THY - TR Çıkışlı Mauritius

Aslında sorun sistematik!

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Finans sektörü ile reel sektörün aynı amaç doğrultusunda buluşturulamaması Türkiye’nin ekonomide en önemli sorunlarından biri.

Genelde üretimi desteklemek üzere faaliyet izni verilen ve bu maksatla mevduat toplayan bankaların bugün finans oyunları içinde yol almaya çalışması, reel sektörün ise bankaların söz konusu yapısına ayak uyduramaması birçok olumsuzlukları beraberinde getiriyor.

Reel sektör temsilcilerinin çoğu, bankaları “kendilerini anlamamakla, bankacılık yükümlülüklerini lâyıkıyla yerine getirememekle ve finansçıların reel sektörü bunalttığına” yönelik şikâyette bulunuyor. Finans sektörü ise daralan küresel sermaye belirsizliğinde üretim kesiminin artan borçluluğundan endişeli. Her iki sektörde Merkez Bankası’nın piyasayı fonlayan faiz koridorları da devreye girdiğinde tabii ki işler daha da karışıyor.

Sanki bankalarla reel kesimi birbiriyle kavga ettirmeyecek şekilde buluşturacak bir arabulucuya veya bugün daha çok hukuk alanında işlevi olan ama elini ekonomiye de atabilecek bir ombudsmanlığa ihtiyaç var… Türkiye’de bugün finans sektörü içinde yüzde 8 büyüklüğe sahip katılım bankacılığının böyle bir arabuluculuğa soyunup soyunamayacağı zihnimi hep kurcalamıştır. Çünkü katılım bankaları bir taraftan finans sektörü içinde yer alırken diğer taraftan reel sektörün vazgeçilmez sermaye deposu görüntüsü veriyor.

Malumunuz, ülkemizde döviz, altın ve Türk Lirası’ndan oluşan ciddi bir yastıkaltı mevcut. Merkez Bankası verilerine göre, yastıkaltı stoku 121 milyar dolar. Tabii bu rakam tahmini… Yastıkaltının önemli bir kısmı ise atıl vaziyette bekliyor. Yastıkaltının niçin atıl beklediği, ekonomiye niçin kazandırılamadığı bugün güven ortamıyla açıklanmaya çalışılsa da asıl sebebin güvenden ve faiz hassasiyetinden çok, sektörde sistematik bir yapının oluşturulamaması daha fazla öne çıkıyor.

***

Emre Can Arslan’ın İstanbul Ticaret Üniversitesi kaynaklı “2017 – Katılım Bankacılığı ve Türkiye Ekonomisine Katkıları” raporunda, faiz dâhil çeşitli sebeplerle halkın hiç kullanmadığı atıl fonların ekonomiye kazandırılmasında “kayıtdışı ekonomiyi engellemesi, yabancı kaynak transferinde etkin olması, krizlerden etkilenmemesi, reel sektöre kaynak ve istihdama katkısı vermesi” açısından katılım sektörünün önemine vurgu yapılıyor.

Diğer taraftan Türkiye Katılım Bankaları Birliği’nin 2017 yılı raporunda ise konvansiyonel bankacılığa âit zayıflıklar; “Türk bankalarının dış borçlarının yüksekliği ancak döviz likiditesinin yabancı para cinsinden kısa vadeli borçlarını karşılayabildiği… Buna karşılık döviz kurlarının siyasi dalgalanmalara yüksek hassasiyet göstermesi ve Türkiye jeopolitik risklerinin uzun süredir piyasaların canını sıkması… Avrupa Birliği ile ilgili sürecin belirsizliği… Özel sektörün yüksek döviz borcunun Türk ekonomisi için kırılganlık oluşturmasıyla Türk Lirası’ndaki değer kaybının özkaynak ihtiyacını artırması… Yine inşaat firmalarının kullandığı kredilerin, bankalar için yüksek riskli varlık kategorileri arasında yer alması… Tasarruf oranlarının tüm çabalara rağmen düşük seyri… Yüksek meblağlı kısa dönemli dış borçlar ve az gelişmiş borç piyasası nedeniyle gergin fonlama pozisyonları… Kişi başı milli gelirin düşük oluşu… Ticari kredilerin maliyet yönünden yüksek oluşu ve döviz hareketleriyle oluşan dolaylı kredi riskleri… Kaynak ve aracılık maliyetlerindeki artışlar ile ekonomide kayıtdışılığın yüksekliği…” şeklinde sıralanıyor.

Dolayısıyla sermaye rasyosu yüksek de olsa sistematik ve uyumsuzluk açısından Türk bankacılık sektörünü tehdit eden unsurlar söz konusu… Bu durum da bankacılık sektöründe sistemin yeniden plânlanması gereğini ortaya çıkıyor.

***

Bankacılık sektörü üzerinde söz konusu kaygıları azaltmanın başlıca yollarından biri faizsiz finans sistemi… Bugün dünyada yaklaşık 3 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşan faizsiz finans müesseseleri ülkemizde de katılım bankaları adı altında çalışıyor. Katılım’ın en mühim özelliği finans sektöründe faaliyet gösterdiği halde direkt reel ekonomiyi finanse etmeleri, yastıkaltı gibi atıl fonların ekonomiye kazandırılmasında diğer bankacılık sektöründen daha aktif olmaları… Faizin İslam Dini’nde yasak olmasının yanında, katılım sisteminin faiz hassasiyeti olmayan dünyanın birçok yerinde uygulanmasının da sektöre güveni ortaya koyması açısından önem arz ediyor.

Yatırım ve üretim konusunun yılmaz kalemi “rahmeti Rahman”a kavuşan kıymetli Hocamız ekonomi yazarı Tevfik Güngör Uras da katılım finansı ile ilgili “Katılım bankaları (faizsiz bankacılık) finans sisteminin bir parçası oldu” başlıklı yazısında, “Ekonomi için önemli olan yatırım ve üretimdir... Yatırım ve üretimin finansmanı için kişilerin, kurumların birikimlerini birilerinin toplamasına ve bunu ihtiyaç sahiplerine aktarmasına ihtiyaç vardır. Bankalar bu aracılığı faiz karşılığı yapıyorlar. İhtiyaç sahibinden faiz alıyor, birikim yapana aktarıyorlar. Halbuki faizin haram olduğuna inananlar var. İşte katılım bankalarının önemi ve işlevi burada öne çıkıyor. Katılım bankaları, faizin haram olduğuna inananların inançlarına saygı göstererek, hem birikimlerini değerlendiriyor hem de yatırıma ve üretime yönlendiriyorlar” (Milliyet, 18/05/2011) ifadeleriyle katılım sektörünün müspet yapısını gündeme taşımıştı. Yine aynı yazıda, “BDDK Başkanı, Türkiye’deki katılım bankalarının, kısa vadeli finansman sorunlarına çözüm getirebilmeleri için diğer bankaların sahip oldukları ‘bankalararası (interbank) para piyasası’na benzer bir piyasa oluşturmalarının gereğine dikkat çekti” diyerek bundan 7 yıl önce sektördeki tıkanıklıkların benzer yollarla aşılabileceğine dâir çözümler sunmuştu…

Allah râzı olsun… Kendisinden çok şey öğrendik… Güngör Hoca’yı bugün İstanbul Bebek Camii’nden öğle namazını müteâkip ebedi istirahatgâhına uğurlayacağız. Allahu Teâlâ rahmet eylesin… Sevenlerinin başı sağolsun… Mekânı cennet olur, inşallah!

 

YORUM YAZ

  • Mehmet Doğan Mehmet Doğan 1 ay önce
    Katılım bankaları maalesef kar payı altında enflasyon oranının yarısı kadar bir oranda dağıtım yapıyorlar. Halbuki kar payının değişkenlik göstermesi gerekiyormu? ...