Afrin başarısı aslında ne anlama geliyor?
Afrin nihayet Amerika’nın laikçi tetikçilerinden, Beşşar’ın müttefiklerinden ve İran milislerinden kurtarıldı. Şimdi asıl sahiplerine yani Suriye halkına devredilmek üzere çalışmalara başlandı. Peki, bu kurtuluş ne anlama geliyor?
Öncelikle Afrin zaferi, kalemini satmamış yazar ve analistler başta olmak üzere Türkiye’yi yakından takip eden geniş bir kitleyi sevindirdiğini paylaşımlarından görebiliriz. Bunlardan biri olan filozof ve sosyolog Prof. Dr. Ebu Ya’reb Merzuki aynı gün bazı değerlendirmelerde bulundu. Bunları derleyerek nasıl görüldüğünü sizinle paylaşmak istiyorum.
Önce tersinden okuyalım; Bu, Müslümanın Müslümana veya Türklerin Kürtlere ya da Kürtlerin Araplara karşı kazandığı bir zafer değildir.
Öyleyse nedir?
Amerika’nın aralarındaki kardeşliğe çakmak istediği takoza karşı Türk, Arap ve Kürd’ün ortak zaferidir. Müslüman bölgenin halklarının parçalanmasına karşı ortak duruşun zaferidir.
Bu zafer, bölgede halkın yürüttüğü devrimleri yok etmek için karşı devrim planlarını yürütmek üzere Rusya ve Amerika’nın şemsiyesi altında finanse edilip, askeri olarak sahaya sürülen kukla rejimler ve kabile yönetimlerine karşı kazanılmış önemli bir zaferdir.
Rusya, başka bir çözümü olsa Türkiye’nin Afrin planını asla kabul etmeyecekti: Mevcut durumda, Türkiye’ye düşmanlık yapacak hali yok, eli mahkûm! Çünkü Batı’nın ülkesine ambargosunu azaltacak güçlü bir müttefike ihtiyacı vardı. İran’ın itirazlarına rağmen Türkiye ile anlaşma yoluna girdi.
Batılı güçler, Türkleri Araplardan koparacak laik bir devlet kurmak, Osmanlı hilafeti aleyhine olmalarına karşın kendilerine ait bağımsız devlet kurmaları vaadiyle yüzyıl önce Araplara yaptıklarını bugün Kürtler üzerinde tekrarlayarak Türkler ile Kürtler arasına kalın bir duvar örmek istiyorlardı. Fakat bu kez sert kayaya çarptılar. En azından artık geleceklerinin sömürülmesine rıza göstermeyen Özgür Ordu ve Suriye Devrim Güçlerinin ittifakıyla Türkler ve Araplar arasında aynı hatalar tekrarlanmadı.
Kürt halkının samimi olanları, Arap ve Türk kardeşlerin arasındaki kardeşlik hukukunu baltalayan örgütlerin emperyalist güçlerin tam da arzusu doğrultusunda hareket ettiklerini fark edecek, bu birlikteliğin zarar görmesine engel olacaklardır. Batının silahlandırıp bölgenin yönetimini teslim ettiği bu güçler bugünlerde Körfez ülkelerinde de benzeri planlanan laiklik, liberalizm vb. kılıflarla dindar Kürt halkını İslam’dan uzaklaştırmak istiyorlar. Nitekim Afrin’in özgürleştirilmesi sonrası ele geçirilen SDG parti binalarında ortaya çıkan belgelerde, camilerde hatiplerin devrimi desteklemesini yasaklaması, cenaze merasimlerinde Kur’an okunması ve tekbir getirilmesinin yasaklanarak yerine Kürtçe devrim marşlarının okunması, işyeri ve caddeler gibi halka açık kamusal alanlarda namaz kılınmasının yasaklanmasına dair talimatlar yer alıyordu.
Kürtler Sykes-Picot’un acı sonuçlarından en fazla etkilenen kesimlerden biriydi. Yaşadıkları coğrafya ulus devlete dönüştürülmüş dört ülkeye bölünerek birlikleri parçalanmıştı. Bu bölünmeyi gerçekleştirenler yine onları birleştirme vaadiyle türlü sıkıntılara maruz bıraktılar. Kürtler ya yaşadıkları ülkelerin yönetimi tarafından eşit haklar çerçevesinde kardeşlik hukuku anlayışıyla yaşayacak, ya da tam da batılıların istediği gibi modası geçmiş ulusalcı bir yönetim kuracaklardı. İlk olarak Irak bunu denedi ve bu konuda kısmi ilerleme sağladı. Türkiye’nin hâlihazırdaki yönetimi ile bu yönde birtakım çabalar denenmiş ve ilerlemeler sağlanmıştır. Önceleri varlıkları dahi yok sayılan Kürtlerin hakları tanınmaya başlamıştır. Şayet batının desteğiyle finanse edilen örgütler vasıtasıyla barışı yeniden yıkma girişimleri olmasaydı, iki halk arasındaki suni ayrılıklar bitirilecek ve Türkiye›de kalıcı barış sağlanacaktı.
Sahnenin arkasındaki asıl güçler, kendi kimliğini geri kazanmaya ve refahı sağlamaya çalışan Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Onlar iki sebepten endişe duyuyorlar: Türkiye’nin bu başarıları, Türkiye›de uzun zamandır kurdukları seküler müesses nizamın devamı konusunda başarısız olduklarının bir kanıtıdır. Ayrıca İslam düşüncesinin günümüzde evrensel değerlere sahip başarılı modern bir devlet kuramayacağı iddiasının kendilerinin sömürgeci anlayışlarını örtme amaçlı ortaya attıkları koca bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır.

