--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Irak’ta Sünnilerin sorunları çözülmeden sonuç alınamaz

Mehmet Koçak
Mehmet Koçak

Irak’ın içine düştüğü parçalanmışlık, yıkım ve kaosun sorumlusu ABD ve müttefikleridir. Irak’ta Sünnilerin güven sorununun müsebbibi ise İran’ın emrinde hareket eden Nuri el-Maliki dönemidir. 

O dönemde Ordu, Emniyet ve İstihbarat başta olmak üzere tüm devlet kurumlarından Sünniler uzaklaştırıldı. Sünnilerin yaşadığı il ve ilçelere mülki amirler, Şii militanlardan oluşturuldu. Sünni halka Şii yöneticiler tarafından büyük baskılar yapıldı. Keyfi tutuklamalar ve “merkezi yönetime karşı örgütlenme” gibi asılsız iddialarla tutuklanan binlerce insan işkenceden geçirildi. 

Dışlanan ve ötekileştirilen Sünniler, çaresizlikten DAEŞ’e bir ümit beklentisi içinde destek vermek zorunda kalmışlardı. 

Şimdi El İbadi, Başbakanlığındaki Irak Merkezi hükümeti, Irak’ı Sünnilerden arındırmak suretiyle bir Şii Irak devleti kurmayı hedefleyen Nuri el Maliki döneminin hatalarını örtmeye çalışıyor.

Ancak somut bir değişim yok. Vaatler var, fakat, yasal bir düzenleme ve güvence yok.

Nüfusu 1 milyon 700 bin olan Musul’un %70’i Sünnilerden oluşmaktadır. 

Musul operasyonu sürerken, “DAEŞ sonrası Musul’a kim veya kimler hakim olacak?” sorusu soruluyor ve farklı cevaplar üzerinde tartışmalar devam ediyor. 

Operasyon sonrası Musul ve Telafer başta olmak üzere Sünni yerleşim yerlerine Şiiler girecek olursa Sünni aşiretler teslim olmayıp ayaklanma başlatmayı planlıyorlar.

Sünni siyasiler, kanaat önderleri ve aşiretler ortak bir bildiri yayınladılar. Bu bildiri, Irak Merkezi hükümete, işgalci ABD ve müttefiklerinin bölge temsilcilerine de gönderildi. 

Yayınladıkları ortak bildiride, dışlama ve ayırımcılık sorunu yasalarla giderilip, Merkezi hükümet ve tüm devlet kadrolarının kapıları Sünnilere açılmadıkça, Irak merkezi hükümetiyle bir işbirliğine gidilmeyeceği açıkça deklare edildi. 

Sünni bölgeler, Sünni siyasiler tarafından idare edilmeli. Sünnilerin her türlü hakları ve güvenlikleri yapılacak yeni yasal düzenlemelerle garanti altına alınması isteniyor.

Eğer, Musul ve Telafer başta olmak üzere Kuzey Irak Kürt Yönetimi dışındaki Sünnilerin yaşadıkları bölgeler, Irak’a bağlanmak isteniyorsa bu haklar mutlaka sağlanmalıdır. Aksi halde fiili bölünme daha da derinleşir. 

Diğer bir gerçek şudur.

Sünni kesimlerin yaşadığı bölgelerde askeri güçle bir neticeye varılamaz. Sünnilerin sorunları yasal güvenceye kavuşturulmaz ise Musul, DAEŞ’den temizlense de sorunlar devam eder. Bugün DAEŞ yok edilirse yarın başka bir örgüt doğar.

Demek ki: Irak’ın çözmesi gereken asıl meselesi, Sünnilerdir.

TÜRKİYE DÜN VARDI BUGÜN DE OLACAK

Osmanlı yönetimi, Musul, Kerkük ve Basra vilayetlerden oluşan Irak’ı vali tayin ederek idare ediyordu. 

Osmanlı döneminde Irak’ta Şiiler, Sünniler, Türkmenler, Kürtler ve Araplar hatta Yezidiler ile Asuriler birlikte yaşıyorlardı. 

Osmanlı’nın 500 yıllık hakimiyeti döneminde bu topraklarda barış ve huzur vardı. Kimseye dini inanç veya etnik farklılıklarından dolayı ayırımcılık yapılmıyordu. Güven ve hoşgörü ortamında herkes birbirine saygılıydı. 

Irak ve tüm Ortadoğu bölgesinde Osmanlı dönemindeki huzur ve güvenin özlemi yaşanıyor. 

Osmanlı’yı parçalayan Batı emperyalist devletleri, yaydıkları fitne ve fesatla bugün Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da güven, barış ve huzurdan eser kalmadı. 

İngilizlerin oyunuyla 1927’de terk ettiğimiz Sadece Musul değil, Musul Vilayeti bizim Misak-i Milli sınırlarımız dahilindedir. Aynı zamanda Ankara antlaşmasına göre Türkiye Musul ve Kerkük’e garantör ülkedir. 

Türkiye bölgeye, mezhepsel ve etnik köken ayırımı üzerinden yaklaşmıyor. 

Tarihi beraberlik, aynı din ve kültür değerlerin ortak sahiplerinden biri olarak Türkiye, farklılıklara rağmen bir arada yaşama idealine katkıda bulunmak amacıyla hem sahada hem de masada olmayı amaçlıyor. 

Bugün Irak’ta bulunan işgalci devletlerin bölge halkıyla hiçbir bağı bulunmuyor, komşu ülke değiller ve Irak ile ortak sınırları olmayan ülkelerdir. Bu ülkelerin başında ABD ve müttefikleri, binlerce kilometrelerden gelerek bölgede söz hakkına sahip oluyorlar. 

İşgal ve sömürü planlarına yeni alanlar oluşturma girişimlerine itiraz edemeyen bazı Iraklı siyaset ve şeyh bozuntularının Türklerin bölgede etkin olma isteğine itiraz etmeleri, tarih bilmezlik ve maksadı aşan pervasız açıklamalardır.

Bu itirazcı tutumları, işgalci güçlere ve İran gibi ülkelere uşaklık yapmanın bir sonucudur. 

Ancak: Ne işgalci güçler ne de İran gibi ülkeler ve yerli uşakları Türkiye’yi bölgeden uzak tutma girişimlerinde muvaffak olamayacaklardır. 

Türkiye tarihte vardı, bugün de bölgede etkili ve garantör ülke olarak var olmaya devam edecektir… 

 

Mehmet Koçak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle