Ortadoğu’da oynanan yeni oyunlar
ABD’nin kalbinde ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül 2001, İslam dünyası üzerinde kurulan ittifaklar açısından önemli bir kilometre taşıdır. Batı dünyası 11 Eylül ile birlikte Müslüman toplumların siyasetini yönlendirme rolü için önemli bir araç olarak gördükleri tasavvuf mistisizmine daha fazla ilgi duymaya başlamıştır. Birçok batılı araştırmacı, “Siyasi İslam»ın etkisini sınırlamak için tasavvufi hareketlerin etkisini yeniden canlandırma gereğini tartışmaya başlamıştır.
Beyaz Saray’a yakınlığıyla bilinen Ortadoğu Araştırmaları Forumu’nun kurucuları ve yöneticileri olan İngiliz asıllı Amerikalı tarihçiler Bernard Lewis ve Daniel Pipes, dini ve siyasi alanın İslami hareketlere alternatif yapılar olan tarikatlarla doldurulması amacıyla “Dinin Hayattan Ayrılması” ilkesine uygun olarak yeni bir “işbirliği” çerçevesinin oluşturulması gerektiğine dair bir rapor hazırlamışlardı.
Aynı şekilde ABD silahlı kuvvetlerine araştırma yapmak için Douglas Aircraft Havacılık Şirketi tarafından 1948’de kurulan bir araştırma firması olan RAND Corporation, 2002’de yayınladığı araştırmasında “İslam dünyasında dini aşırılıkçılıkla” mücadele için bazı tasavvufi hareketler ile stratejik bir ittifak kurma çağrısında bulundu.
Tüm bu açıklamaların ardından ABD menşe’li Nixon Araştırma Enstitüsü Lübnan Merkezli Nakşibendi tarikatının genel yardımcısı Hişam Kabbani’yi (Şeyh Nazım Kıbrısi’nin Kayınbiraderi) misafir ediyordu. Toplantının amacı, ABD yönetimindeki karar alıcılara tarikatların siyasette oynayabileceği rolü tanıtmaktı.
Raporlar batılı düşünürlerin tabiriyle “İslamcı terörizm” veya Suud’un finanse ettiği “Vahhabi-Selefi düşünce”nin ortadan kaldırılmasına dönük olmasına rağmen konuşmalar alternatif yapılar üzerinde odaklanıyordu. Bu yeni ittifakın kontrol edilip yönlendirilmesini BAE üstleniyordu.
Abu Dabi’nin Kraliyet Prensi Muhammed bin Zayed’in BAE Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Komutan Yardımcısı ve Abu Dabi Emirliği Yürütme Konseyi Başkanı olmasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, bu yönde büyük değişikliklere sahne oldu. Bin Zayed, geçtiğimiz 10 yıl boyunca, yeni bir dini referans oluşturmak için ülkesinin ulusal güvenliğine entegre etmek ve tasavvufi düşünceyi bütün emirliklerin ulusal kimliğinin parçası haline getirmek için ciddi çaba sarf etti.
BAE destekli araştırma merkezleri, radikal hareketleri desteklemekle suçladığı Vahhabiliğe karşı tarikatların uluslararası bir birliktelik kurmaları gerektiğine dair araştırma raporları hazırladı.
2005 yılında Abu Dabi’de yaşayan Yemenli Tarikat Lideri Ali Al-Cifri öncülüğünde kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak lanse edilen “Düşünürlere ve ümmete hikmetli ve faydalı bir yaklaşım benimsetmek için tavsiyelerde bulunma amacıyla” Tayba Vakfı kuruldu.
Öte yandan Moritanyalı Alim Şeyh Abdullah Bin Biyeh başkanlığında “İslam Ümmetinin ilerlemesine yardımcı olmak, çağdaş insana etkili çözümler sunmak” amacıyla 2007›de Uluslararası Yenilenme ve İrşad Merkezi kuruldu.
Şeyh Abdullah Bin Biyeh, Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin 2013’te darbe ile devrilmesine karşı duruşu nedeniyle Şeyh Yusuf El-Karadavi’nin başkanı olduğu Dünya Müslüman Alimler Birliği genel başkan yardımcılığı ve üyeliğinden çekildi.
Birleşik Arap Emirlikleri, farklı eğilimlere sahip olmalarına rağmen ortak noktaları İslami hareketlere düşman olan bütün hareket ve şahsiyetleri birleştirmeyi başarıyor. Bunların en belirginleri, Mısır El-Ezher Üniversitesi Şeyhi Ahmed Tayyib ile 11 Eylül 2001 olaylarını takiben Müslüman dünyasıyla ilişkiler konusunda Beyaz Saray tarafından danışman olarak atanan ve birçok İslâm ülkesini gezip, Nakşibendi tarikatına intisap eden Amerikalı vaiz Hamza Yusuf...
2016 yılında BAE finansörlüğünde Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de “sapmaları ve tehlikeli fikirleri düzeltmek” amacıyla “Ehli Sünnet ve’l Cemaat” başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferans Çeçen Devlet Başkanı Ramzan Kadirov’un sponsorluğunda gerçekleşti. İhvan mensuplarının katlini caiz gören Mısır Müftüsü, Beşar Esed’i ve ordusunu peygamber ordusu olarak tanımlayan Suriye Müftüsünün de katılımıyla gerçekleşti. Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Şeyh Yusuf El-Karadavi, bu konferans için “Dırar Mescidi” benzetmesi yapmıştı.
Birtakım eller tarafından yönetilen bu türden tarikatlar, asıl görevleri olan hakiki bir ibadet için ruhu arıtmak için oluşan dini bir eğilimden daha ziyade kendilerini siyaset alanında yönlendiren ve siyasi arenada planlar uygulayan proje gruplara dönüşmüştür. Artık icra ettikleri görevlerden en önemlisi “Yöneticileri ve kralları desteklemek ve her halükarda rejimlere sadık kalıp onlara itaat için çağrı” yapmak olmuştur.
Kaynak: El Cezire

