• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Koçak
Mehmet Koçak
TÜM YAZILARI
07 Eylül 2019

Gül, Davutoğlu ve Babacan bilmeli ki; “Yanlışlardan dönmek de bir erdemliktir”

Ülkemize yönelik asimetrik savaş aralıksız sürmektedir. 

Karalama, yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyaları ile iç işlerimize ve de siyasi yapılarımıza müdahaleleri bitmedi, bitmiyor. 

Yani, dış ve dış destekli iç tehditlerle ve siyasi entrikalarla karşı karşıyayız.

Çünkü, dış mihraklar, ‘Kararlarını kendi alan, güçlü ve üreten bir Türkiye’ istemiyorlar. 

Bunun içinde jeo stratejik ve jeo konumu itibarıyla Türkiye, dış güçler tarafından ihmal edilecek bir ülke değildir.

Bu ülkeyi yönetecek siyasi yapıları ve kadroları ele geçirmek, yönlendirmek, onlar için büyük bir önem arz etmektedir.

Hedefleri, milli ve yerli olan, ülkemizi en iyi şekilde temsil eden. İşbirlikçiliği ve teslimiyetçiliği kabul etmeyip karşı politikalarla ilkeli duruşunu sürdüren Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile 18 yıldır onun liderliğinde halkının desteyle iktidarın meşru sahibi olan AK Parti’dir.

Elbette ülkemiz ile ülkeyi yöneten Sn. Erdoğan Cumhurbaşkanlığındaki yönetim kadrolarımızı hedef alan karalama kampanyaları ve ihanet girişimleri üzücüdür. 

Ancak onlardan daha üzücü olan, daha acı veren ise muhalefet cephesindeki işbirlikçiler gibi AK Parti içinden yani iç bünyeden bazı kişilerin o ihanet kampanyalarına katılmaları ve o şer tiyatrosunda rol almalarıdır.

NE DİYORLARDI?

“Erdoğan’sız ‘bir AK Parti’ projesi var. Siz bunun neresindesiniz” soruma Sn. A. Gül, “Ben asla bir bölen olmam, hatta bir bölen olanların yanında yer almam. Liderimiz Erdoğan’dır ve biz AK Partiliyiz” demişti.

Ben de bu açıklamayı değer kabul ettiğim için köşemdeki yazımda aynen paylaşmış ve de  söylentilerin dedikodu olduğunu yazmıştım.

Hatta sevincimi camiamızın duayenlerinden Sn. Bülent Arınç ile de paylaşmıştım. 

Çünkü, ülkenin Ak parti üzerinden siyasi bir kaos ortamına sürüklenmesini istemiyordum.

Eski Başbakan Sn. Davutoğlu’nu Başbakanlıktan ayrılışındaki son basın toplantısında, “Şunu bir kez daha ifade ediyorum; ne gelişme olursa olsun ben verdiğim söze sadığım, cumhurbaşkanımızla son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim. Hiç kimse benim ağzımdan, benim dilimden, benim zihnimden, cumhurbaşkanımız aleyhine tek bir söz duymadı, duymayacak” şeklindeki açıklamalarından büyük bir mutluluk duymuştum. Telefonla ulaşarak takdirlerimi kendisine bildirmiştim.

Sn. Ali Babacan ise görevde olduğu dönemde ve sonrasında bazı toplantılarda selamlaştık. 

Konuşmaları ve davranışlarıyla siyasi bir yapı başlatacak veya Türkiye ve dünya siyaseti ile alakalı olarak ekonominin dışında bir karşılığı olmadığı kanaatine vardım.

Nitekim, halkta ve AK Parti camiasında konuşulan, tartışılan ve gündem olan bir kişi değildi.

DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞENLER

Liderleri Sn. Erdoğan’ın şahsı tasarrufuyla ve işaretiyle birileri Bakan, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olan ve bugün ise liderleri ve geçmişte mensubu oldukları camia ile siyasi çıkışları nedeniyle karşı karşıya gelen o zevatı  hayret ve teessüfler içinde izliyorum.

AK Parti camiasından belli bir güç devşirmenin uğraşı içinde olduklarını gördükçe de gerçekten üzülüyorum.

Çünkü lider Sn. Erdoğan takdiri olmasaydı bunların hiçbiri bu görevlere gelemezdi.

Cumhurbaşkanı olma kendi hakkı olduğu halde lider Sn. Erdoğan’ın çıkıp, “Benim ve partimin adayı kardeşim Abdullah Gül’dür” demesiyle Sn. Gül, 11. Cumhurbaşkanı oldu.

Bunun dışında hiçbir şart ve durumda Sn. Gül asla Cumhurbaşkanı olamazdı. 

Eğer Sn. Erdoğan, Davutoğlu yerine bir başkasını işaret etmiş olsaydı, Sn. Davutoğlu AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olabilir miydi?

Kaldı ki Sn. Davutoğlu, AK Parti’nin kurucularından değil. Sonradan kervana katılan birisi olmasına rağmen lider Erdoğan’ın inisiyatifi ve kabulüyle hayatında ulaşamayacağı makamlara gelmiş oldu.

Şimdi soruyorum. Bu büyük fedakarlığı yapan lidere karşı tavır takınmak, onun itibarsızlaştırmak isteyen dış mihraklar ve onların işbirlikçileri olan içimizdekilerin kervanına katılmak, onlara siyasi malzeme oluşturmak ve aynı cephede görünmek ne derece ahlaki bir davranıştır?

Yine soruyorum:

Partiyi bölme ve camiayı ümitsizliğe sürükleme adına siyasi tehditler savurulması, geçmişini inkar derecesinde bir tavır içinde geçmiş üzerinden kendini temize çıkarma gayreti içinde lideri hedef alan dengesiz yorumlar dava adamlığıyla bağdaşır mı?

İlkeli duruş, prensip, adamlık bunun neresinde?

Doğrusu bu yanlış tavır ve davranışları onlara hiç mi hiç yakıştıramadığımı altını çizerek ifade etmek isterim.

Bana göre bu zevat, gelinen noktada AK Parti camiası içinde bütün servetini iki zar uğruna kaybetmiş bir kumarcı durumundadırlar.

Nereye gittiği anlaşılmayan, bir hırs ve ihtirasla ibretlik bir savrulma içinde rotasını kaybetmiş gemi misali olmaları düşündürücü ve üzücü olduğu kadar kahredicidir.

Ayakta alkışlanan, her platformda Ak Parti camiasında olduğu gibi çeşitli halk katmanlarında takdir gören bu şahsiyetler, bugün o değeri kaybettiklerini bilmem farkındalar mı?

Bence bu kişiler daha fazla yıpranmama ve itibar kaybetmeme adına yol yakınken yanlışlardan dönme konusunda cesur bir karar almalıdırlar.

Unutulmasın ki, kimse günahtan münezzeh değildir. 

…Ve bilinmeli ki, bu gerçeği anlamak ve yanlıştan ve yanlışlardan dönmek de bir erdemliktir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet

eski taslar kırılmış atı alan üsküdarı geçmiş yazdığın yazıya bak, kabullenseniz iyi olur
  • Yanıtla

Karakit

Yahu yazar bey madem bu 3 adamın halkta bu kadar karşılığı yok tek başlarına hicbir anlam ifade etmiyorlarsa kendinizi neden bu kadar kasıyorsunuz ki.demokrasilerde ölene kadar bir partiye yada zümreye ... olmaya gerek yok.kurarlar partilerini karşılığını halktan görürler yada görmezler.adamlar dinden çıkmıyorlar ya.partiden çıkıyorlar.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23