazdığım yorum yayınlanmadı.
  • Kocasolak Kocasolak 2 ay önce
    Ağustos ayı cari fazlamız yüksek kur ve düşük faizin olduğu bir durumdan oluşmuştur. Faizleri %6,25 arttırdığımızda biz ülke olarak EKONOMİK NAKAVT olmuş durumumuzu hakemin belirtmesiydi. Bu kadar yüksek faiz ile ne üretim olur nede enflasyon düşer, akademilerde öğretilen doktrinler bizim yaşam ve yetişme tarzımıza göre geliştirilmemiştir, batı insanı yetişme ve yaşam biçimine göre düşünülmüş kaide ve kurallardır. %98 Faizin haram olduğu inancında olan bir toplumda sermaye üretim ilişkisini SAĞLAM TEMELLERE oturtamamış bir topluma neyi, nasıl ürettirebiliriz? Bunca ilahiyat fakültelerimiz ile diğer sermaye ticaret iktisat ve işletmefakültelerini BİRARAYA getirip bu işi kökünden çözmek zorundayız. 2008 mali krizinde batı ülkeleri faizleri sıfırlayarak üretimi ve istihdamı arttırarak düzlüğe çıktı, bunu NEDEN görmüyor bizim aklı evveller??? Bizde tam tersi faiz artırılıyor sırf kur düşsün diye, ne kadar ANLAMSIZ! Büyük bankalar ÇÖPLENSİN diye yabancı sermaye çekme hevesleri. Yazık.......
  • serdar61serdar612 ay önce
    BİLGİSİ OLANIN YETKİSİ YOK..YETKİSİ OLANIN BİLGİSİ YOK...
  • BurhanBurhan2 ay önce
    Ekonomik bağımsızlığa giden yol önce kendi kendine yeterli ve milli olmaktır, yahudi kuruluşundan danışmanlık hizmeti almakla bu iş olmaz...
  • bahadır gülekbahadır gülek2 ay önce
    Hakan adlı yorumcuya yüzde yüz katılıyorum. Yerel seçimde bir ders çıkarmaları maksadıyla boş oy kullanacağım.
  • Cemal Esen Cemal Esen 2 ay önce
    İktisadi buhranın sebebi cari açık veya dış borç seviyesi değildir. 2011'de cari açık tarihi bir rekor ile 77 milyar$'a, milli gelire oranı ise tam %10'a dayanmıştı. O zaman "piyasa" cari açığın yüksek olduğunu düşünmedi çünkü ekonomi yönetimine güven vardı.Bugün milli gelirin %4-5'i olan 50-60 milyar$ cari açık büyük mesele oluyor. Ayrıca Türkiye kamu borcunun milli gelire oranı bakımından Avrupanın ve dünyanın en az borçlu ülkelerinden. Kamu+Özel Sektör+Hane Halkı toplam borcunun milli gelire oranı bakımından da dünya ortalamasının çok altındadır. Sorun ekonomi yönetiminin liyakat ve ehliyet sahibi olmayan, güven vermeyen acemi ellerde olması (McKinsey'e bu sebeple ihtiyaç duyuldu), hukuk dışı keyfiliğin ve kayırmacılığın hakimiyeti. Önce damat meselesi çözülsün sıra diğerlerine gelir.
  • enverenver2 ay önce
    sn. sedat bey kolay gelsin. eğitim konusuna az değinmişsiniz. bugün ülkemizden, lisans, yüksek lisans vs. öğrenim görmek için abd ing. vs. ülkelere gitmek isteyen kişilerin sayısını sizler hesaplayın. bugün ingilterede okuyon yabancı öğrencilerin ekonomilerine katkıları hiç de azımsanacak ölçülerde olmadığını duyuyoruz. o nedenle ülkemiz öğretim kurumlarının da kalitelerinin artırılmasına cazip hale getirilmesine bir yerden başlamak lazım değilmi? sadece odtü, Boğaziçi yeterli değil. bunlar bile sayılı öğretim kurumları içerisine giremiyor bile... iyi günler
  • BaybarsBaybars2 ay önce
    Kalifiye elaman bulmsnin caresi yapsin yapmasin herkesin ortaogretimde mesleki egitim almasi
  • hakanhakan2 ay önce
    bunları karşı mahalle anlatırken siz başka şey söylüyordunuz şimdi karşı mahallenin her dediğini buradan tekrarlıyorsunuz demek ki doğru tektir ve başkasının aklı ile alay etmek yerine onunla insanca konuşup fikirlerinden yararlanmak ülke için doğru olanmış