Türk ve İslam, Avrupa için kalıcı bir tehditmiş(!)

08 Mayıs 2019 Çarşamba

26 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri var.

Avrupalı ırkçı, aşırı sağcı siyasi akımlar, Avrupa Parlamentosu seçimleri için başlattıkları kampanyalarında, Türk ve İslam düşmanlığı söylemlerini öne çıkardıklarına şahit oluyoruz.

Nitekim, kısa bir zaman önce AP seçimlerinde ortak strateji belirlemek için İtalya’nın Milano şehrinde toplanan bu siyasi partilerin temsilcileri, “Türk ve İslam, Avrupa için kalıcı bir tehdittir” iddiasında bulundular.

Ayrıca, ‘İslam ve Müslümanlardan arındırılmış bir Avrupa  için strateji’ konulu toplantıda ortak eylem kararları alındı.

İtalya, Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa, Finlandiya ve Danimarka’daki aşırı sağ partilerin temsilcileri; 

“Türkiye, Avrupa değil ve asla da olmayacak. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik konusundaki katılım süreci durdurulmalı ve kapılar tamamen kapatılmalı. İslam Avrupa’da yasaklanmalı ve Müslümanlar Avrupa dışına çıkarılmalı” önerilerini ortak görüş olarak benimsedikleri açıklandı.

İtalya›daki Lig Partisi’nin lideri aynı zamanda Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini,  Finler Partisi’nden Olli Kotro, Almanya’dakiaşırı sağ görüşlü AfD partisinden Jörg Meuthen, Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe (Front National) partisi lideri Marine Le Pen,  Hollanda’daki, Özgürlük Partisi (PVV) Geert Wilders ve Avusturya’daki ırkçı  Halk Partisi (ÖVP) lideri ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz,  Avrupa’daki Türk ve İslam karşıtlığı karalama kampanyalarına öncülük etmektedirler.  

ENGELLENEMEYEN YÜKSELİŞ

Avrupa Birliği (AB), o kuruluş felsefesinden uzaklaştıkça Hristiyan kulübü ve devamında ise ırkçılığın ağır bastığı popülist aşırı sağ siyasi akımların kontrolüne girmiştir.

Türkleri İslam’ın temsilcisi olarak gören bu siyasiler, aynı zamanda İslam düşmanıdırlar.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin yarım asrı aşan bir süreçte engellenmesinin ve Avrupa’daki İslam karşıtı politikalar ve eylemlerin asıl sebebi de bu siyasi akımların propagandalarıdır. 

Bugün AB üyesi ülkelerde bu siyasi akımların etkisiyle ‘İslam çağdışı, Müslümanlar ise potansiyel suçlu’ olarak kabul edilmektedir.

Bu düşmanca tavır, 26 Mayıs’ta yapılacak seçimler sonrasında çok daha belirgin hale gelecektir. 

Çünkü, bu sefer bu siyasi akımlar Avrupa Parlamentosu’nun (AP) belirleyen gücü olacaklar.

Yabancı düşmanlığının yanında Türk ve İslam karşıtlığı eylem ve söylemlerini sıradanlaştıran Nazi ruhlu bu siyasi akımlar, kullandıkları ayırımcı ve ırkçı dil ile Türk- İslam düşmanlığı politikaları maalesef Avrupa toplumunda karşılık bulmaktadır. 

Sermayeleri Türk- İslam düşmanlığı olan bu akımlar, her seçimde oylarını artırmaktadırlar. 

Ana akım siyasi partiler ise bu yanlışlara oy uğruna karşı çıkmaktan uzak duruyorlar. 

Avrupa’daki bu şer güçler sadece Avrupa’daki Türk ve İslam topluluklarını değil aynı zamanda Türk devleti ve tüm İslam dünyasını hedef alan ABD ile bir karşı  politik tavır içinde oldukları görülmektedir.  

Bu oyunların senaryoları Washington’da yazılsa da uygulamada taşeron olarak rol alan Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerdeki o ırkçı, aşırı sağcı siyasi akımlardır.  

Bazı konularda ABD ile AB arasında bazı görüş farklılıkları olsa da Türk ve İslam söz konusu olduğunda, ortak bir noktada birleştikleri ve karşı bir ortak tavır takındıkları tarihi bir hakikattir. 

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü sondaj faaliyetini durdurması yönünde çağrısıyla Türkiye’yi Akdeniz’deki haklarından vaz geçirme zorlamaları o siyasi tavrın bir sonucudur.

Aynı siyasi akımların bazı temsilcileri Türkiye’yi tehdit eden bölücü terör örgütü PKK’yı desteklemeleri de o düşmanlığın bir gereği olarak kabul ediliyor. 

Yine, İsrail devlet terörünün Filistin halkına yönelik saldırıları ve toplu katliamlarıyla işgal topraklarını meşrulaştırma adına Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak ilanı, Suriye’nin olan Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakılması gibi girişimler ve siyasi baskılar, İslam ve Müslümanlara yönelik ihanet projesinin parçalarıdır. 

Yine; Türkiye’yi demokratik hak ve özgürlükler ile basın özgülüğü gibi alanlarda eleştiren ve siyasi baskılar uygulayan Batılı emperyalistlerin savunucusu o siyasi akımların temsilcileri olan Avrupalı Parlamenterler, binlerce suçsuz insanı sadece inandığı değerleri savundukları için idam eden Mısır’daki darbeci katil Abdulfettah el SİSİ’nin davetine icabet ederek  ortak zirvede buluşmaları o ihanet planının bir devamıdır.  

Başkan Erdoğan, AB’nin kötü gidişatını gören liderlerden biridir.  Avrupa Birliği’nin ikiyüzlü politikaları ile Avrupa’da sürdürülen İslamofobia karalama kampanyalarını eleştirmekte ne kadar haklı olduğu bu söylem ve eylemlerden de anlaşılmaktadır. 

Bütün bu yaşanan gelişmeler gösteriyor ki; Avrupa Birliği kuruluş felsefesi olan değerlerinden uzaklaşmakta ve Türk ve İslam düşmanı olan ırkçı, aşırı siyasi akımlara teslim olma yolunda hızla ilerlemektedir. 

29 Mayıs’ta gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bu ırkçı partilerin alacağı oran bu gerçekleri doğrulayacaktır. 

Çünkü tüm anketler bu gerçeğe işaret ediyor.

Bu gidişat Avrupa Birliği adına üzücü olduğu kadar utanç vericidir. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Musa Serdar ÇelebiMusa Serdar Çelebi2 ay önce
    Mehmet bey kardeşim sizi buhassasiyetiniz sebebiyle gönülden tebrik ederim, hayırlı ramazanlar diliyorum
  • Musa Serdar ÇelebiMusa Serdar Çelebi2 ay önce
    Demokrasi özgürlük barış hoşgörü tolerans gibi kavramları birinden düşürmeyen bazı Avrupalı'lar tarihten sadece ve sadece düşmanlık çıkarıyorlar .Avrupa birliği içinde 30 milyona yakın Müslüman,8 milyon civarında da Türk yaşıyor.Irkçı ve ayrımcı söylemler öncelikle bunu dillendirenlerin kendi ülkelerine zarar verir,İç barışı zedeler. Bizim atasözümüz ilesöylersek, keskin sirke küpüne zarar verir .
  • Mustafa Mustafa 2 ay önce
    Sizden gibi görünürler asla sizden olmayacaklar taki siz onlardan oluncayadek . Ayet herşeyi anlatmıyormu.
  • NouadhibouNouadhibou2 ay önce
    Batıİslamı yıkmak istiyor haçlı seferleri bunun göstergesi ama emellerine kavusamayacaklar
  • ihsanihsan2 ay önce
    İstanbul'da Pontus oyunu!.."İstanbul'un göbeğinde Pontus Rumlarına yönelik  sözde soykırım kitabı satılıyor. Caddebostan Kültür Merkezi D&R Kitap Evi'nde. Türkiye'de mevcut D&R mağazalarında satışa sunulan sözde soykırım kitabı, mağazanın internet sitesinde de satılıyor,Yunan yazar Konstantinos Fotiatis tarafından yazılan ve Attila Tuygan tarafından Türkçeye çevrilen kitapta,Türk resmi tarihinin  sözde Pontus soykırımını inkar eden bütün argümanları çürüttüğü iddia ediliyor.Kitabın son kısımlarında, 'Tasavvur edilen Pontus Cumhuriyeti Haritası' yayınlanmış. Harita, Yunan Hükümeti tarafından ülkelerine gelen turistlere zorla dağıtılan broşürdeki sınırlar ile örtüşüyor. Sözde sınırlar, İnebolu'dan Batum'a kadar olan bölgeyi kapsıyor.Haritada, Kastamonu, Sinop, Amasya, Samsun, Tokat, Ordu, Giresun, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize ve Artvin illerimiz olmak üzere toplam 13 ilimiz sözde Pontus Rum Devleti'nin sınırları içinde gösterilmiş.Harita ile açık mesaj verilerek,Türkiye'nin kuzeyinde kurulmak istenen sözde devletin sınırları gösterilmiş ve açık bir şekilde bölücülük yapılmış. Konstantinos Fotiatis'in yazdığı sözde Pontus soykırım kitabı, resmi bir belge göstermek yerine, kişilerin anlatımına dayanan, Yunan Hükümeti'nin tezlerini savunan, Yunan Hükümeti ve Rum diasporası adına Kamu Diplomasisi yapan bir kitaptır. Kitabın rol modeli sözde Ermeni soykırımı iddialarıdır.Kitabın yazılış maksadı, Türkiye'nin kuzeyinde sözde Pontus Rum Devletinin kurulmasını sağlamaktır.'Pontus Rum Soykırımı' iddiaları tamamen yalan ve iftiradır. 1923 Tarihli Lozan Antlaşması'na bakıldığında, kitapta yazılanların tamamen yalan olduğu görülecektir. Yunanistan'ın da imzaladığı Lozan Antlaşması'nın hiçbir yerinde Pontuslu Rumların 'soykırımı' ile ilgili hiçbir kayıt yok. Aksine Lozan Antlaşmasının 59.Maddesinde, Yunan Ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamlar açık bir şekilde yazılmış ve katliam bizzat Yunanistan tarafından kabul ve tescil edilmiştir.Yunan Ordusunun, Balkan Savaşı sırasında Ege Adalarında ve İzmir'i işgalinden sonra Rum ahalisi ile birlikte, Anadolu'da yaptığı katliamlar tek tek belgelenmiş ve tarih kitaplarında yerini almıştır.1923 Lozan Antlaşması ve antlaşma çerçevesinde imzalanan Türk ve Rum Ahali'nin değişimi sözleşmesi gereği Batı Trakya dışında yaşayan Türkler ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada dışında yaşayan Rumlar karşılıklı olarak değişime tabi tutuldu. Doğu Karadeniz bölgesindeki Rum varlığını sonlandıran bu gelişme aynı zamanda bölgede bir Pontus Rum Devleti kurulması projesinin iflası anlamına geliyordu. Türkiye'nin batısında 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını işgal eden Yunanistan şimdi de Rum Diasporası ile işbirliği yaparak Doğu Karadeniz'de Pontus Rum Devleti kurmaya çalışıyor.""Cumhuriyet savcıları, sözde Pontus soykırımı kitabını gördü mü?" 'Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım' Kitabı, D&R Kitap Evi'ne ilave olarak idefix, gittigidiyor, akakçe, kitapyurdu.com, kitantik, n11.com, amozon.com internet sitelerinde de satılıyor.Yunanistan ve Rum Diasporası'nın işbirliği ile hazırlanan, Türk Milleti'ne iftira atan ve Doğu Karadeniz'de Pontus Rum Devleti kurulması için Kamu Diplomasisi yapan 'Pontos Rumlarına Yönelik Soykırım' adlı kitabın satışı durdurulmalı ve mevcut kitaplar derhal toplatılmalıdır."***Türk milletinin hak ve hukukunu korumakla yükümlü "yeni Türkiye"nin yeni adalet mekanizmasının  bu işlere bakacak vaktinin olduğunu düşünmüyorum!.. YSK'nın karar aldığı, terörist başı Abdullah Öcalan'ın mektuplarının tekrar okunmaya başladığı kara Pazartesi'de Türk ve Atatürk düşmanı  Kadir Mısıroğlu'nun tabutu Türk bayrağına sarıldı. Kimseden çıt çıkmadı!.. Aziz şehitlerimizin naaşlarının sarıldığı  uğruna canımızı feda ettiğimiz şanlı bayrağımıza!..Ne demişti fesli meczup?.."Keşke Yunan galip gelseydi..."Kara kaplı ajandadaki 2023 projesi karanlık zihniyetlerin desteği ile yeni bir ivme kazandı!..

Günün Özeti