Kurumsallaşmamış kurumlar
Değerli okurlarım, yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, uyuşturucu ve kumar bağımlılığı ile mücadele bitmeden şimdi de fon krizi ile yatıp kalkıyoruz.
Kimin eli kimin cebinde sorusu hala muamma. Sonuna kadar gidilecek diyen iradeye rağmen maalesef durum bu.
Hangi tamahkar hangi saikle sahtekarların ağ tuzağına düştü sorusuna bahane bulmak kolaycılığına kaçmadan devletimizin kurumsallaşamamış kurumlarının açık kapılarından girip hırsızlık yaparak milletin malına çökenler ivedilikle saklandıkları deliklerden çıkartılıp hak ettikleri cezalar verilmeli.
Hz. Ali efendimiz, devletin dini adalettir, sözünün değerini bugün çok daha iyi anlıyoruz.
Toplumsal gelişmişliği anlamak için yalnızca yapılan yollara modern binalara, hastanelere, ekonomik ve teknolojik imkânlara bakmak yeterli değildir.
Asıl bakılması gereken, kurumların ne kadar güçlü, bağımsız ve kalıcı olduğudur.
Peki, kurumlarımız neden kurumsallaşamıyor?
Öncelikle kurumu, kurumsallaşmayı ve kurumsallaşamamayı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Kurum, belirli bir görevi yerine getirmek için oluşturulan yapıdır. Kurumsallaşma ise o yapının kişilere bağlı olmaktan çıkarak kurallarla, liyakatle, ortak akılla ve denetimle işlemesidir.
Kurumsallaşamayan yapılarda ise kurallar kişilere göre değişir, liyakatin yerini sadakat alır, ortak akıl yerine şahsi tercihler öne çıkar.
Bir kurumun başarısı, başındaki kişinin maharetine bağlı olabilir. Ancak o kişi görevden ayrıldığında kurum dağılıyor, işler aksıyor ve bütün birikim kayboluyorsa orada gerçek anlamda kurumsallaşmadan söz edilemez.
Çünkü kurumlar, kişilerin geçici; ilkelerin kalıcı olduğu yapılardır.
Peki, kurumsallaşmanın önündeki engeller nelerdir?
Bana göre bunların başında liyakat eksikliği, aşırı merkeziyetçilik, denetimsizlik ve şahıs merkezli yönetim anlayışı gelmektedir.
Bir makama getirilen kişi, kendisinden önce yapılanları sorgusuz sualsiz reddediyor, kendi döneminde her şeyi yeniden başlatıyorsa kurumsal hafıza oluşamaz. Her yöneticiyle birlikte kurallar, yöntemler ve öncelikler değişiyorsa kurum gelişemez; sürekli başa döner.
Son yıllarda bu yol çok fazla aşındırılınca nitelikli insanlar devre dışı kaldı ve son aylarda yaşanan garabetlerin altında bu gerçeklik de var.
Kurumsallaşma, yalnızca yazılı kurallar koymak değildir. Kuralların herkese eşit uygulanması, yöneticilerin hesap verebilmesi ve yanlış yapanın makamına bakılmaksızın sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Aksi hâlde mevzuat vardır ama adalet yoktur; teşkilat vardır ama işleyiş yoktur; makam vardır ama sorumluluk yoktur.
Üstelik kurumsallaşma yalnızca devlet kurumlarının meselesi de değildir. Siyasi partilerden belediyelere, üniversitelerden hastanelere, şirketlerden sivil toplum kuruluşlarına kadar her yapının geleceği, kurumsallaşma düzeyiyle yakından ilişkilidir.
Unutmayalım ki güçlü kurumlar, güçlü kişilere ihtiyaç duymadan değil, güçlü kişilerin de kurallara bağlı kalmasını sağlayarak ayakta durur.
Sonuç olarak mesele, kurumlarımızın bulunup bulunmaması değil, ne ölçüde kurumsallaşabildiğidir.
Ülkemizde yöneticiler değiştiğinde sistem işlemeye devam ediyorsa, görevler ehline veriliyorsa, denetim mekanizmaları çalışıyorsa ve hukuk kişilere göre şekillenmiyorsa orada kurumsallaşma yolunda mesafe alınmıştır diyebiliriz ama bugün bu konuda karne notumuz maalesef düşük.
Ülkemizin batısındaki devletler ikinci dünya savaşından çıktıktan sonra kurumlarını kuramsallaştırarak kişisel zaaflara karşı mukavemetli hale getirdikleri için bugün bizim yaşadığımız gibi bir durumla karşılaşmıyorlar.
Devletimiz tüm kurumları ile bu pislikleri yok ederken aynı zamanda kurumsallaşmada da alınması gereken tedbirleri alarak yeni bir başlangıç yapmalı.
Bu haftalık da bu kadar.







