Esed’in Katliamları ve İsrail’in Güvenliği
Şam’ın Duma beldesine düzenlenen kimyasal silah saldırısında çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan 150’yi aşan sivil sarin gazının etkisiyle ağızlarından ve gözlerinden çıkan köpüklerle korkunç bir şekilde can verdi, 1500’den fazla sivil gazdan etkilendi. Kalbinde insanlık taşıyan her canlı bu vahşete tepki verirken, Esed yanlısı şebbiha kafalıların ölen insanlarla dalga geçtiklerine ve bu insanlık suçunu Esed’in ve yandaşlarının gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını ifade eden savunmalar yaptıklarına şahit olduk. Rusya, İran ve gönüllü şebbihaları, her kimyasal katliamın ardından “rejime komplo kurmak amacıyla, muhalif grupların kimyasal saldırıyı gerçekleştirdiği” yönünde açıklamalarla hedef saptırmaya çalıştılar. Oysaki daha önce Doğu Ğuta, Hanşeyhun ve İdlib gibi bölgelere yapılan kimyasal saldırılar neticesinde ölen binlerce sivil üzerinde incelemelerde bulunan bağımsız kuruluşlar, saldırının rejim tarafından yapıldığına dair net kanıtlar ortaya koymuştu. Aradan geçen bunca zamana rağmen hiçbir yaptırım uygulanmadı.
Suriye İnsan Hakları örgütü istatistiklerine göre, rejim sivillere karşı 214’den fazla kez kimyasal silah kullandı. Rusya’nın koruması, İran’ın desteği ve bütün uluslararası kanunlara göre suç teşkil etmesine rağmen BM Güvenlik Konseyi’nde bu suça karşı herhangi bir cezalandırma olasılığının bulunmaması, suçun caydırıcılığını ortadan kaldırdığı için Esed’in tekrar tekrar zehirli gaz kullanmasına olanak sağlıyor.
Beklenmedik bir şekilde Vatikan adına açıklama yapan Papa Benedict, bu insanlık suçunu derinden kınadığını belirterek, “savunmasız sivil nüfusa karşı kabul edilemez bir soykırım” olarak nitelendirdi. Fakat kimse gerek Arap Birliği ve Arap hükümetlerinden basit bir kınama dahi beklemiyor. Belki de bazı Arap yöneticileri, özgürlük ve onurlu bir hayat isteyen halkını “dize getirdiği” için Esed’in sevincine ortak olmuşlardır. Çünkü isyan etmeyi düşünen kendi ülke halklarına Beşşar’ın vahşeti üzerinden uyarı mesajı gönderiyorlar!
El- Mısriyyun Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cemal Sultan bu acımasızlık ve katliam düzeyini, eşi görülmemiş bir vahşet olarak nitelendiği açıklamasını şöyle sürdürüyor; “Filistin’deki halkımıza karşı savaşlarında Siyonistlerin zulümleri dahi bu seviyeye ulaşmamıştır. Beşşar sadece bir diktatör ya da tiran değil, yaşayan birçok zalim ve diktatör var. Bu adam tam anlamıyla kana doymayan bir insan canavarı, vatan haini bir diktatör. Halkını yok etme savaşında Irak, İran ve Afganistan gibi başka ülkelerden mezhepçi paralı milislerden destek alıyor, onurlarını çiğneyerek çıkarttığı toprak sahipleri yerine bu yandaşlarını yerleştiriyor. Ardından Rusları getirip ülkenin sahilinde ve bazı havaalanlarında halkına yaptığı savaşta ona destek olmaları için üsler ve kamplar verdi.
Paris Üniversitesi Siyaset Felsefesi Profesörü Rami Halife El-Ali, “Fransa ve Amerika kınama açıklamaları yapsa da, şu ana kadarki göstergeler Suriye rejimine yönelik caydırıcı askeri bir saldırı olmayacağını gösterdiğini” söyledi. Çünkü şu ana kadar Batı ülkelerinin takip ettiği siyaset göz önüne alındığında, son zamanlardaki gergin ilişkilere rağmen Suriye politikasında ağırlığı olan Rusya’ya karşı maliyetinin ağır olabileceği endişesiyle kimse çatışmayı göze alamayacaktır. Suriye’de etkin olan batılı güçlerden hiçbiri kurulu güç dengesini değiştirecek bir adım atmayacaktır.”
Meselenin bu boyutunun İsrail ile alakalı kısmı dikkate alındığında konu daha net anlaşılacaktır. Nitekim İsrailli gazeteci Eddie Cohen’in itirafları her şeyi açıklamaktadır: “İsrailli politikacıların istediği şey, kendi halkını öldüren fakat İsrail’e tek kurşun atmaya cesaret edemeyen Arap yöneticileri ve diktatör krallıklardır. Beşşar Esed kendi Suriye’nin Golan tepelerini yıllardır işgal eden İsrail’e tek bir kurşun dahi sıkamamıştır. Beşşar Esed’in Suriye devlet başkanı olarak kalması İsrail’in güvenliği için öncelikli bir meseledir.”

