Avusturya’nın 84 sayfalık hezeyanı
Yıllardır demokrasi, insan hakları ve fikir özgürlüğü masallarıyla dünyayı uyutmaya çalışan ikiyüzlü Batı, kirli maskesini bir kez daha düşürdü.
Asırlardır süregelen Haçlı zihniyetini modern kavramların arkasına gizlemeye çalışan Avrupa, İslam’a ve Türk varlığına olan tarihsel kinini bu kez Avusturya üzerinden kustu.
Avusturya merkezli Siyasi İslam Dokümantasyon Merkezi (DPI) denilen karanlık odak tarafından hazırlanan 84 sayfalık sözde rapor, aslında bilimsel bir çalışma değil; Batı’nın yükselen Türkiye karşısındaki acziyetinin ve İslamofobik hezeyanlarının kağıda dökülmüş bir paçavrasıdır.
Kendi ülkelerinde yükselen ırkçılığı, camilere yapılan saldırıları ve terör örgütlerine açtıkları kucakları görmezden gelen Avrupa’nın güvenlik bürokrasisi, gözünü yine Avrupa’daki gurbetçilerimize ve onların tertemiz sivil toplum kuruluşlarına dikmiş durumda.
Neymiş efendim.
Avrupa’daki Türk-İslam ağları, onların birliğini, güvenliğini ve sosyal uyumunu tehdit ediyormuş!
Sizin "sosyal uyum" dediğiniz şeyin, Müslümanların kendi kimliklerini, dinlerini ve değerlerini unutarak bozuk çarklarınız içinde asimile olması gerektiğini biz çok iyi biliyoruz.
Rapordaki akıl tutulmasına bakar mısınız?
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde gurbetçilerimize din hizmeti sunan DİTİB ve Avrupa’daki Müslümanların sivil şahlanışı olan İslam Toplumu Millî Görüş (İMG) gibi köklü ve meşru yapılar "nüfuz operasyonu" yapmakla suçlanıyor.
Yetmiyor.
Avrupa Müslüman Gençlik ve Öğrenci Örgütleri Forumu (FEMYSO) ile Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi gibi kurumların kendi aralarındaki en doğal iletişimleri bile birer "güvenlik tehdidi" olarak yaftalanıyor.
Üstelik bu masa başı raporunu kaleme alanlar, ortada tek merkezli bir yapı kurulduğuna dair hiçbir somut delil bulamadıklarını kendi ağızlarıyla itiraf ediyorlar.
Delil yok, suç yok ama yaftalama çok!
Çünkü dertleri hukuk veya güvenlik değil.
Dertleri, Avrupa’nın göbeğinde alnı secdeye değen, kökünü ve vatanını unutmayan bilinçli bir Türk-İslam gençliğinin yetişmesidir.
Bu 84 sayfalık karalama kampanyasının satır aralarını okuduğunuzda, asıl karın ağrısının nereden kaynaklandığı hemen sırıtıyor.
Türkiye’nin son dönemde Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçlerle kurduğu usta işi diplomasi ve İslam dünyasında artan oyun kurucu rolü, Batılı başkentlerin uykularını kaçırmış.
Ankara’nın dik duruşuyla mazlum Filistin davasına verdiği açık destek, Siyonist lobilerin güdümündeki Avusturyalı raportörleri adeta çıldırtmış.
Avrupa’daki insani yardım kuruluşlarımızın ve hayır derneklerimizin mazlumlara uzattığı şefkat elini "kriz ve risk alanı" olarak tanımlamak, ancak zalimlerle suç ortaklığı yapan bir zihniyetin ürünü olabilir.
Türkiye merkezli medya organlarının ve diaspora basınının, Filistin’de yaşanan soykırımı ve hakikatleri Avrupa’daki Müslümanlara duyurmasından bile "kamu düzenine tehdit" çıkaracak kadar küçülmüşler.
Sokaklarında katliam destekçilerine koruma kalkanı açan Avrupa’nın, Filistin dayanışmasını güvenlik parantezine almaya kalkması tam bir ahlaki iflastır.
Batı ne yaparsa yapsın, hangi masa başı algı operasyonuna imza atarsa atsın hakikatin güneşini balçıkla sıvayamayacaktır.
Bugün karşımızda eski, pısırık, Batı’dan icazet bekleyen bir Türkiye yok.
Diplomasisiyle sahada ve masada ağırlığını koyan, mazlumların gür sesi olan, diasporasıyla dünyaya adalet ve merhamet taşıyan büyük ve güçlü Türkiye var.
Avusturya’nın ve arkasındaki İslam düşmanı mahfillerin yayınladığı bu 84 sayfalık karalama raporu, Türkiye’nin ne kadar doğru bir yolda olduğunun tescil belgesidir.
Onlar kirli raporlarıyla kendi korkularında boğulmaya devam etsinler.
DİTİB’iyle, Millî Görüş’üyle, hayır kurumlarıyla ve asil devletiyle bu millet, Avrupa’nın tam kalbinde hakkı haykırmaya ve varlığını güçlendirerek sürdürmeye devam edecektir!
Allah'a emanet olun...







