Türkiye’nin Meis hamlesi ne anlama geliyor?
Türkiye’nin Meis hamlesi ne anlama geliyor?
MUSTAFA ARMAĞAN
Fethiye ile Kaş arasını deniz milli parkı ilan eden Türkiye’nin Yunanistan’a ait Meis adasını fiilen tecrit etmiş olması hayati bir hamledir ve Mavi Vatan kavramı doğrultusunda geliştirilen politikanın bir merhalesidir.
Ben meseleyi dışarıdan böyle görüyor veya görmek istiyorum.
Neredeyse 15 yıldır defalarca yazdım ve Akittv ve Ensonhaber kanalı başta olmak üzere birçok yerde anlattım Onikiada ve Meis’in çarpık durumunu.
Onikiada ve Meis meselesi Lozan Antlaşmasının imzalanması sebebiyle katlanmak zorunda olduğumuz bir parantezdir. Bu durumun çarpıklık ve yanlışlığı ortadadır.
Artık 1923 yılındaki veya 1940’lar veya 1960’lardaki Türkiye yok.
Nüfus olarak yok…
Ekonomi olarak yok…
Savunma sanayisindeki hamleleri itibariyle yok…
En önemlisi, günü kurtarmaya çalışmıyor ve Avrupa’ya, Amerika’ya göbeğinden bağlı bir dış politikası yok…
Adını koyalım:
“Erdoğan dönemi”ndeyiz ve bu dönem, bütün çelme takma çabalarına rağmen ülkemizin iç ve dış politikasında itibarlı bir mevkiye yükseldiği bir dönem olarak hatırlanacaktır.
Türkiye’nin Yunan adalarıyla kuşatılmışlık görüntüsünü değiştirmek, güvenliğini sağlam temellere oturtmak ve enerjide dışa bağımlılığı bitirmek gibi öncelikleri oluştu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde.
Bu dönem, Türkiye için hakiki bir şanstır…
Kaldı ki, İstanbul Boğazı’nın karşı yakası kadar (sadece 2 kilometre) bize yakın olan Meis adasının Atina’ya uzaklığı yaklaşık 600 kilometredir.
2 kilometre nerede, 600 kilometre nerede?
Burnumuzun dibinde bir Yunan adası…
En yakın Rodos’a uzaklığı bile 120 kilometre, düşünün.
Bu, sürdürülebilir bir durum mudur?
Kaldı ki Türkiye Meis’i Lozan’da “dünya barışı”nın bozulmaması için İtalya’ya bırakmış, 1947’de ise İngiltere’nin marifetiyle İtalya’dan Yunanistan’a devredilmişti.
Tabii bizden çıt çıkmadığı gibi bize verecek olsalar almayacağımızı söylemek gibi gafilce açıklamalar yapmıştı Dışişleri Bakanımız.
Verseler de almayacakmışız…
Şimdi de var verseler de almayacak kafadakiler.
Niye?
Sırf Lozan delinmesin diye. Tek dertleri o…
İyi de Lozan 1930 Ekiminde Yunanistan ile imzalanan İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Sözleşmesiyle delindi…
1939’da Hatay ana vatana katılınca delindi…
1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilince delindi…
1974’te iki aşamalı Kıbrıs Barış Harekâtımızla delindi…
Ve Türkiye’nin menfaati gerektirirse elbette tekrar delinecektir.
Mustafa Kemal zamanında delinmiş,
İnönü zamanında delinmiş,
Menderes döneminde delinmiş,
Ecevit’in iktidarında delinmiş,
Şimdi mi delinmesi yasak olacak?
Meis dosyası açılmıştır bir kere, Oniki Ada dosyası da er veya geç açılacaktır.
Bunu devletlûlardan kimse ile görüştüğüm için söylemiyorum.
Sadece analitik olarak baktığımda ve geçmişten bugüne projeksiyon yaptığımda böyle öngörüyorum.
Kaldı ki, Mustafa Kemal Paşa’nın dahi 1921 Haziran’ında Antalya Valisine yazdığı telgrafta “Meis bizimdir” dediğini öğrenmek için Atatürk’ün Bütün Eserleri’nin 11. cildinin 209. sayfasına bakmanız kafidir. Sadeleştirilmiş haliyle bu telgraf şunları söyler:
“Adı geçen adanın (Meis’in) Türkiye toprakları kısmında olmasının tabii olduğunu ve bu ada ahalisinin askeri hizmete alınmasına İtalya memurlarının itiraz hakkı olamayacağı anlaşılmıştır Efendim.”
Meis’ten asker alacağımızı söylüyor telgraf.
Meis’i Osmanlı’nın vermediğini ben değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu söylüyor. Okuması olanlara tavsiye ederim. (Daha önce bahsi geçen telgrafı yazmıştım. Bkz. https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/mustafa-kemal-sevri-vahdettinin-onaylamadigini-ve-meisi-osmanlinin-vermedigini-yazmis-36463.html )
En önemlisi, Türkiye için yeni bir dönemin başladığını görmekten iftihar edecek kalemlere ihtiyaç var.