İsrail ve İran düellosunun amacı savaşmak mı?
Dönem dönem İsrail’in İran’a saldıracağı veya İran’ın İsrail’i yok edeceği haberleri ısıtılıp tekrar tekrar dünya gündemini meşgul ediyor. Fakat şu ana kadar hiçbirinin dişe dokunacak bir eylemde bulunmadığı da bir gerçek, laf düellosu hariç!
ABD askeri yetkilileri salı günü yaptıkları açıklamada, “İsrail, İran’a karşı bir savaşa hazırlanıyor. Ancak askeri harekât için ABD›nin desteğini istiyor” dediler. Bu derece açık konuşmalarının arkasında Suriye’nin Hama kentinde geçen pazar günü yapılan bir hava saldırısında 24 İranlı askeri öldürdüğünü ve İran’dan Suriye’ye taşınan silahları hedef aldıkları gibi birtakım gerekçeler yatıyor. İran kuvvetlerinin kontrolünde bulunan güney Hama’daki 47. Tugay’ın merkezine yapılan saldırı sonrasında İran’ın yarı resmi ISNA haber ajansı, en azından bu baskınlarda 18 İranlı askerin öldürüldüğünü itiraf etmiş, fakat saldırıyı kimin yaptığını açıklamamıştı.
Geçen haftalarda da İran askeri güçlerine yönelik Tayfur havalimanına İsrail güçleri saldırı düzenlemiş 7 İran askeri ölmüştü. İranlı yetkililer de “uygun zamanda Tel Aviv’e cevap verilecek” tehdidinde bulunmuştu.
ABD Savunma Bakanı James Matisse pazartesi günü yaptığı açıklamada, İsrailli mevkidaşı Avigdor Lieberman’ın, İsrail’in “Suriye’deki İran’ın varlığı ve eylemleri” konusundaki endişesini aktardığını ve İran kuvvetleri ya da onlar adına hareket eden güçler, İsrail sınırına çok yaklaştılar ve İsrail’in de buna karşı askeri harekete geçtiğini söyledi.
Tahran’a karşı mevcut ABD yönetiminin yüksek tonundan sonra, bölgesel ve uluslararası alanda İran’a yönelik gerilimi tırmandıran söylemlerde ciddi bir artış gözleniyor. Bunların en önemlisi, ABD başkanına ulusal güvenlik danışmanı olarak atanan John Bolton ve dışişleri bakanlığına atanan Tilerson’un yerini alan Mike Pompeo idi. Zira Tilerson’un görevden alınmasının gerekçesi olarak İran konusundaki bakış açısı farklılığı gösterilmişti.
Öte yandan; İran’a yönelik tırmanışa destek veren Körfez rejimleri ile Trump yönetimi arasında bu konuda son zamanlarda yoğun bir temas ve yakınlaşma olduğu iyiden iyiye hissediliyor. Suudi yönetiminin İsrail’e yönelik herhangi bir askeri kampanyayı finanse etmeyi teklif ettiği de bildiriliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, evvelki gün yaptığı açıklamada, İsrail istihbaratının, İran’ın nükleer silah üretmek için gizli bir program üzerinde çalıştığına dair delillere ulaştığını iddia etmişti. Netanyahu, İsrail istihbaratının “İran nükleer programı hakkında 183 CD’de dosyalanmış 55 bin sayfa gizli bilgiye” ulaştığını açıklamıştı.
Netenyahu’nun sahne şovu yaparak canlı yayınlanan sunumunda ortaya koyduğu kanıtlar, dünya kamuoyunda ikna edici bulunmasa da aynı gün İsrail Parlamentosu Knesset, savunma bakanının onayını aldıktan sonra kendisine savaş ilan etme yetkisi verdi.
Dikkat çekici bir şekilde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hama üssüne yapılan İsrail saldırılarına, İranlı askerlerin öldürülmesine ve nükleer anlaşmanın ihlali üzerine Netanyahu’nun iddialarına dair hiçbir yorumda bulunmadı.
Siyasi analistler Netanyahu’nun İran nükleer dosyası hakkındaki yorumlarını bölgemiz açısından önümüzdeki dönemin sıcak geçeceğinin habercisi olarak değerlendiriyorlar. Zira ABD ve İsrail İran’ı vurup bölgeyi tümden tutuşturmaya çalışıyor. Fakat Arap ülkeleri bu ateşte en büyük kayıp yaşayan olacaktır. Çünkü bütün fatura onlara kesilecektir.
Fakat bütün bu tırmanışların ABD büyükelçiliğinin taşınacağı günlerin arifesine denk gelmesi bir hedef şaşırtmaca olduğu da dikkatten kaçmamalıdır; İran üzerinden bölgenin tansiyonunu yükseltmenin arkasında yatan ana proje şu: Filistin meselesinin tasfiyesini amaçlayan “Yüzyılın Anlaşması” projesini ve ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıması için kamuoyunun dikkatini dağıtmaktır.
Kimse özellikle de kendi bölgemizde savaşların yaşanmasını istemez, ama bu kez patlarsa, İsrail’in de İran’ın da salim çıkamayacağı bir üçüncü dünya savaşına yol açabileceği yorumları yapılıyor.

