--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Doğu Guta katliamlarının nihai hedefi

Muharrem Güneş
Muharrem Güneş

Suriye istisnasız tüm büyük güçlerin çarpıştığı yeni bir dünya savaşına dönüştü. Rejimin en büyük destekçisi Rusya ve muhaliflere etkili silahların verilmesini engelleyerek Esed rejimini ayakta tutan Amerika başı çekiyorlar. Dünyanın gözü önünde utanç verici bir sessizlik içinde tam anlamıyla toplu soykırım yaşanıyor. The Guardian gazetesinden İngiliz yorumcu Simon Tisdall, Doğu Guta’da yaşananları 23 yıl önce Bosna’nın Srebrenica şehrinde yaşananlara benzetiyor. Sırp güçleri ve General Ratko Mladiç tarafından öldürülen Bosnalı Müslümanların kaderi ile Doğu Guta halkının kaderi aynen birbirine benziyor. Toplu soykırımlar, gıda girişinin engellenmesi ve yıllardır dört taraftan kuşatılan yaklaşık 400 bin sivilin göz göre göre ölüme terk edilmesi…

Hafız Esad ve kardeşi Rıfat Esad 1980’lerin başında Hama, Halep ve Cisr el-Şuğur katliamlarının kahramanlarıydı. Beşşar ve kardeşi Mahir de babaları ve amcaları gibi 7 yıldan beri devam eden katliamların kahramanları(!) olarak isimlerini tarihe kaydetmek istiyorlar. 

Saldırılar neden arttı?

Suriye’de bir süredir devam eden Soçi görüşmeleri nedeniyle kısmi bir sükûnet yaşanıyordu. Fakat muhalefetin görüşlerine önem verilmemesi, toplantıların rejimin şov alanına dönüşmesi, muhaliflerin toplantıları boykot etmesiyle sonuçlanmıştı. Humeymim havaalanında Rus uçaklarının vurulması başta olmak üzere Ruslara yönelik ard arda gelen saldırılar ve en son uçaklarının düşmesi de eklenince Doğu Guta’ya yönelik yoğun saldırılar, kuşatma ve katliamlar yeniden başladı. Tansiyonun yeniden yükselmesinin arkasında İran’ın kışkırtmasının olduğunu belirten Suriyeli analist Mahmud Osman, pilotun öldürülmesini bahane eden İran rejimi Suriye topraklarında bütün muhalif hareketlerden kurtulmak için Rusları bir askeri çözüme doğru ittiğini, Soçi’ye katılmama kararı alanlardan intikam alma ve hizaya çekme girişimi olduğunu belirtti.

Rejim karşıtlarının tamamen bitirilmesi için Ruslar tarafından gerçekleştirilen katliam yaklaşımının yeni olmadığını 2016 yılında Halep’te yaşananlardan çok net hatırlıyoruz. Uzunca bir kuşatmanın ardından ağır bombardımana tabi tutulan Halep’te tek bir ev bırakılmadan bütün sakinler evlerini terk etmeye zorlanmıştı. Ruslar, İran ve rejim güçleri askeri alanda ne zaman başarısız olsalar güçlerini kanıtlamak ve Suriye’nin hâkimi oldukları mesajını sivillerin ve çocukların kanlarını dökerek vermeye çalışırlar. Guta’da rejime karşı direniş gösteren muhalif güçler yedi yıllık ölümcül kuşatmaya rağmen direniş göstererek geri çekilmediler. Her türlü yöntemde başarısız olan Esed yönetimi çareyi sadece çocukları katlederek üstün olmaya çalışıyor.

Doğu Guta neden önemli?

Independent yazarı Robert Fisk, Doğu Guta’daki gelişmelerin ve sonraki olası hedefleri öngören bir yazı kaleme aldı. Fisk’e göre BMGK’nın ateşkes kararı Doğu Guta için geçerli olmayacaktır. Çünkü rejim Ruslarla birlikte orada “korku ve şok doktrini” uyguladığını ve muhaliflere neler yapabilecekleri üzerinden gözdağı vermeye çalışmaktadır. Rejim güçleri bu bölgeleri Iraklı Şii milisler ve Hizbullah güçlerinin desteğiyle vuruyor. Ordunun başında Esed’in kardeşi Mahir ve katliamlarıyla meşhur “kaplan” lakaplı general Süheyl Hasan bulunuyor. Rejim bu saldırılarına gerekçe olarak Şam merkezine yönelik düzenlenen araçlı saldırıları gösteriyor, silahlı güçlerin hastanelere saklanarak sivilleri kalkan olarak kullandıklarını öne sürüyor. Ancak bu cümleler yabancı olduğumuz ifadeler değil... İsrail Gazze’ye, ABD Musul ve Afganistan’a, Rusya Çeçenistan’a saldırıp çocukları ve sivilleri katlettikten sonra sürekli bu kelimelerin ardına sığınıyorlar. 

Suriye ordusu Guta’nın kontrolünü ele almaktan asla vazgeçmeyecek görünüyor. Doğu Guta düştükten sonra sıra İdlib’e ve muhaliflerin kontrolündeki diğer bölgelere gelecektir. Suriye rejimi bundan sonra da Rakka’daki ABD-YPG ittifakını nasıl kıracaklarını düşünmelidir. Belki de Suriye rejim güçlerinin Afrin bölgesinde Türkiye’ye karşı savaşan YPG’nin yardımına gitmesinin bir nedeni de budur; Türkiye ile ABD arasında daha büyük bir ayrılığa yol açmak ve Washington yönetimini Fırat’taki YPG’li müttefiklerini terk etmeye zorlamak…

 

Muharrem Güneş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle