--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Osmanlı’nın yıkılmasına ittihatçılar sebep oldu (21)

II. ABDULHAMİD HAN DEVRİLMESEYDİ OSMANLI DEVLETİ YIKILIR MIYDI?

II. ABDULHAMİD HAN’IN DENGE SİYASETİ

2- Çıkar çatışmalarından Faydalanma (Devletleri Birbirlerine karşı kullanma) *Sultan Abdulhamid Han, devrin büyük devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından yararlanmış ve Osmanlı’yı büyük savaşlardan uzak tutmak istemiştir. Bununla ilgili olarak; Osmanlı toprak bütünlüğünü korumaktan vazgeçen İngiltere’ye karşı Rusya tehdidini, Çarlık Rusyası’nın sıcak denizlere açılma emeline karşı da İngiltere ve Fransa’nın stratejik karşı duruşlarını koz olarak kullanmıştır. Aynı şekilde; Sultan Abdulhamid Han, İngiltere ve Fransa’nın sömürgeci tehditlerine karşı, siyasi birliğini yeni tamamlamış olan ve Osmanlı toprakları üzerinde doğrudan bir emeli olmayan Almanya ile yakın münasebetler tesis etmiştir. Bu maksatla da; Hicaz Demiryolu Projesi gibi büyük projeleri Almanlara vermiştir. Böylece İngiltere’nin bölgedeki tekelini kırmaya çalışmıştır.

3- Ehven-i Şer (Kötünün iyisi) Düsturunu Uygulama

* Sultan Abdulhamid Han, diplomaside mutlak dost veya düşman olmadığını, ancak devletlerin menfeati olduğuna inanıyordu. Abdulhamid Han, Avrupa’nın büyük güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı’yı parçalayıp yutma niyetinde olduklarını biliyordu. Abdulhamid Han Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve askeri gücünün büyük bir savaşı kaldıramayacağını da biliyordu. Bu yüzden büyük devletlerin doğrudan müdahalesini(büyük zarar-büyük şer) engellemek için, diplomatik kanalları kullanarak bazı küçük tavizler vermeyi(ehven-i şer) kabul etmiştir. Bu yüzden hep Mecelle’nin (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye) 29.md.’ deki ‘Ehvenü’ş-şerreyn ihtiyâr olunur’ (Birden fazla zarara girme durumu varsa, en hafifi, az zararlısı seçilir.) kaidesini uygulamıştır. Abdulhamid Han, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi Osmanlı’dan doğrudan toprak almak isteyen zararlılara (mutlak şer) karşı, ekonomik işbirliği isteyen Almanya’ı ehven-i şer olarak görmüş ve denge unsuru olarak seçmiştir. Abdulhamid Han savaşı mutlak şer olarak görüyordu. O, 93 Harbi’nin nasıl bir yıkım getirdiğini bizzat yaşamıştı. Böyle büyük bir savaşın bir daha yaşanılması devletin sonu olurdu. Bu yüzden ekonomik yapının düzelmesi, ordunun modernize edilmesi, demiryolları, telgraf hatları gibi alt yapıların tamamlanmasına kadar devleti büyük bir savaşın dışında tutmak istiyordu. O’nun zamanında Osmanlı-Yunan savaşı (1897) hariç önemli bir savaş olmamıştır. Abdulhamid Han bu şekilde zaman kazanarak devleti 33 sene ayakta tutabilmiştir.

4- Zaman kazanmak için Taviz verme

*Abdulhamid Han’ın, devleti toparlamak ve yeniden ayağa kaldırmak için belirli bir zamana ihtiyacı vardı. Bunun için büyük devletlerin saldırılarını önlemek ve iştahlarını kabartmamak için, siyasi ve ekonomik bazı tavizler vermek zorunda kaldı (Demiryolu imtiyazı, küçük toprak parçaları üzerinde imtiyaz verme gibi). Aynı şekilde; Elden çıkması kesinleşen veya Askeri ve coğrafi olarak savunulması imkansız hale gelen uzak bölgeleri, doğrudan savaşıp devleti daha büyük felaketlere sürüklemek yerine, kabul edilebilir siyasi ve ekonomik tavizler vererek yönetti. Abdulhamid Han, belirli bölgelerde geçici ve kontrollü tavizler vererek, payitahta yakın ana gövdeyi(Anadolu, Balkanlar vs.) korumayı esas almıştı.

5- Dahili Siyaset ve İstihbarat

* Abdulhamid Han şehzadeliğinde, amcası sultan Abdulaziz’in darbe sonucu tahttan indirilip, şüpheli bir şekildeki ölümüne, ağabeyi V. Murad’ın önce tahta çıkarılıp sonra da ‘akli dengesi yerinde değil’ denilerek tahttan indirilmesine bizzat şahit olmuştu. Kendisine karşı da darbe teşebbüsünde bulunulmuştu (Ali Süavi vakası). Devlet, dışarıdan ve içeriden bir takım şer güçlerin tasallutu altındaydı. Dış güçler, etnik ve dini olarak farklı unsurları hep kışkırtıyor ve özerklik-bağımsızlık talepleriyle devleti zor durumda bırakıyordu. Bu isteklerden birisi de Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasıydı. İçeride ise;’ hürriyet-musavat istekleri’ kılıfıyla anarşi çıkarılıp darbeye zemin hazırlama gayretleri vardı. Abdulhamid Han evvela; yabancı devletlerin iç işlerine karışmasına ve eyaletlerde özerklik taleplerini desteklemelerine karşıydı. Özerklik ve federatif yapının İmparatorluğu parçalanmaya götüreceğine inanıyordu. Ancak Avrupalı güçlerin Ermeni ve Makedonya meselesini çıkarması, bu bölgelerin tamamen kopmasını önlemek maksadıyla geniş yetkilerle donatılmış çeşitli ‘Teftiş ve Islahat Komisyonları’ kurmuştur (Teftiş-i Asker, Teftiş-i Bâb-ı âli vs.). Bu komisyonlar Yıldız Sarayı’nı, Hükümeti, Ordu’yu vs. kurumları denetlemek, ıslahat planları yapmak ve Padişah’a raporlamakla görevliydiler. Abdulhamid Han ikinci olarak; 1880’de’ Yıldız İstihbarat Teşkilatını’ kurmuştur. Yabancı devletler kendi çıkarlarına hizmet edecek kişilerle her zaman ilişki içine girmişlerdir. Osmanlı’da da bu olmuştur.

Öyle ki, bu ilişkiler kişileri vezir, sadrazam makamına çıkaracak kadar ileri gitmiştir. Abdulhamid Han bu durumlara vakıftı. Sultan Abdulhamid Han bu sebeple; Darbe ve suikastleri önlemek, devlet memurları ve ordu içine sızmalara engel olmak, Ermeni ve Bulgar komiteleri gibi ayrılıkçı komitelerin fesat çıkararak İmparatorluğu parçalama faaliyetlerini yakından takip etmek ve önleme tedbirleri almak, sivil darbe yapmak için yurt dışında çeşitli yerlerde (Paris, Londra, Cenevre, Kahire vs.) faaliyet gösteren Jön Türkler ve diğer muhalefet yapan grupların faaliyetlerini takip etmek, yabancı devletlerin casusluk faaliyetlerine karşı koymak, onların gizli emellerini öğrenmek vs. maksatları için Türk Tarihi’nin ilk Organize İstihbarat Teşkilatı olan ‘Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı’ kurmuştur. Devrin şartlarını bilmeden, iç ve dış şer güçlerin Osmanlı İmparatorluğunu parçalama oyunlarını bilmeden, Siyonistler’in Filistin’de bir Yahudi devleti kurma emellerini bilmeden, Abdulhamid Han’ın İstihbarat teşkilatı kurmasını ‘Jurnalcilik’ olarak vasıflandırmak ve Abdulhamid Han’ı ‘müstebit’ olarak görmek ne gerçeklere ve ne de insafa uyar. Cennet mekân Abdulhamid Han ‘Müstebid’ değil, ‘Müdebbir’di. O, yıkılmaya yüz tutan bir İmparatorluğu müdebbir olmasından dolayı 33 sene ayakta tutmuştur. Sömürgeci güçlere alet olan İttihatçılar O’nu devirmeseydiler belki İmparatorluk yıkılmayacak ve bir İstiklâl Harbi yapmak mecburiyetinde kalınmayacaktı. Tıpkı Britanya İmparatorluğu gibi. Devam edecek...

Prof. Dr. Yusuf Özertürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle