Demek ki Allah dostları hedef alınmazmış
Allah’ın adıyla…
*
Birçok cemaat var. Maalesef bazıları bid’atlere saplanmış durumda. Bazılarında şia etkisi çok net görülüyor. Haşa, “Şeyhin masumiyeti” gibi görüşler yaygın.
Bazılarıysa maalesef tamamen kötü durumda. Dertleri İslam’ı yaşamak, yaşatmak, yaymak değil; köşeyi dönmek.
Ancak bid’atten uzak kalmış, sahih çizgilerini sağlam temeller üzerinde devam ettiren, Osmanlı ulemasını hatırlatan hocalarımız ve cemaat mensuplarımız da irşad faaliyetlerine Allah’ın izniyle tertemiz devam ediyorlar.
“Şeytanlarıyla baş başa kaldığı zaman” Müslümanlarla alay eden (Bakara/14)sahte cemaatler/tarikatlar olduğu gibi, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” diyen (Saff/14) samimi gruplar da ilelebet var olacaktır.
*
Bazıları, Resulullah (s.a.v.) efendimiz hazretlerinin bize öğrettikleriyle bağdaşmayan söylemlerde bulunuyorlar. “Şeyhim beni cübbesinin cebinde cennete sokacak” gibi. İşte bu tür bid’atleri reddeden…
Her sohbetinde Allah celle ve âlâ hazretlerinin rızasını ön planda tutmayı hatırlatan…
Kur’an-ı Kerim’i ve Hadis-i Şerifleri öğrenme ve öğretme çağrıları yapan…
Sosyal faaliyetleriyle ön plana çıkan hocalarımızdan birisi de Osman Nuri Topbaş hoca efendi.
Hoca efendinin kurucularından olduğu Hüdayi Vakfı, okuttuğu talebeleri ve hem vatan içinde hem de vatan dışındaki yardım çalışmalarıyla tanınıyor. Vakfın mevcut başkanı ise Ahmed Hamdi Topbaş beyefendi. (İlgilenenler için söyleyelim, vakfın çevrimiçi İslami ilimler kursu da var. İnternetten, uzaktan eğitim.)
Hüdayi Vakfı, dediğimiz gibi sosyal hassasiyeti olan bir grup. Geçtiğimiz günlerde de bir açıklama yayımladılar.
“Sosyal çürümeyi kabullenmiyoruz” başlıklı açıklamada, Türkiye’de yaşanan toplumsal sorunların temeline değinildi.
“Eğitimde ahlak ve maneviyat” çağrısı yapıldı.
Açıklamada birden fazla konu sıralandı; bunlardan biri de fon krizi oldu.
Nedendir, anlamak mümkün değil… Hüdayi Vakfı “sadece fon krizine değinmiş” gibi davrananlar çıktı.
Halbuki özellikle gençlerin manevi değerlerden kopması gibi devletin, STK’ların, vakıfların… defaatle üzerinde durması gereken konular da ön plandaydı.
“Bizim mahalleden” geçinen bazıları bile bunları görmezden geldi.
Hatta fon krizi üzerinden “Siyasi yorum yapmayın” diyerek Hüdayi Vakfı’na yüklenenler de oldu.
Osman Nuri Topbaş hoca efendi özelinde, vakıf çevresindeki hocaları hedef gösterenler, “Biz neyin nasıl olması gerektiğini iyi biliriz” diye caka satanlar oldu.
“Gazeteci”ler içinde haddini aşanlar oldu.
Oldu da oldu…
Halbuki Hüdayi Vakfı, bir süre önce, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen operasyonlar için de bildiri yayınlamıştı. “Ailem Güvende” operasyonlarını desteklediklerini ilan etmişti.
O zaman, “Siyasi yorum yapmayın” demeyenler, mevzu AK Parti’den de birkaç kişiyi kapsayan fon krizi olunca lagalugaya başladı!..
Peki sonra ne oldu?..
Osman Nuri Topbaş hoca efendi ile arası çok iyi olan, fırsatını buldukça hoca efendi ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında Hüdayi Vakfı’nın açıklamasına değindi.
“İnancımızın bir gereği olarak emri bil maruf nehyi anil münker çizgisini hatırlatan, her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz” dedi.
“Bizi bugünlere getiren, önce yüce Allah'ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşad ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır” dedi.
“Bunun için Rabb'ime her zaman hamdettim, bugün de hamdediyorum” dedi.
Dedi de dedi…
Bu cevabı veren bir liderin, gerekenleri yapacağını da düşünüyoruz. Müslüman siyasetçi duruşu işte tam olarak budur…
Osman Nuri Topbaş hoca efendi, Ahmed Hamdi Topbaş beyefendi ve Hüdayi Vakfı da emri bil maruf görevini elhamdülillah yerine getirmiş oldu.
Peki…
Erdoğan’a yalakalık yaptığını sanıp hocalarımızı, ulemamızı hedef alanlar ne oldu?
Allah’ın rızası için toplumsal sorunları gündeme getiren alimlere saldırmak sizin haddinize miydi?
Rıza-ı ilahi için söylem ve eylemde bulunanlar eninde sonunda haklı çıkar… Onlara saldıranlar da… affedersiniz… ortada kalakalırlar.
Biz CHP’lileri, YP’lileri eleştirirken, bizim mahalle de hocalara saldırmaya başladı.
Siz ne dediğinizi biliyor musunuz yahu?.. Siz “irşad faaliyeti”ni ne zannediyorsunuz? Sadece camide çocuklara elifba okutmak mı?
Hülasa…
Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye bıraktığı, “Alimleri kolla, onlara ihsanda bulun ki devlet işlerin düzene girsin” vasiyetini unutmayacağız.
Timur’un alimler cübbesini giyerken çıkan tozu kendi elbisesine sürdüğünü unutmayacağız.
İbn-i Kemal’le seyahat ederken, “Alimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için bir şereftir. Öldüğüm zaman bu çamurlu kaftanımı sandukamın üzerine örtsünler.” diyen Yavuz Sultan Selim’in hassasiyetini unutmayacağız.
Fatih Sultan Mehmed’in, kendisine gelen sandık sandık çiçekleri Akşemseddin hazretlerine gönderttiğini unutmayacağız.
Abbasi Halifesi Harun Reşid’in oğulları Emin ve Me’mun’un, İmam Kisai'nin ayakkabılarını hocalarına getirmek için birbirleriyle yarıştıklarını unutmayacağız.
İmam Ebu Yusuf’un, her namazdan sonra anne ve babasından evvel İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye dua ettiğini söylemesini unutmayacağız.
Alimler, peygamberlerin varisleridir. (Ebû Dâvûd, İlim, 3641; Tirmizî, İlim, 2682; İbn Mâce, Mukaddime, 223)
Unutmayacaksınız.
Ve minellâhi’t-Tevfîk.







