• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Yontulmamış kibir putu: FETÖ elebaşı

23 Ocak 2021


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Kibir, yanında hiçbir güzelliği barındırmayan manevi bir illet, psikolojik bir hastalıktır. Kibrin olumsuzlukları sadece bireyi değil, kişinin konumuna göre aileyi, toplumu hatta bazen bütün bir milleti, bütün bir insanlığı etkiler.

Amerika’daki ziyaretlerimden birindeydi. Öğle yemeği sonrası masada kalanlarla sohbet ediyoruz. İngiltere’den gelen bir grup, söz arasında tanışmak istediler. Hepsi sırayla ismini, ne iş yaptığını söyledi. Sıra bana gelince adımı, soyadımı söyledim. Gruptakilerin hepsi şaşkınlıkla bakakaldılar. Ne olduğunu sordum. Günlerdir beraberiz, dediler. Biz sizi tanıyoruz. Fakat sorduğumuz kişiler bize sizi Latif Erdoğan’ın kardeşi diye tanıttılar. Onun için şaşırdık…

Sıradan bir misafirin bile tanınmış olmasını hazım edemeyecek kadar kibir illetli bir adamın bu haline acımak bile içimden gelmedi. Sadece tiksindim…

1999 Marmara depreminin ıstırap yüklü günleriydi. Engin Noyan beni Samanyolu televizyonunda gerçekleştirdiği Kapılar ve Köprüler programına davet etti. Hem deprem hem de kader konusuyla ilgili sohbet yapacaktık. Öğleye doğru televizyonun genel müdürü Naci Tosun telefonla aradı ve söz konusu programın iptal olduğunu söyledi. Akşam televizyonu açtım. Engin Noyan açılış konuşması yapıyordu. Bir ara, bugünkü konuğumuz gazeteci-yazar Latif Erdoğan, herhalde trafiğe takıldı, biraz sonra beraber olacağız, dedi. Konuşmasını biraz daha sürdürdü, saatine baktı, Latif Hocamız randevularına hassastır, acaba niçin bu kadar gecikti merak ediyorum, dedi. Benim gelmemden ümidini kesince de programı tek başına devam ettirip bitirdi. 

Türkiye’nin bu kadar ıstıraplı gününde, Amerika’dan Naci Tosun’u arayıp, onu konuşturursanız televizyona kilit vururum diyecek kadar zıvanadan çıkmış bir egosantrik adamın bu haline kızmak, öfkelenmek bile içimden gelmedi. Sadece tiksindim…

Yıl 1979. Bozyaka yurdundayız. Temizlik gerekçesiyle binanın içinde terlikle dolaşıyoruz. Fakat her namaz vakti, mescidin önünde bir seremoni yaşanıyor. Şöyle ki, mescide terliklerimizle girmiyoruz, kapının önünde çıkarıyoruz. Tabi bu hal kapının önünde yüzlerce terliğin yığılmasına sebep oluyor. Namaz sonrası o karmakarışık terlik yığınlarının içinden kendi çift terliğinizi bulmak epeyce vakit alıyor, sizi uğraştırıyor. Bir çift terlik müstesna. FETÖ elebaşı mescide terlikle giriyor ve terliğini mescidin iç kısmında çıkarıyor. Ve orada bulunanlardan biri tarafından terliklerin önü çıkış istikametinde olacak şekilde düzeltiliyor. O da namaz sonrası, ayakta sağlı sollu dizilmiş bekleyen talebelerin arasından çalımlı bir yürüyüşle geliyor, düzeltmek zahmetinden azade olarak terliğini giyip mescitten çıkıyor. Rutin işleyen terlik merasimi bu. 

Bir gün hiç beklenmedik bir facia ile biri onun terliğinin yanına benim terliklerimi de düzeltip koymuş. Yan yanayız. Tam terliklerini giyeceği sırada benim terliklerimin de düzeltilmiş olarak aynı hizada durduğunu görünce resmen delirdi. Terliklerini giyer giymez, suratı mosmor mescitten kendini dışarı zor attı, beşinci kattaki odasına basamakları ikişer üçer tırmanarak çıktı. Odasının kapısını kilitledi. Bir müddet sonra elinde valiziyle odadan çıktı. Yüzündeki morluk daha da şiddetlenmiş olarak yine basamakları atlaya atlaya aşağıya indi ve Bozyaka yurdunu terk etti, gitti.

Bakmayın siz, kendisine “kıtmir” deyip durduğuna. Onun asıl karakteri işte budur. Yani yontulmamış kibir putudur. 

Yıl 1995. “Her Şey Bosnalı Çocuklar İçin” sloganıyla, menajer Bayram Tutumlu - Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın organize ettiği maçı izliyoruz. FETÖ elebaşı heyecanın zirvesinde. Hatta kendi kendine bizim Millilere oturduğu yerden taktikler bile veriyor. Başbakan Tansu Çiller de yer yer onun heyecanına iştirak ediyor. Organizasyondan gayet memnun, neşesi gayet yerinde. Maçın bitimine doğru, samimiyetin de verdiği havayla kulağına eğilip bir espri yaptım. Kestanepazarı yıllarını ima ile bir zamanlar maç seyretti diye dayak yiyenler olurdu, dedim. Bu söz onun zıvanadan çıkmasına yetti.     

Akşam Altunizade FEM’e geldim. Koltuğuna oturmuş, söz konusu organizasyonu yerden yere vuruyordu. Muhatapları da gözlerini yummuş, kendilerinden geçmiş bir halde onu dinliyor, ara sıra da başlarını sallayarak onun maç hakkında dediklerini  tasdik ediyordu. 

Kibir ve gurur kaynaklı bu tür öfkeli haller deccala ait en belirgin özelliklerden biridir. Ey akıl sahipleri düşünün…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İşte Hayatım’dan bir alıntı:

Biz, Fethullah Hoca’nın sıkıntı çıkaracağını sezdiğimiz için - 1973 olabilir- Hocayı İstanbul’a çağırdık. Bu sezgimiz delillere dayanıyordu. Fethullah Hoca’nın etrafında bir takım insanlar toplanmış, hocaya bazı makamlar izafe ediyorlardı. Kimisi ‘Hz. İsa,’ kimisi ‘Mehdi,’ kimisi de ‘Kahtani’ diyordu. Hocaya aşırı iltifatlar yapılıyordu. Bundan dolayı da bazı yerlerde, ‘Fethullah Hoca namına,’ ona bağlı olduğunu söyleyen insanlar tarafından dershaneler açılıyordu: Edremit, Çanakkale gibi. Biz sür’atle bunun üzerine gidilmesi lâzım geldiğini, aksi takdirde parçalanmaya, bölünmeye gidileceğini ortaya koyduk. İstanbul’da, Hizmet Vakfı’nda, Fethullah Hoca’nın da bulunduğu bir toplantı düzenledik. Bütün arkadaşlar, ağabeyler vardı. Fethullah Hoca’ya şunları söyledim: ‘Bak böyle böyle bir hadise var. Biz aynı Üstadın talebeleriyiz. Nur Talebesiyiz. Böyle ayrı bir hareket, ‘size bağlı, bize bağlı’ diye bir durum olamaz. Kim bunu yapıyorsa, bize istinaden yapıyorsa bunun haddini bildirelim. Size bağlı görünüyorsa siz onun haddini bildirin, bu mesele bitsin.’ Hoca şu cevabı verdi: ‘Ben sizin gibi düşünmüyorum. Bunlar olabilir. Hatta bunlar Asr-ı Saadet’te de olmuş. Hatta biliyorsunuz Sahabeler kemiklerle birbirlerinin üzerine yürümüşler. Ben de böyle farklı oluşumların olabileceğine inanıyorum. Böyle oluşumların üzerine, sizin anladığınız tarzda, şiddetle gidilmesi taraftarı da değilim.’ Konuşmamız karşılıklı olarak şöyle devam etti: ‘Onlar Sahabeydi. Hepsi içtihada yetkiliydiler. Fakat biz böyle değiliz. Biz aynı Üstadın talebeleriyiz. Bizim böyle içtihat yetkimiz yok. İçimizde böyle bir meselenin olmaması lâzım.’ Hoca kabullenmedi. Ben yine şunu söyledim: ‘Siz böyle devam ederseniz, biz size tavır koyarız. İçimizde böyle bir oluşuma imkân ve fırsat vermeyiz.’ Hoca, ‘Sizin bileceğiniz iş’ dedi. Sonuçta Fethullah Hoca kendi yolunu çizdi, ama bizim cemaatimizden fazla adam alamadı. İzmir’deki bazı arkadaşlar hariç. Eğer alınan kararlar gereği ağabeyler de meselenin üzerine ciddiyetle gitseydi, Fethullah Hoca noktasında böyle bir duruma gelinmezdi.” (M Kutlular / İşte Hayatım)
  • Yanıtla

Kibir putu müfsid ne demişti: “ Haçlıların ülkenizi işgal etmeleri kötü değil.”

"Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."(Said Nursi)
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23