İflas eden ‘Davutoğlu politikaları’ yerine, yeni bir Suriye politikası şart

04 Eylül 2019 Çarşamba

Suriye’de sabır sınırlarımızı zorlayan gelişmeler yaşandı, yaşanıyor.

Süreç içinde yaşanan olumsuz gelişmeler  gösteriyor ki, bizi çıkmazlara sürükleyen Ahmet Davutoğlu’nun ‘Komşularımızla sıfır sorun politikası’ aslında çoktan iflas etmiştir.

Ancak, Davutoğlu sonrası Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan, bu yanlış politikadan ayrılarak cesur girişimler ve ‘Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ adlı iki  operasyonla elde edilen başarılar üzerinden biz hâlâ Suriye’de hem yerelde hem de masadayız. 

Kısacası, gelinen noktada o iki başarılı operasyon ve Başkan Sn. Erdoğan’ın başarılı girişimleriyle elde edilen kazanımları kaybetmeme ve yeni kazanımlar elde etme adına yeni bir Suriye politikasına ihtiyaç var olduğu kanaatindeyim. 

Çünkü taraflar samimi ve güvenilir değil.

ABD, BİZİ HÂLÂ OYALIYOR

Suriye’nin kuzeyinde ABD ile varılan ‘Güvenli Bölge mutabakatı’ asla umut verici değil. 

Güvenilmez olan ABD ile ‘Güvenli Bölge’ oluşturulamayacağı artık anlaşılmıştır. 

Nitekim daha dün yaşanan gelişmeler ve yapılan açıklamalar bunun örneğidir.

Bir yandan teröristlerin çekileceğini söyleyen ABD, öbür yandan da PKK/YPG’ye yardıma devam ediyor. 

ABD, terör örgütüne 140 TIR dolusu daha silah yardımı yaparken; ABD’li General Nicholas Pont, terör örgütü PKK/YPG’nin içinde aktif olduğu DSG’ye “Türkiye size dokunamaz” açıklamasında bulundu.

Bu beyanlarıyla ABD’liler hem güven veriyor hem de cesaretlendiriyor. 

ABD, Türkiye’nin tüm uyarılarına ve itirazlarına rağmen bu girişimden vaz geçmeyeceğini her fırsatta hem dile getiriyor hem de gereğini yerine getirmek için terör örgütü PKK/YPG’yi silahlandırmaya ve sahiplenmeye devam ediyor.

ABD’nin hedefi,  petrol coğrafyasındaki hakimiyet mücadelesine kendisine hizmet edecek bir yeni yapıyı Suriye’nin kuzeyinde oluşturmak.

Washington menşeli haberlerde, ABD’nin Türkiye ile mutabakata varmış olmasına rağmen asıl hedefinden geri adım atmadığı ve atmayacağı açık bir şekilde ifade ediliyor.

Yani ‘mutabakat’ işin hikayesi…

ABD ihanet planından vaz geçmeye niyetli olmadığı gibi siyasi ve askeri baskıların yanında ekonomik operasyonlar ve yaptırım tehditleriyle Türkiye’yi o terör devleti ihanet projesini kabullenmeye zorluyor.

İDLİB MUTABAKATI ÇÖKTÜ, ÇÖKÜYOR

Bir yanda Suriye’nin kuzeyinde ‘Güvenli Bölge’ konusunda ABD ile görüşmeler ve tartışmalar sürerken, madalyonun diğer yüzünde ise İdlibkonusunda Rusya ve İran ve onların desteğindeki Şam rejim güçleriyle boğuşuyoruz.

Şu bir gerçek ki, herkesin kendine göre bölge üzerinde bir hesabı vardır.

Kısacası; ne ABD ve ne de Rusya ve İran geleceğini Suriye halkının belirleyeceği bir Suriye istemiyor.

Her biri kendi çıkarlarını korumaya çalışırken Türkiye’yi de kendi çıkar politikalarına alet etmeye uğraşıyor.

ABD, kuzeydeki terör devleti yapılanmasını kabullenmeye, Rusya ve İran ise, Şam yönetimiyle masaya oturtmaya Türkiye’yi zorluyor.

Ayrıca, İdlib’i Şam yönetimine devrederek kuzey bölgesinden de Türkiye’nin çekilmesini istiyorlar.

Kısacası, Rusya’yla sürdürülen ve İran’ın da dahil olduğu Astana- Soçi süreci ise çöktü, çökecek. 

ABD’nin oyalayıcı politikalarının benzerleri İdlib’de tezgâhlanıyor. 

Bütün bu olumsuz gelişmeler ve değişen şartlar  bizi Ortadoğu’yu kapsamı içine alacak yeni bir Suriye politikasına mecbur ediyor. 

YENİ POLİTİK HAMLELER

Suriye üzerinden egemen güçlerin ve aktör ülkelerin Ortadoğu politikaları ve hedefleri artık gizli değil.

Gelinen noktada hesaplamalar, dostluklar ve düşmanlıklar üzerinden değil, çıkarlar dikkate alınarak yapılıyor.

Türkiye’siz hiçbir hesabın başarıya ulaşmayacağı görülmüştür.

Bu gerçeği iyi bilen güç odakları Türkiye’yi yanlarına çekmenin uğraşı içindedirler.

Türkiye bu baskılara ve oyunlara boyun eğmemekte kararlıdır.

Türkiye, kendi güvenliği, bölgenin barışı ve huzuru ile göçmen sorununa çözüm bulma adına İdlib ve Suriye’nin kuzeyinde ‘Güvenli Bölgeler’ oluşturup terör örgütlerinden bölgeyi temizlemekte kararlıdır. 

Ancak, Suriye’de Türkiye kendi tezlerini kabul ettirmek ve hedefine ulaşabilmesi için A. Davutoğlu tarafından başlatılan ve iflas eden politikaların yerini dolduracak daha kapsamlı ve etkili politikaları oluşturmaya mecbur. 

Aksi halde kazanan değil kaybeden taraf olur.

Bu gerçek kabullenilmeli ve gereği mutlaka yapılmalıdır.

Bu yeni politik girişim, her ne kadar Suriye üzerinde kurgulansa da Ortadoğu’nun geleceğini de kapsayacak şekilde planlanmalıdır.

Zira, bölge üzerinde hesapları olan egemen güçlerin tamamı Ortadoğu politikalarını Suriye üzerinden oluşturdukları gerçeği mutlaka dikkate alınmalıdır.

Çok zor olmakla birlikte birilerinin dayatmasıyla değil, Türkiye’nin belirleyeceği şartlar kapsamında Şam yönetimiyle kısmi ilişkiler de kurulmasından çekinilmemeli. 

Mesele, ülke ve milletimizin ali menfaatleri ve bölge ülkelerinin barış ve huzuru ise gerisi teferruattır.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti