• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Tesettür cinsiyeti evde bırakıp şahsiyetle dışarı çıkmaktır

29 Temmuz 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Tesettür cinsiyeti evde bırakıp şahsiyetle dışarı çıkmaktır

MUSTAFA ÇELİK 

Tesettür, yalnızca bedenin örtülmesi meselesi değildir; aynı zamanda insanın kendisini nasıl tanımladığına dair bir bilinç hâlidir. İnsan, dış dünyaya çıktığında dikkat çekme arzusuyla değil, vakar ve şahsiyetle var olmayı tercih ettiğinde farklı bir duruş sergiler. Buradaki mesele kadınlığın ya da erkekliğin inkârı değil; insanın, kimliğini sadece cinsiyet üzerinden görünür kılma arayışının ötesine geçebilmesidir.

Tesettür, çoğu zaman kumaşın ölçüsüyle, rengin tonuyla veya biçimin sınırlarıyla konuşulur. Oysa insanı örten yalnız elbise değildir; bazen bir edep, bazen bir hayâ, bazen de bir şahsiyet insanın en güçlü örtüsü olur. İnsan, kendisini sadece bedeniyle tanıtmaya başladığında görünür olmayı değerli sanır. Hâlbuki görünmek başka, değer taşımak başkadır.

“Tesettür cinsiyeti evde bırakıp şahsiyetle dışarı çıkmaktır” sözü ilk anda sert ve iddialı gelebilir. Fakat üzerinde düşünüldüğünde burada kastedilen şey kadınlığı veya erkekliği terk etmek değildir. Çünkü insan fıtratından soyunamaz. Asıl mesele, insanın kendisini yalnızca cinsiyetinin dikkat çekiciliği üzerinden değil; ahlakı, vakarı ve karakteriyle ortaya koyabilmesidir. Allahû Teâla uyarıyor:


“Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.” (A’raf Suresi/ 26)

Âyette elbisenin ve örtünmenin önemine dikkat çekilmekle, dolaylı olarak Kâbe’yi çıplak vaziyette tavaf eden müşrikler de eleştirilmiştir.


Sözlükte “kuş tüyü” mânasına gelen âyet metnindeki rîş kelimesi burada mecazi olarak “ziynet elbisesi” anlamında kullanılmıştır.

Âyette üç türlü elbiseden söz edilmiştir: 1. Sadece örtünme ihtiyacını karşılayacak olan basit ve sade elbise. 2. Örtünmenin yanında ziynet maksadı da taşıyan kaliteli, temiz ve düzgün elbise. 3. “Takvâ elbisesi.” Burada, sırf örtünme amaçlı elbise yanında ziynet amacı ve değeri taşıyan elbisenin de Allah’ın lütfu ve nimeti olarak anılması, pejmürde kılık kıyafeti zühd ve takvâ gereği sayan anlayışın isabetsizliğinin kanıtıdır. Takvâ elbisesi tefsirlerde “vücudu koruyan elbise; zırh, miğfer vb. savaş giysileri, mecazi olarak sâlih amel; iffet; iyi huy; tevhid” gibi değişik şekillerde açıklanmıştır (Tefsir-i Kebir , Râzî, XIV, 52).


Takvâ, sadece sakınmak değil; insanın iç dünyasını koruyan, terbiye eden ve güzelleştiren bir bilinç hâlidir. Nasıl ki elbise bedeni örter, dış etkenlerden korur ve insana bir görünüm kazandırırsa; takvâ da ruhun elbisesi olarak insanın iç âlemini muhafaza eder. Günaha açılan kapıları kapatır, nefsin taşkınlığını dizginler ve insanı ölçülü bir hayata yöneltir.

Bu sebeple takvâ, yalnızca bazı fiilleri terk etmekten ibaret değildir. Aynı zamanda kalpte yerleşen bir hassasiyet, davranışlarda görülen bir olgunluk ve ahlakta ortaya çıkan bir inceliktir. Takvâ sahibi insan, sadece haramdan uzak duran değil; öfkesini kontrol eden, hakkı gözeten, merhameti kuşanan ve edebi hayatına taşıyan kimsedir.


Çünkü takvâ ruhu örterken aynı zamanda onu süsler. Kibir yerine tevazu, sertlik yerine yumuşaklık, haksızlık yerine adalet, taşkınlık yerine vakar yerleşir. Böyle bir ruh terbiyesinin bulunduğu yerde kabalık, zulüm, edepsizlik, hayasızlık, şehvetin esiri olmak veya açgözlülük karakter hâline gelemez.

Takvâ, insanın Allah ile kurduğu bağın ahlaka dönüşmüş hâlidir; insanı sadece görünüşte değil, niyetinde, sözünde ve tavrında da güzelleştiren bir ruh elbisesidir.


Şahsiyet, insanın sessizce konuşan tarafıdır. Bir insan bazen tek kelime etmeden duruşuyla kendisini anlatır. Kıyafet sadece bedeni örter; ama şahsiyet insanın iç dünyasını taşır. Eğer içeride sağlam bir ahlak yoksa dışarıdaki örtü eksik kalır. Çünkü tesettür yalnız bedende değil, bakışta, dilde, tavırda ve niyette de kendisini göstermelidir.

Bugün insan, dikkat çekmenin kolay olduğu bir çağda yaşıyor. Herkes görünmek, fark edilmek ve alkışlanmak istiyor. Fakat şahsiyet, alkıştan değil ilkeden beslenir. İnsan kendisini gözlere sunmak yerine değerleriyle yürümeyi tercih ettiğinde, işte o zaman görünmekten daha büyük bir şeye ulaşır: saygınlığa.

Tesettürün en derin tarafı da belki burada saklıdır. İnsan dışarıya sadece bedenini değil, karakterini de taşır. Ve bazı insanlar kıyafetleriyle değil, vakarıyla örtülür.

İslâm’da kadın, dişiliğiyle değil; kişiliği, ahlâkı ve insanlığıyla ön plandadır. Kadını değerli kılan şey görünürlüğü değil, şahsiyetidir. Tesettür ise kadını hayattan uzaklaştıran bir engel değil; onu kimliği, vakarı ve değeriyle topluma taşıyan bir bilinçtir. Bu yönüyle tesettür, kadının toplumsal hayata katılımını engelleyen değil; onu saygınlığıyla var eden meşru, fıtri bir kapı olarak anlaşılmalıdır.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23