• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Koçak
Mehmet Koçak
TÜM YAZILARI
13 Temmuz 2019

ABD, İran’a saldırır mı?

ABD’nin tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesi, ekonomik ambargolar ve en son Trump’ın İran’a yönelik olası bir savaşta “yok olmayla karşı karşıya kalırsınız” tarzı tehditleri üzerinden komplo teorileri üretilerek çeşitli savaş senaryoları dillendiriliyor.

Dünya başkentlerinde, ABD ve İran savaşacak mı? Sorusuna cevaplar aranıyor. 

Uygulanmaya başlayan yaptırımlar, şu ana kadar İran ekonomisinin bel kemiğini oluşturan petrol satışlarına önemli bir darbe vurdu. 

Ülkenin petrol ihracatının azalması, ihracat ve ithalatın her geçen gün zayıflaması ile İran ekonomisi sıkıntılı bir sürece girdi.  

İran yönetimi, ABD ve işbirlikçisi ülkelerin başlattıkları siyasi baskı ve yaptırımlardan kaynaklanan ekonomik sorunların aşılabilmesi için farklı yol ve yöntemler başvuruyor.

Çemberin daraldığının farkında olan İranlı yetkililer, bilhassa döviz fiyatlarında yaşanan felaketin reel ekonomiye yansımasının önüne geçebilmek amacıyla, Türkiye ve Rusya’nın yanında Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerine yönelik başlattığı diplomasi atağını sürdürüyor.

İran, bu ülkelerle yerli para birimlerinin kullanımı dahil farklı ticaret yolları geliştirmeye ve yaptırımların sıradan halk kitleleri üzerindeki etkisini azaltmaya çalışıyor.

AB İKİYÜZLÜ VE OYALAYICI

İran, benzer arayışları eş zamanlı olarak Avrupa Birliği (AB) ve AB üyesi ülkeler ile de başlatmış ancak bir arpa boyu yol alamamış.

ABD’nin tek taraflı olarak İran ile varılan ‘5+1 Nükleer Anlaşması’ndan çekilmesine rağmen anlaşmasının yaşatılmasından yana olduklarını ifade eden Brüksel, maalesef bu konuda tutarlı ve cesur bir politik tavır takınamamıştır. 

AB’nin, İran’a destek yerine oyalayıcı politikalar uygulaması İran’ın yalnızlaşmasına sebep oldu.

AB, her konuda olduğu gibi İran konusunda da ABD’nin baskılarından kaynaklanan korkularını aşamadı. İran ise AB’den beklediği desteği bulamadı için uranyumun seviyesini yükseltme yoluna başvurarak, anlaşmanın bazı maddelerini askıya almak zorunda kaldı. 

SAVAŞ ÇIKAR MI?

Ancak, her geçen gün karşılıklı tehdit ve restleşmelerin bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği konusu dünya başkentlerinde tartışılmaya devam ediyor.

ABD’de ise iki faklı görüş karşı karşıya geldi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından da desteklenen birinci görüş, İran’ın barışçı bir yolda olmadığı düşüncesini savunuyor.

Bu görüşü savunanların iddiasına göre İran, bölgedeki bazı ABD unsurlarına karşı saldırı hazırlığı yapıyor.

Bu konuda Washington’ın Tahran’a mesajı net; eğer bölgedeki ABD unsurları, İran üzerinden veya İran’ın taşeronları üzerinden hedef alınması durumunda, ciddi bir askeri karşılık verilecek.

İkinci görüş ise kriz konusunda Başkan Trump ve yönetimini suçluyor.

İran›da rejim değişikliği hedeflendiğini ve bir savaşın çıkması ABD’nin çıkarlarına aykırı olacağını savunuyor. 

İkinci görüşü savunanlar, eski Başkan W. Bush’un Irak işgaline gerekçe gösterdiği ‘kimyasal silahlar’ın varlığının gerçek olmadığını örnek göstererek “İran, bölgedeki bazı ABD unsurlarına karşı saldırı hazırlığı yapıyor” iddiası için “sahte istihbarat bilgisi” olduğu ve inandırıcılığı olmadığı görüşünde.

Başkan Trump’ın savaş hazırlıklarına karşı çıkan bu cepheye göre, İran’a saldırı gerekçesinin karşılığı yok. 

Ancak, Başkan Trump ve onun görüşüne destek verenler, iddialarında ısrarlı.

Beyaz Saray’dan sızan bilgilere göre askeri müdahale planları üzerindeki tozlar da silinmeye başladı bile.

ABD yönetimi İran’da bir rejim değişikliği istediği doğru ancak her şeye rağmen ABD’nin İran’a yönelik topyekûn bir savaş başlatacağı kanaatinde değilim. 

Bunun bazı özel sebepleri var.

Birincisi; İran, ABD ve bölgesel müttefiklerinin bütün stratejik varlıklarına ulaşabilir noktadadır.

Bu yüzden ABD’nin İran’a yönelik havadan ve denizden başlatacağı büyük bir operasyon bütün bölgeyi içerisine alacak şekilde bir çatışma alanına dönüştürür.

İkinci sebep; ABD’nin Ortadoğu denkleminde her zaman İran’a ihtiyacı vardır.  

Çünkü ABD, İran üzerinden Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere bölge ülkelerine yönelik sömürü politikalarına ayar veriyor.  

Üçüncü sebep; İran, ABD’nin bölge politikaları konusunda gerçekten savaş göze alınabilecek kadar büyük bir tehdit değildir.

Diğer bir önemli sebep ise 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirmek için gerçekleştirilen işgalin artçı şokları halen sürüyor.

Üstelik İran, Saddam Hüseyin’in Irak’ından çok farklı ve çok daha güçlü bir ülke.

Kısacası İran,  öyle zannedildiği gibi ciddiye alınamayacak kadar basit bir ülke olmadığını ABD de çok iyi bilmektedir.

Bu sebepler nazarı dikkate alındığında bana göre ABD, kendi prestijini koruma adına küçük çaplı saldırılarla işi geçiştirecek ve devamında asıl hedefine yönelecektir.

ABD’nin asıl hedefi, dünya enerji kaynaklarının kontrolünü tam olarak eline geçirmek üzere Ortadoğu’ya yeniden yerleşmektir.

Türkiye ve İran’ı hedef alan tehditlerinin sebebi ise bu hedefini engelleyici bir ortak tavır almalarını engellemektir.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23