• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Koçak
Mehmet Koçak
TÜM YAZILARI
25 Ocak 2020

Berlin Konferansı, Biz ve Libya

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in daveti üzerinde kısa bir zaman önce toplanan Berlin’deki Libya Konferansı, gün geçtikçe bir kartopu gibi yuvarlanıp büyüyen Libya sorununda maalesef hiçbir olumlu katkı sağlamadan dağıldı.

Aslında böyle olacağı işin başındaki konferans adına yapılan girişimlerde yaşanan yanlışlardan belliydi.

İlk yanlış davette yaşandı. 

Moskova’daki ateşkes anlaşmasını imzalamadan, masadan kaçan Hafter denen çete başının, ateşkesi imzalayan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac ile aynı düzeyde kabul edilip konferansa davet edilmiş olmalarıydı.

Çünkü biri BM tarafından tanınan bir hükümetin temsilcisi, diğeri ise BM kararları ve Viyana devletler sözleşmesine göre meşru bir hükümeti silah zoruyla indirmeye kalkışmaktan suçlu olan bir çete başı

Ayrıca bu kişi, verdiği emirlerle oluşturduğu silahlı çetenin gerçekleştirdiği saldırılarda sonucu masum ve sivil halkın ölümüne sebebiyet verdiği için ayrıca bir savaş suçlusu.

İkinci yanlış, bu çete’ye uluslararası hukuk hiçe sayılarak yardımcı olan ülkelerin konferansa önerileriyle etkili olabilecek itibarlı ülkeler olarak kabul edilip davet edilmiş olmalarıdır.

Berlin Konferansı somut bir karar alınmadan dağılmış olmasının asıl sebebi katılımcıların kendileri tarafından Libya sorununun bir çözüme ulaştırılması konusunda samimi olmamalarıdır.

Yani toplandığı gibi hiçbir olumlu katkı sağlanamadan konferans dağılmış oldu.

Diğer bir ifadeyle Libya Konferansı sonu belirsiz bir sürecin başlangıcı anlamına gelmektedir.

Halbuki Libya’da ateşkesin sağlanması ve kalıcı bir barışa dönüşmesi için bu konferans bir şanstı.

Zira bu yönde de çok ciddi beklentiler vardı.

Şansölye Merkel’e göre Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac ve darbeci ‘Hafter çetesi’nin Komutanı Halife Hafter’in Berlin’e gelip konferansa katılmaları önemli bir kazanım olmuş.

Yani Almanya’nın ev sahipliğinde bir Libya Konferansı düzenlenmiş oldu, hepsi bu.

Özetleyecek olursak bu konferans bir fiyasko ve söz konusu konferansı ümitle takip eden herkes için koca bir talihsizlik.

Uluslararası Toplum’un adına bu durum, yetersizliğinin bir göstergesidir. 

KULOĞLU TÜRKLERİ VE LİBYA

Libya’ya Osmanlı vilayetlerinden giden yeniçerilerinin soyuna dayanan Kuloğlu (Köroğlu) Libya’daki Türklerdir.

Kuloğlu Türklerinin, aşiret düzeninde yaşayan ve 400’ün üzerinde aşiretin yaşadığı Libya’da prestij sahibi olan bir zümre oldukları bilinmektedir.

Halihazırda ağırlıklı olarak Mısrata, Trablus, Zawiya, Derna ve Zliten ve Bingazi’de yaşayan Koloğlu Türkleri, 1936 nüfus sayımlarına göre yaklaşık 35 binlik bir nüfusa sahipken şu anda tam rakamları bilinemiyor.

1949’da bağımsızlığını yeni kazanmış Libya’nın ilk başbakanı Koloğlu Türkleri’nden Sadullah Koloğlu olup, kendisinin oğlu olan Orhan Koloğlu ise 70’li yıllarda Ecevit’in Libya özel temsilciliğini yürütmüştü.

Bizim millet olarak Libyalılarla çok ciddi bağlarımız olduğu aşikârdır.

Biz birileri gibi “Libya’ya neden asker gönderiyoruz?” , veya Libya’dan bize ne” demek hakkımız yok. 

Altını çizerek ifade etmek isterim ki; Libyalılar ile birlikte Libya ve Libyalıların dost ve de akrabalarının zihninde netleşmeyen hiçbir sorun çözüme kavuşmuş olamaz.

Libya’daki sorun tüm Libyalıları olduğu kadar bu ülke ile tarihi ve kültürel bağları bulunan ülke ve milletleri de ilgilendirmektedir.

Türk devleti ve Türk milletinin Libya’ya ve Libyalılara ilgisi bundandır. 

Tarih bilgisinden yoksun, strateji belirleme becerisi olmayan bir kesim muhalefetin “Türkiye’nin Libya’da ne işi var?” diye sorması gerçekten üzücü ve utanç vericidir.

Libya’nın zenginliklerine ve kıyılarına göz koyan, imkânlarını kendi çıkarları için kullanmak için Türk askeri Libya’ya gitmiş değildir.

Libya ile tarihin derinliklerinden gelen bağları bulunan Türklerin ve Türk devletinin tek isteği, Libya topraklarını savunabilecek, siyasi istikrarlara kavuşmuş bir Libya devletinin var olmasıdır.

Şunu herkes bilsin ki; istikrarlı bir Libya için siyasi desteğimizin yanında şanlı Türk Ordusunun Libya’daki varlığı ve meşru hükümete desteği sürecektir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mardinli

Sayın memed hocam dilinize yüreğinize sağlık.Hocam berlin konfarasi fiyasko ile bitti.Zaten küfür güçlerinden iyilik beklemek akılsızlıktir.Kesinlikle müslümanların iyiliğini istemezler.Ben siyasi değilim ama maalesef müslümanlar için zararlıdır.Çünkü küfür güçlerin toplantıydı bu konfarasa kimler vardı bütün küfür güçlerin temsilcileri vardı müslümanlar adına türkiye ile libya ile meşru hükümeti temsilcisi vardı.Esasında türkiye bu konfarasa katılmamalı niye?O küfür güçlerin kuklası olan hafter aradığı buldu o küfür güçlerin onu itiraf etmiş oldular.Böylece o terörist ile meşru devlet başkanı aynı kefede konuldu.Zaten aradığı buydu
  • Yanıtla

Selami kara

Tamam tamam da işin sonu İdlip de Rusyaya dur demek Çatışmak değilmi ? S 400 hem iyi hem kazık değilmi ? 2020 nisan a ertelenmesi ve de Nisanın da ertelenmesi tam kazık değilmi ? Etimiz budumuz ne ? Bize bir Nötron sallasalar rezil oluruz.Birazda bu yönleri kaşıyalım.Aglamak yetmiyor.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı