Ayasofya Camii’nde hukuk nasıl ihlal edilmişti?
Ayasofya Camii’nde hukuk nasıl ihlal edilmişti?
Mustafa Armağan
6 yıl önce Danıştay tarafından iptal edilen “Ayasofya kararnamesi”ndeki hukuki tutarsızlıklar merak ediliyor. Net anlaşılsın diye maddeler halinde sıralamak istiyorum (kararnamedeki imza meselesini atlıyorum).
1) Hukuka aykırılıklar meselesi:
a. Bahsedilen Bakanlar Kurulu kararnamesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. protokolünün 1. maddesine, Anayasa’nın 35. maddesine, Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesine, Vakıflar Kanunu’nun 3, 6, 16 ve 30. maddeleri ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 10. ve 11/2. maddelerine aykırıydı.
b. Kararnameler normlar hiyerarşisinde kanunun altında yer alır ve kanuna aykırı olamaz, olursa geçersiz hâle gelirler. Bu durumda Danıştay yapılması gerekeni yaptı, vakıf ve tapu sicilinde belirtildiği gibi Ayasofya’nın cami olarak kullanılmasının önündeki engelleri kaldırdı.
c. Öte yandan söz konusu Kararname Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır. Halbuki kararnameler Resmi Gazete’de yayınlanmadan yürürlüğe girmez.
2) İçeriğindeki tuhaflık ve çelişkiler:
Tartışmalı kararname şu cümleyle başlar: “Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan Ayasofya camiinin tarihi vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesi bütün Şark alemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi...” Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine sevinecek olan “bütün Şark âlemi” hangisidir?
Belki de “bütün Garp âlemi” şeklinde yazılacakken ya şaşırtmaca maksadıyla veya zuhulen “bütün Şark alemi” diye yazılmıştır. Açılma kararına kimler üzüldüyse kapandığı zaman sevinenler de onlardır, yani Batı (Garp) alemi...
3) Vakfın hukuki durumu:
a. Vakıflar, özel hukuk statüsüne tabi, fakat tüzel kişiliği haiz kuruluşlardır. Vakfedilen mülkün sahibi asırlar önce ölmüş olsa bile vakfın bizzat sahibidir.
b. Gerek İslam hukukunda, gerekse hem 1934’te hem de bugün geçerli vakıf kanunlarımızda bir vakfın, vâkıfının, yani kurucusunun koyduğu gaye dışında kullanılması mümkün değildir. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının c bendi vakfa ait müesseselerin gayelerine göre yaşatılmasını âmirdir.
c. Danıştay 12. Dairesi’nin 4 Aralık 1971 tarihli E. 1969/2863 ve K. 1971/2821 sayılı kararında “vakıf mallarının tahsis edildikleri amaca uygun kullanılmaları esastır” denilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 16 Eylül 1974 tarih ve E. 3559 sayılı kararında “Vakıf başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere bir malın belli bir amaca tahsisidir. Amaç ise vakfın gelecek bütün zamanlara şamil olmak üzere düşünülen hukuki faaliyetini gösterir” denilmiştir. Dolayısıyla vakfedilen malın/mülkün amacı haricinde kullanılması kanunlarımıza olduğu kadar Danıştay ve Yargıtay kararlarına da aykırıdır.
d. Vakıf mallarının sahibi devlet değil, ilgili vakıftır. Devlet ise bu malları başka bir amaca tahsis edemez. Yani Ayasofya vakfının da içinde bulunduğu Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı’nın kurucusu 1936 tarihinde çıkarılan tapusunda da açıkça belirtildiği üzere Fatih Sultan Mehmed olduğuna göre, Fatih’in tayin ettiği amacın haricinde başka bir kuruma devredemez, kullandıramaz, kiralayamaz. Buna göre Ayasofya’yı Kültür Bakanlığı’na müze olarak kullandırma hakkı devlete, dolayısıyla bakanlar kuruluna, hatta yasama organı olan TBMM’ye dahi verilmemiştir.
e. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları adlı eserinde vakıfname hükümlerinin devleti bağlayan tam ve kuvvetli bir hukuk kaidesi olduğunu yazar: “Vakıfname hükümlerini hiç kimse değiştiremez.”
f. Bütün bu hukukî delillere üç hukukçunun yaptığı 2016 tarihli bir değerlendirmenin hüküm cümlelerini ilave ettiğimizde tablo netleşmektedir:
“Bakanlar Kurulu Kararına dayandırılan müze kullanımının, normlar hiyerarşisi ve özel kanunlar arasında yeni tarihli olanın uygulanacağı hukuk ilkesine aykırı olduğu da açıktır. Yani 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı, günümüz hukuk normları içinde uygulanabilir değildir. Zira, bu karar mazbut vakfın günümüzde de halen geçerli olan vakfiyesi doğrultusundaki irade beyanını engellemektedir. Mülkiyet hakkını kısıtlamakla da kalmayıp ortadan kaldırmaktadır.
Eserin, kamulaştırma veya başka bir kurum tarafından satın alınması da yasal görünmemektedir. Ancak bu durumda dahi Vakıflar Kanunu 30. madde ile eser tekrar mazbut Vakfı adına tescil olunacaktır.
Diğer bir durum da, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na taşınmazın tahsis edilmesi veya kiralanmasıdır. Bu da yine Vakıflar Kanunu 16. maddesi ile çelişmektedir. Zira 16. madde vakfiyede belirtilen fonksiyon ile kullanımı emretmektedir. Bunun sağlanamaması diğer bir kurumun taşınmazı para vererek kullanması ile sorunun ortadan kalkabileceği fikrini akıllara getirebilir.
Ancak bu da yukarıda izah edilen mevzuat hükümlerine göre hukuki ve yasal değildir. Zira bu ve diğer sair gerekçelerle Trabzon Ayasofya’da işgalci konumda olan Kültür ve Turizm Bakanlığı müze olarak kullandığı taşınmazdan, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün talebi uyarınca yargı kararı ile çıkartılmış ve eser Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun şekilde camiye dönüştürülmüştür.
İstanbul’da bulunan Ayasofya’nın da yukarıda maddeleri verilen yasal çerçeve içinde kullanımının sağlanması durumunda ihlal edilen mülkiyet hakkı kavramı yeniden, mazbut vakfın kurucusu olan Fatih Sultan Mehmed’in irade beyanına uygun şekilde tesis edilebilecektir. Eserin mülkiyet hakkı kavramı temelinde geçmişten günümüze değin kullanımı; mevzuat, vakfiye ve tapu sicili açısından irdelenmiştir.
Bunlara dayanarak, vakıf ve tapu sicilinde belirtildiği üzere cami olarak kullanımının sağlanması gereğinden hareket edilmiştir.” (Y. Emre Çoruhlu, Osman Demir, Okan Yıldız, “Ayasofya bilmecesi: Kilise, cami, müze, hangisi?”, TAAD, Temmuz 2016, s. 29-30.)
4) Hukukun son sözü:
Son olarak Abdullah Mehmed Çalışkan’ın Ayasofya Câmii Meselesinin Etrafındaki Gerçek... adlı kitabındaki değerlendirmesi önemlidir:
“...Ayasofya kararnamesinde hukukî bir gerekçe bulmaya imkân yoktur. Bakanlar Kurulu Kararının hangi kanuna dayandığı da yazılmamıştır. Çünkü Bakanlar Kurulu’nun dayanak yapabileceği bir kanun mevcut değildir. Bakanlar Kurulu’nun hangi yetkiye istinaden bu konu ile ilgilendiği hususunda hukukî bir mütalaa da yazılmamıştır. Çünkü bu konu, ne Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ne de Türkiye’de mer’i (yürürlükteki) kanunlar tarafından Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiler dahilinde bulunmamaktadır.
Kararnamede, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından bahsedilmemiştir. Çünkü kararname, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırıdır. Kararnamede vakıf hukukundan bahsedilmemiştir. Çünkü kararname vakıf hukukuna zıttır. Kararnamede Türk Medeni Kanunu söz konusu edilmemiştir. Çünkü kararname, Türk Medeni Kanunu’na uygun değildir. Türkiye’de mevcut anayasa ve kanuni mevzuatın hiç birisine kararnamede temas edilmemiştir. Çünkü kararnamenin bunlardan hiç birisine uyan taraf yoktur. (...) Bakanlar Kurulu bu kararı ile Türkiye’de anayasa ve kanunları bu konuda tamamen yok saymıştır.”
Fatih Sultan Mehmed’in ruhu 86 yıl boyunca muazzep edilmiş ve yüce milletimizin vicdanı vakfiyedeki lanet sebebiyle huzursuz kılınmıştı. Üstelik asırlar boyu Allah’a adanmış bir yapı olan Ayasofya’nın seküler bir turistik mekân haline dönüştürülmesi ziyaretçilerde bu mabede yönelik saygı hislerini de zedelemiştir.
Unutmayalım ki bir millet yaşayanlardan ibaret değildir. Geçmişte yaşayanların olduğu kadar gelecekte yaşayacakların da bugün yaşayanlar üzerinde hakları ve alacakları vardır. Ayasofya’da alnımızın secdeye varması ile bu hakları ödediğimizden dolayı mesruruz.