• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Yedi Güzel Adam’lar gitmeye devam ediyor

23 Kasım 2023
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

 

1970’lerin sonundan bir film karesi düşüyor gözüme yağmur damlası gibi. Rengi solmuş bir fotoğraf mı demeliydim yoksa.

Yer Bursa. Yer Yeşil semti. Yer Sur Kitabevi.

Sur Kitabevi dediysem şimdiki hemcinsleriyle kıyas edilmeyecek denli ufak, dar, rutubetli bir dükkânı gözünüzün önüne getirin. Kitap çeşidi ise ancak yüzlerle ifade edilecek cinsten. Yine de gözyaşı kadar sıcak gelirdi bize.

Neden? derseniz mekânı şereflendiren ayakkabısının ucuna bakmayı adet edinmiş güneş yüzlü insanlar uğrardı da ondan derim.

Geçtiğimiz Salı günü dar-ı bekaya uğurladığımız Gürbüz Işık ağabey de bu güneş yüzlü değerlerimizdendi.

Kimdi Gürbüz abi? Benzerleri etrafınızda dolanıp duruyordur da siz görmüyorsunuzdur diyeyim de anlayın beni. 

Gösterişsiz bir suret, sıradanlığın baş döndürücülüğü, muhteviyatını dışına sızdırmayan küp, ipsiz kuyu, eğilip kulak kabartmadan duyamadığınız çığlık…

İşte böyle bir muhabbet fedaisiydi ahirete yolculadığımız Gürbüz abi.

Orada, o loş kitabevinde neler konuşulmazdı ki? Bazen sandalyeler yetmez, ayakta durur, yorulan çömelir, tabağı ve kaşığı olmayan çaylar uzatılırdı duman duman. Peşinen atılmış şekeri karıştıracak kaşık olmayınca beklerdiniz o tek kaşığın sırasının size gelmesini. 

Sorardık bir başka güzel insan İbrahim Ünal ağabeye:

Ağabey niye tek kaşık var?

Böyle daha ihlaslı oluyor çünkü, derdi. 

İhlas nedir, bilir veya bilmezdik ama anlardık ki bardağın içerisinde bir sır kaynamakta. Çayı karıştırma sırası bize gelsin diye birbirimize dikkat kesilirdik. Birlikte olduğumuzu anlardık. İhlas böyle bir şey olmalı derdik.

İşte böyle mistik bir ortamda tanıdım Gürbüz abiyi.

Hüsrev Altınbaşak Efendi’nin talebesiydi. Bizzat hizmetinde bulunmuş, “Yazıcı” tabir edilen Risale-i Nur talebelerindendi. Hem de dâvâsı uğruna hapse girmeyi göze alan, Necip Fazıl’ın deyişiyle “Kim var?” denilince sağına, soluna bakınmadan “Ben varım!” diye öne fırlayan serdengeçtilerden. 

12 Mart muhtırası günlerinde Gürbüz abi ve suç ortaklarını da içeri almışlar ama iyi niyetli bir savcı çıkmış karşılarına; savcı istiyormuş ki, bilmiyorduk filan desinler de serbest bırakmak için bahanesi olsun. Bilmiyordunuz değil mi nereye gittiğinizi? gibilerinden bir şeyler söylemiş tüyo alarak. Ne münasebet demişler, bal gibi biliyorduk! 

Tabii doğru hapse! 

Hapisse hapis… Zerrece pişmanlık duymadan gidip kuzu kuzu yatmışlar.

Onlar ihlas nehrinde yıkanmışlardı. Berbat bir hayattan çıkmışlardı ama Hz. Ömervarî bir çıkış. 

Gürbüz abinin hele Almanya’ya “gitmeyiş” macerasını mutlaka anlatmam lazım.

1960’lı yıllar, Alamancılık pek revaçta. Başvuran başvurana... Kabul alan piyango çıkmışçasına havalara uçuyor.

Gürbüz abi de başvurmuş ve kabul almış. Bütün muameleler tamamlandı, diyor, valizimi hazırladım ama üstadım Hüsrev Efendi’ye usulen sormadan gidemezdim.

Efendim, müsaadeniz olursa Almanya’ya gitmek üzereyim!

Kardeşim, demiş Hüsrev Efendi, milletin imanı tehlikede, siz kalkıp Almanya’ya gidiyorsunuz. Ne işiniz var, burada size ihtiyacı olan onca muhtaç varken?

“Emir demiri keser” derler ya, tam o cinsten bir adanmadır anlatacağım. 

Bu söz üzerine Almanya’ya gitmedim diyor. Hatta ağabeyi Erol o sırada Almanya’da işe başlamış, Gürbüz abi onu da geri çağırmış üstadımız istemiyor diye. Erol abi de hiç düşünmeden valizini toplayıp gelmiş. 

İşte bu destan çapında adanışın halis adresiydi Gürbüz abi.

Osmanlıcayı bana Gürbüz abi sevdirdi diyebilirim.  Kendi tabirleriyle “Eskimez yazı” hakkındaki ilk şuurlu izahatı ondan dinledim. Hüsrev Efendi hattıyla yazılan “Mucizeli Kur’an”ı kulağıma ilk fısıldayan da o olmuştu. 

Bir süre benim de tezgâhtar olarak çalıştığım Sur Kitabevi’yle birlikte Gürbüz abinin görüş ufkuna yeni bir boyut eklenmişti. Bu boyut Diriliş düşüncesiydi. 

Üstadından sonra en çok Sezai Karakoç’u sevmiş, ona da tam bir sadakatle bağlanmış, o kadar ki Diriliş Partisi’nin Bursa şubesinin başına geçmeyi dahi kabul etmişti ki, bu vazifeyi kendisine kabul ettirecek hiçbir harici güç mevcut değildi. Merhum Sezai Karakoç’un 13 Temmuz 1991’de Fomara meydanında düzenlenen meşhur Bursa mitingini organize edenler arasında Gürbüz abi de vardı. Sezai Beyle yakınlıkları o kadar ilerlemişti ki, kendisine kitap imzalayıp hediye ettiği nadir dostlarından biri olmuştu.

Yalnız 45 yıllık bir dostu kaybetmedim, hatıralar denizinde yolumu da kaybettim.   

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Herşeyin hayırlısı

Allah dostlarının hepsi üstaddır haberiniz olsun Hüsrev Altınbaşak üstadımızın hayatını araştırıp okumanızı tavsiye ederim ne zorluklar çekip ne zulümlere maruz kalıp yinede imanlarından zerre taviz vermeden insanların imanlarını kurtarmak için mücadele etmiş çok değerli bir insandır

Görelim neyler

Bence o yazmasın kitaplar almaz bu insanların insanlara faydalarını sen araşdır anlarsin ne faydaları olmuş
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23