• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Koçak
Mehmet Koçak
TÜM YAZILARI
11 Aralık 2019

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki meşru haklarını savunacak kuvvet ve kudrete sahiptir

Doğu Akdeniz’de jeopolitiği köklü şekilde değiştiren Türkiye-Libya arasında imzalanan ‘Mutabakat Muhtırası’ haberi dünya gündemine bomba gibi düştü.

ABD, Avrupa ve işbirlikçi bazı Arap ülkelerindeki yazılı basında mutabakat haberi, “Türkler Akdeniz’de dünyaya meydan okuyor, krize doğru yüksek adımlarla ilerliyoruz” gibi kışkırtıcı başlıklarla manşetlere taşındı.

Ayrıca ABD, AB’nin desteğiyle Doğu Akdeniz’de çıkar odaklı işbirliği oluşturan İsrail, Yunanistan, Mısır ve Rum Yönetimi’nde büyük rahatsızlıklara sebep oldu.

Çünkü, bu mutabakat ile Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ilişki kesildi ve Yunanistan Girit adası karasularına hapsoldu.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki haklarını elde ederken, Libya ise kendisine ait olan ancak Yunanistan’ın gasp ederek hidrokarbon ihaleleri açtığı 39 bin kilometrekarelik bölgede hakimiyetini ilan etmiş oldu.
Yine bu mutabakatla birlikte, Türkiye’nin Marmaris-Fethiye-Kaş kıyı hattı ile Libya’nın Derne-Tobruk-Bordiya kıyı hattı arasında “kama” görünümlü bölgede, Türkiye’ye sormadan kimse herhangi bir ekonomik ya da başka amaçlı girişimlerde bulunamayacak.

Kısacası, imzalanan o mutabakatla, Akdeniz’deki ihanet oyunları bozulmuş ve ABD ile Avrupalı emperyalist ülkelerin karasularımızdaki sömürge oyununa da ‘dur’ denilmiştir.

Diğer bir ifadeyle; Doğu Akdeniz’de Mısır-İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ve arkalarındaki batılı emperyalistlerin sırtlarına bir “kama” saplanmış oldu.

HUKUK DIŞI GİRİŞİMLER

‘Mutabakat Muhtırası’, ‘Beynelmilel hukuk’a uygun şekilde yapılmış olsa da Türkiye ve Libya’nın hedef alındığı bir karşı politik tavır dikkat çekmektedir.

İtiraz ve suçlamalar ile tehditler içeren bu karşı tavrın sebebi asla hukuki değil, siyasi ve de çıkar odaklıdır.

Oyunları bozulan bu çevreler akıl almaz hukuk dışı yollara başvuruyor.

Nitekim, Doğu Akdeniz’de oyunu bozan mutabakat haberi sonrası çılgına dönen Rumlar, Uluslararası Adalet Divanı’na başvurduklarını duyurdu.

Yunanistan ise skandal hareketlere kalkıştı ve Libya’nın büyükelçisini ‘deport’ etti.

Benzer çılgınlığı yaşayan ABD ve AB ile onların işbirlikçiliğini yapan S. Arabistan, BAE, Ürdün ve Mısır karşı tepkilerini seslendirmeye başladı.

Türkiye ile Libya’nın “deniz yetki alanlarını sınırlandırma” anlaşmasından rahatsız olan ülkeler kervanına, İsrail ile Fransa da katıldı.

İsrail Dışişleri, Yunanistan’a desteğini açıklarken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron mutabakatın “endişe verici” olduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu ise anlaşmayı kınadı.

Libya ve Türkiye’ye karşı harekete geçen Batılı emperyalist devletlerin kuklası Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve Mısır diktatör yönetimleri hem Arap Birliği hem de Afrika Birliği’nde lobi çalışmalarına başladı.

ABD’nin yönlendirmesiyle işbirlikçi Arap cephesi aynı zamanda Türkiye düşmanı, emperyalist ülkelerin desteğiyle Libya’nın meşru hükümetini devirmek için silahlı isyan başlatan ‘ Hafter terör örgütü’ne verilen desteği artırma kararı aldılar.

Hedef, Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakatı hükümsüz kılmak için meşru Libya hükümetini devirmek.

HUKUKA UYGUN OLDUĞU İÇİN MEŞRUDUR

Türkiye ile Libya arasında “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” TBMM ile Libya Başkanlık Konseyi tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Mutabakat kararının, BM’ye gönderildiği duyuruldu.

Böylece, uluslararası düzeyde hukuki süreç resmen tamamlanmış oldu.

Türkiye ile Libya hükümetlerine karşı harekete geçen ülkelerin tehdit ve suçlayan açıklamaları ile başlattıkları siyasi baskıların hukuki hiçbir karşılığı olmadığı gibi aslında devletler hukuk sözleşmelerine göre de suçtur.

Bu girişim, iki egemen ülkenin sahip olduğu hak hukuk çerçevesinde yapılan bir mutabakat muhtırasıdır.

Ayrıca, iki ülke arasında imzalanan bu ‘Mutabakat Muhtırası’ Viyana’da 2 Mart-14 Nisan 1961 tarihleri arasında düzenlenen “Birleşmiş Milletler Diplomatik İlişkiler ve Devletler arası ilişkiler hukuku” konferansında alınan kararlarla çerçevesi imzalanan uluslararası sözleşmelere bağlı kalındı.
Hiçbir şekilde diğer ülkelere karşı bir tehdit olmadığı gibi diğer ülkelerin hakkına, hukukuna taciz değildir.

Kısacası bu gerçeklerden hareketle ‘Mutabakat Muhtırası’ hukuki dayanağa sahip olduğu için meşrudur.

Dost ve düşman herkes bilsin ki:

Türkiye emperyalist güç odakları ve onların işbirlikçilerinin tehdit ve baskılarıyla haklarından vaz geçecek bir ülke değildir.

İtirazlar ve suçlamalar beyhudedir.

Çünkü Türk milleti ve devleti, meşru haklarını sonuna kadar savunacak kuvvet ve kudrete sahiptir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Dost

Türkiyem Türkiyem memleketim benim eşsiz cennetim RABBİM Ülkemizi her türlü oyun ve tuzaklardan hıfz eylesin muhafaza eylesin
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23